Bilinmeyenleriyle Trabzon Meydanı (2)

Bilinmeyenleriyle Trabzon Meydanı (2)

Kethüdazâde Hanı, muhtemelen Meydan’da inşa edilen ilk handı.

Bu hanın ve Meydan’daki diğer pek çok binanın sahibi olan Halim Ağa, Hazinedarzâde Osman Paşa’nın bölgede çıkan isyanları bastırması sırasında kendisine büyük yardımları dokunan Kethüdazâde Emin Ağa’nın oğluydu.

Anlaşıldığı kadarıyla Osman Paşa, yaptıkları hizmetler karşılığında, bu aileyi vakıf vasıtasıyla ödüllendirmişti. Halim Ağa 1860’ların başında, Meydan’daki dükkan ve mağazalarının bir kısmını Totorioğlu (Tutrioğlu) ve Havyarcıoğlu Maydiros’a devretmişti. Ayrıca eşleri Zekiye ve Elmas Hanım’a yarımşar hisse han ve mağaza devretmişti. Gübreden elde edilen gelir hiç de azımsanmayacak bir miktardaydı. Öyle ki 1860’ta bahçelerin kirasından elde edilen yıllık gelir 200 lira iken, gübreden elde edilen yıllık hasılat 250 liraydı.  Bu arada bazı şahısların, bu karışıklıktan da yararlanarak Meydan’da birtakım yeni yapılar inşa ettikleri görülmektedir. Örneğin 1860’ların başında Meydan’daki namazgâh ve çeşmenin yerine bazı şahıslar tarafından dükkan ve mağazalar yaptırılmıştır. Bu durum mahalle halkının tepkisine neden olmuştur.

 

Kara gümrük binası (Ambar)

meydan-3.jpg

 İşte bu dönemde 1862 yılında Meydan’da bir “Kara Gümrüğü Binası (Ambarı)” inşa edildi. Bunun yanında bir de Dördüncü Ordu’ya ait bir askerî ambar inşa edilmesi düşünülmüş; fakat bundan vazgeçilmişti. 1863 yılında ise Meydan’ın tamamının şahıslara satılması ciddi bir şekilde gündeme geldi. Fakat Meydan’ın tamamen ortadan kaldırılarak binalarla doldurulmasının memleket için hiç de hayırlı olmayacağı anlaşıldığından, bundan vazgeçildi. Sadece Meydan’ın bazı köşelerindeki arsaların vatandaşlara satılmasıyla yetinildi.  Bahsedilen dönemde, Meydan’ın bir tarafında İskenderpaşa Camii, medresesi ve mezarlığı vardı. Meşhur Belediye Binası’nın yeri ve arkası mezarlıktı. İskenderpaşa Camii’in alt tarafında eski postahâne binası ve bunun önünde Kethüdazâde Halim Ağa’nın binaları vardı. 1860’ların sonunda, Meydan’daki bazı alanların arsa haline getirilerek satılması kararlaştırıldı. Bu durum bazı spekülasyonlara neden oldu. Bunun üzerine bu satıştan vazgeçildi ve bu arsalarda devlet eliyle sekiz mağaza yaptırılması kararlaştırıldı. Bunlar, açılması kararlaştırılan Islahhâne’ye gelir sağlamak üzere inşa edilecek ve üstlerinde bir de gazino yaptırılacaktı.

 

Meydan’da yeni mağazalar

meydan-2-002.jpg

Bu dönemde Meydan, eskiye nazaran çok daha kıymetli bir hale gelmişti. Bunun nedeni, Trabzon-Erzurum kervan yolunun yeniden inşa edilmesi ve araba geçişine müsait düzenli bir şose haline getirilmesiydi. Bu yolun başlangıç noktası Meydan’dı. Yolun 1870’lerin başında tamamlanmasıyla birlikte, Meydan’daki trafiğin üç dört kat artması bekleniyordu. İşte bu nedenle, Meydan’da yeni arsa satışlarının yapılmaması gerektiği görüşü ortaya çıktı. 1870’lerin başında, Ahmet Rasim Paşa’nın valiliği sırasında Meydan’da, yukarıda bahsedilen yeni mağazalar yaptırılmış ve Meydan bahçesinde ıslah çalışmaları başlatılmıştı. Bu dönemde Meydan’ın tamamı 27.000 metrekare idi. 1860’lı yıllarda bunun 1.000 metrekaresi Kara Gümrüğü binası idi. Gümrük için ayrıca 1.850 metrekarelik bir alan tahsis edilmişti. Yine 2.350 metrekarelik alan askerî ambar yapılmak üzere ayrılmıştı. Bunun dışında Meydan’ın 185 metrekaresine Protestan Mektebi inşa edilmişti. Son olarak 2.000 metrekarelik bir alan satılmak üzere ayrılmıştı.24 Meydan’da yol olarak kullanılan alan 10.400 metrekare idi. Bütün bunlar çıkıldığında, 9.300 metrekare bahçe kalmıştı. Bahçe kısmı sonraki yıllarda daha da küçülecektir.  19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde, Meydan artık tamamen değişmişti.

İskenderpaşa Camii’nin ön kısmına Belediye Binası ve diğer bazı binalar yapılarak, caminin önü kapatılmıştı.25 Meydan’ın etrafı genellikle han ve otellerle çevriliydi. Bunların Meydan’a bakan cephelerindeki zemin katlar, çoğunlukla ticarethane ve kahvehaneydi. Üst katları ve arka kısımları ise konaklama hizmeti vermekteydi. Hanlar arasında, Osmanlı döneminde yapılıp yakın zamana kadar varlığını koruyan Meydan’ın kuzeybatısındaki Suluhan ile Belediye Binası karşısındaki Anadolu Han en bilinenleriydi.

“1870’lerin ortalarına doğru Meydan’da dükkân sahibi olan birtakım yeni şahıslar ortaya çıkmıştır. Bunlar Koturoğlu, Hacı Dimitri, Sivaslıoğlu, Kayabanoğlu Gorgor ve Memiş Paşa’dır. Bunlardan Kayabanoğlu Gorgor, Meydan’daki ilk fırını yaptırmıştı.  Bu kapatma işi sadece şahıslar ve diğer kurumlar tarafından yapılmamıştı. Bizzat vakfın kendisi, 1870’lerde caminin önündeki medresenin yanına, gelir temin etmek için yeni dükkânlar yapmıştı. 

Millet Bahçesi ve ilk fırın

Millet Bahçesi’nin Oluşumu 1860’lı yıllarda Meydan’ın ortasında doğu-batı istikametinde iki adet bahçe vardı. Bahçelerin ortasından geniş bir yol geçmekteydi. Bu bahçelere sonraki dönemde Millet Bahçesi” “Halk Bahçesi”, “Memleket Bahçesi” ve “Belediye Bahçesi” gibi isimler verildi. Bahçe, 19. yüzyılda Fatih Sultan Mehmed Han Camii Vakfı adına tescil edilmiş ve vakıf mülkiyeti Cumhuriyet dönemine kadar devam etmişti. Anlaşıldığı kadarıyla, Meydan’la ilgili yukarıda anlatılan mülkiyet mücadelesi sonucunda, en azından bahçelerin vakfa ait olduğu kabul edilmişti. Bu bahçelerin işletmesi belediyeye aitti. Belediye ise bu bahçeyi şahıslara kiralardı. Bunlar Osmanlı döneminin sonlarında iki İranlı tarafından işletilmekteydi. Bahçelerin yıllık kira bedeli 1860 yılına kadar 200 lira iken, bu tarihten sonra 150 liraya düşmüştü. Meydan’daki bahçelerin ıslahı ve modern bir hale getirilmesi 1877 yılında Vali Ahmet Rasim Paşa tarafından gerçekleştirildi.

 

Meydan’da ilk gazino

1872’deki ilk valiliği sırasında Meydan’da bir gazino ile altında sekiz büyük mağaza yaptırmış olan Ahmet Rasim Paşa, Meydan’daki bahçeleri düzenleterek “eşsiz güzellikle bir yer” haline getirmişti. Bu bahçelerin “Millet Bahçesi” ismini alması, muhtemelen bu dönemde gerçekleşti.  Sonraki dönemde Millet Bahçeleri hakkındaki en büyük tartışma, bu bahçelerde bira ve şampanya tüketimiyle ilgiliydi. 1900’lerin başında bu bahçeler kiraya verildiği zaman, bira ve şampanya satılmasına izin verilmişti. Fakat halktan gelen tepkiler üzerine Vilayet İdare Meclisi, bu uygulamayı yasaklamıştı. Bununla birlikte, bahçeyi işletenlerin ısrarları üzerine, 1911 yılında Vilayet Genel Meclisi, bira ve şampanya satışına tekrar izin verdi. Bunun üzerine, başta Trabzon Müftüsü, uleması, müderrisleri, âlimleri, dersiamları, imamları ve muhtarları olmak üzere, Müslüman ve gayrimüslim pek çok kişinin imzasını havi bir protesto dilekçesi hazırlandı. 18 Mart 1911’de Sadaret makamına yazılan bu dilekçede, önce içkinin fenalıkları ve Trabzon halkının dindarlığı anlatıldıktan sonra, şehrin en işlek yerinde olup halka açık olan ve bilhassa tatil günlerinde talebelerin yegâne dinlenme mekânı olan Millet Bahçelerinde içki satışına izin verilmesinin halkta fena bir tesir yaptığı ifade edildi. Dilekçeye göre bu bahçeler 30-40 yıl önce açılmıştı ve o günden beri burada içki satılmıyordu. Vilayet Genel Meclisi’nin içkiye izin vermesi üzerine önce valilik makamına itiraz edilmiş, fakat bir sonuç alınamamıştı. Bunun üzerine bu dilekçe ile İstanbul’a müracaat edilmekteydi. Bu dilekçede, Fatih Camii Vakfı’ndan olan, İskenderpaşa Camii ve medresesinin burnunun dibinde bulunan bu bahçelerde içki satılmasının önüne geçilmesi isteniyordu. Eğer bunun önüne geçilmezse, bilhassa gençlerin ahlakının fena halde bozulacağı, halka açık olan bu bahçelerin adeta hususi hale geleceği ve bu bahçelerde pek çok fecaatin işleneceği ifade edilmekteydi.

Bu dilekçe ile birlikte Vakıflar İdaresi’nin duruma müdahil olması sonucunda, Meydan’da içki satılması yasaklandı. Diğer taraftan, Vakıflar İdaresi ile Belediye arasında, bahçelerin düzenlenmesi konusunda sık sık sürtüşmeler yaşanıyordu. Bu tür sıkıntıları sona erdirmek isteyen belediye, 1924 yılında 5.440 lira mukabilinde 8.024 metrekarelik bahçeleri istimlak etti. 

 

Bu dilekçenin altında mührü olanlardan bazıları şöyledir: Tüccardan Hacı Mollazâde Biraderler, Fostiropolo Biraderler, Bekir Efendizâde ve Şeriki, Kırzâde Şevki, Hacı Hamdizâde Biraderler, Çulhazâde Biraderler, Ohannes Tahmazyan, Hacı Dursun Efendizâde Biraderler, Hacı Hattatzâde Mustafa, Velissaridi Biraderler, Hacı Ali Hafızzâde Biraderler, Serdarzâde, Paçacıyan Biraderler, Çakmakçızâde Biraderler, Hacı Derviş Ağazâde, Kosdi Avramidi, Metaksa Biraderler, Dedezâde Hacı Mehmed Rıfat, Çulhazâde, Konkalidi, Hacı Arif Kaptanzâde Hacı Mehmed Efendi, Kefelizâde Hacı Hasan Efendi, Murathanzâde, Haralanpos Vayiyadi, İmamzâde, Mihran Efendi Tahtacıyan, İsteban Saracyan, Alemdarzâde Yakub Efendi, Hacı Hüseyin Efendizâde, Grammadikopolos, Yunuszâde Ali Tevfik, Hamamizâde Biraderler, Mogenidi Biraderler, Maranyan Agop Efendi, Kazancızâde Mecid, İslamzâde, Şeyh Hüseyinzâde Biraderler.

 Milli Mücadele yıllarında Meydan

meydan-1.jpg

 Trabzon’un önemli gazetecilerinden Cevdet Alap, Osmanlı’nın son dönemlerinde ve Milli Mücadele yıllarında Meydan’ın vaziyetini şöyle anlatmaktadır:

Umumi Harpten evvel bu meydana Gavur Meydanı ve parka da Millet Bahçesi denilirdi. İstanbul’un Beyoğlusu gibi bu semtte Ermeni, Rum, ecnebi Levanten unsurların en kesif makarrıydı. Bu kozmopolit semtte lüks, fantezi, servet ve refah daha bariz olarak göze çarpardı. Şehrin diğer semtleri daha ziyade İslami hayat ve yaşayış üzerine müesses olduğu için o semtler halkınca buraya Gavur Meydanı adı verilmişti. Bu parkın o zamanki şekli şöyle idi: Bahçeyi ikiye bölen bugünkü beton yolun yerinden birkaç metre genişliğinde ortadan bir yol geçerdi. Giriş ve çıkış kapıları olmayan o zamanki yolun ikişer metre genişliğinde iki taraflı kaldırımı vardı. Gezintiler bu kaldırımlarda yapılırdı. Kaldırımların iki tarafında kutuları cicili bicili parıl parıl parlayan boyacılar sıralanmışlardı. Üst kısım bir metre kadar alt kısımdan yüksekti. İki kısım bahçe ayrı ayrı iki İranlı tarafından idare edilirdi. Boyalı parmaklıklarla çevrili ve 5-6 antreli iki bahçe güzel tarhlar, sık ağaçlar, kameriyeler, havuzlar, sarmaşık güllerle parça parça fonlar halinde çok cazip, çok güzel manzara arz eden bahçede en nefis çay, kahve, dondurma satan çayhaneler vardı. Burası adeta Babil bahçelerinden birer parçaya andırırdı. Cuma– Pazar günleri ve diğer günler akşam üzerleri bütün Hristiyan kadını erkeği iki bahçe arasında ve bahçelerin ara yollarında ve fonlar içinde cıvıldaşarak kaynaşırlardı. Şimdiki Muharrem’in kahvesi yanında büyük bir havuz vardı. Develer, atlar, eşekler buradan su içerlerdi. Şimdiki Sümer sinemasının bahçe kısmında büyük bir antrepo vardı. İran develeri önünde yıkılır, İran transit eşyası boşaltılırdı.” 

 *** Devamı yarın***

 

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.