BİR FUTBOL KATİLİ OLARAK FENERBAHÇE

Bu müsabaka için öyle derin futbol analizi, 3-5-2 / 4-4-2 gibi taktiksel, fiziksel oyun analizleri yapacak değilim. Bir Trabzonspor taraftarı olarak Fenerbahçe dendiğinde aklıma ne geliyor, onu yazacağım. Türkiye’de futbolda ilk kez ‘‘düşman!’’ kelimesini kullanan kişi Fenerbahçe’nin sabık başkanı Ali Şen’dir. 90’lı yıllarda ‘‘Fenerbahçe duşmanları!’’ olarak televizyonlarda kullanmıştır. Fenerbahçe için söylenen ‘’Fenerbahçe Türkiye’dir!’’ sözü. Baştan sona imtiyaz içerir. Bir kulüp üzerinden bir azınlığı devlet sisteminde merkeze koyar. Diğer futbol takımlarını ikinci, üçüncü sınıf yanaşmalar olarak görür. Bu haksız imtiyaz futbolun aktörleri üzerinden ete kemiğe ve kronik bir probleme dönüşür. İş burada kalmaz. Aynı imtiyazı Galatasaray ve Beşiktaş da kovalar. Dolayısıyla futbol üç İstanbul takımının arasında oynanan Bizans entrikalarına dönüşür. Fenerbahçe yöneticilerinden Ömer Çavuşoğlu Trabzonspor için televizyonda canlı yayında ‘‘ Pontusspor!’’ dedi. Ve bu ülkede hiçbir mahkeme, hâkim bu haddini bilmezi mahkemeye çağırıp ona ceza verdirmedi, diye biliyorum ben. Trabzonspor gibi Türk futboluna profesyonel karakter kazandırmış en saygın camia için Fenerbahçe’nin yöneticilerinin söylediği söz bu işte. Ve bu adam hâlâ Trabzonspor camiasından özür dilemiş değildir. İşte Fenerbahçe denilen takım bu. Fenerbahçe’nin hakemlerle Trabzonspor’dan çaldığı şampiyonluk sayısı ikidir. Bunlardan birincisi 1996/97 senesinde, 2004/05 yılında. 2010-11 sezonunda ise ligi şike ile sabote ederek Trabzonspor’un şampiyonluğunu çaldı. Bu hırsızlık UEFA’nın aynı yıl Trabzonspor’u Şampiyonlar Ligine çağırmasıyla tescillendi. Ama ülkedeki iktidarın adaletsiz tavrı ve Fenerbahçe’nin TFF ile UEFA’da çevirdiği dolaplar yüzünden Trabzonspor’un hakkı olan şampiyonluk kupası zorbalıkla gasp edilmişti. Fenerbahçe başta olmak üzere İstanbul takımlarının futbol üzerinden Türk hukuk sisteminde yaptığı manipülasyonlar, haksızlıklar kitlelerin zihninde hayata ve ülkedeki düzene bakışı çarpıtmaktadır. Bu çarpık bakış açısı da siyaset kurumunun adaletten, hukuktan kopuk çarpık işlemesine sebep olmaktadır. Maalesef İstanbul’un Anadolu’ya bakış açısı tarihten beri küçümseyici, ötekileştirici, hakir gören bir zaviyededir. Bu merkezdeki resmi dilin çevreye karşı kullandığı aşağılayıcı dile de kaynaklık eder. Onlara göre İstanbul sadece Anadolu’nun merkezi değil aynı zamanda dünyanın da merkezidir. Siz bu ülke adına ne üretirseniz üretin, ne kadar iyi işler yaparsanız yapın İstanbul’dan çıkmıyorsa bir hiçtir! Sporda, siyasette, ekonomide, sanatta, eğitimde, edebiyatta, ticarette kısacası hayatın her alanında durum böyledir. Yani herhangi bir İstanbul takımı şampiyon olmadıkça futbol ve spor anlamı olan bir şey değildir. Bakın bunu bir önyargı olarak söylemiyorum, on yıllarca çıplak gözle defalarca tecrübe etmiş bir Trabzonsporlu olarak söylüyorum. İstanbul’un üç takımının taraftarının yıllardan beri Karadeniz için Trabzonspor özelinde panellerde yazdığı on milyonlarca kelimenin özeti şu kelimelerdir. ‘’Laz, hamsi, Rum, Pontus!’’ Laz nedir, diye sorsan bilmez. Karadeniz’in hepsini Laz sanırlar. Hamsiyi Marmara denizinden tutup yediklerinde mesele yok. Ama hamsi Karadeniz’e açıldığında İstanbul’a hiç bulaşmıyor. İstanbul Karadeniz’den ve hamsiden hep steril kalıyor. Rum nedir, Roma nedir, Roman nedir, Roma neresidir, Romeyika nedir, Yunan nedir, Pontus nedir, Karadeniz nedir, bilmez. Bilmek ve öğrenmek gibi bir derdi de yoktur. Çünkü o Papazın Çayırında futbol oynayan bir Fenerbahçe taraftarıdır!   Yöneticileri yalan konuşur, futbolu manipüle eder, futbolcuları şike yapar, sahada her türlü çirkefliği yapar, ırkçılık yapar, iktidar tarafından korunur, Avrupa kupalarında esamisi okunmaz. Ama tek işleri vardır Trabzonspor’a dişlerini göstermek. Ömer Çamışoğlu, Otto Bariç, Kemalettin, Volkan Demirel, Emre Belözoğlu, Aziz Yıldırım, Aykut Kocaman, Rıdvan Dilmen. Fenerbahçe’nin karakterini oluşturan futbol figürleri. Şimdi Trabzonspor bu türden bir takımı yense ne olur ya da yenilse ne kazanır. Trabzonspor’un Fenerbahçe gibi bir takımı yenmesi ya da ona yenilmiş olması Türk futboluna hiçbir şey kazandırmaz.     Onun için oldum olası Fenerbahçe’ye saygı duymamışımdır. Benim gözümde hilenin, desisenin, şikenin Türk futbolundaki temsilcisidir. Ve yıllardan beri de Fenerbahçe’yi yönetenlerin derdi hiçbir zaman futbol, şampiyonluk, Türk futbolu adına Avrupa’da başarı sağlamak olmamıştır. Sadece siyasetin profesyonel futbol üzerinden kaçırdığı paralara bekçilik yapıyorlar ve onlar da o bekçiliğin karşılığında ihale alıyorlar. Bunun böyle olduğunu Trabzonspor’a küfreden kuş beyinliler hariç herkes biliyor. * Fenerbahçe – Trabzonspor müsabakasına gelirsek; müsabakanın ilk yarısını bir yolculuk esnasında Radyo1’den dinledim. Uzun zaman sonra radyodan bir Trabzonspor müsabakasını dinleyince çok farklı bir şey görünüyor futbolda. Spiker sahada olup biten futbol aksiyonlarını bir mikron boyu abartmadan ve söndürmeden Türkçe ile diksiyonu, vurgusu gayet yerinde büyük bir tecrübeyle anlatırken bile Trabzonspor’un futboldaki güçsüzlüğü çok net görünüyordu. Fenerbahçe defansının arasında kalan bir topu Afobe kaptı ve Trabzonspor’un golünü kaydetti. Fenerbahçe ilk yarıda bu gole reaksiyon gösteremedi. İkinci yarıda Erol Bulut hem taktiksel hem de psikolojik anlamda Fenerbahçeli futbolcuları takviye etti. Fenerbahçe önce bir kaza golüyle beraberlik golünü buldu. Ardından Eddie Newton’un futbol taktiğinin Fenerbahçe’nin hücumlarına karşısında yetersizliği gözlendi. Ve Fenerbahçe önce Valencia sonra Cisse ile 3-1’lik üstünlüğü sağladı. Trabzonspor’da görüntü defans, orta saha ve hücum bloklar arasında mesafe uzun. Futbolu örmeden oynamaya çalışıyor. Eddie Newton ne İngiliz usulü uzun pas oynatabiliyor takımı ne de Türk usulü pragmatist bir anlayışla. İyi futbol iyi futbolcularla ve de iyi taktikle, iyi fizik kondisyonla oynanır. Trabzonspor’un geçen yıl sahada 90 dakika futbol oynayan oyuncusu eski oyuncusu Jose Sosa Trabzonspor müsabakasında oyundan dışarı alınıyor. Yani Fenerbahçe ile Trabzonspor arasındaki futbolcu kadrosu ve seviye farkını göstermesi açısından ciddi bir veri. Trabzonspor yönetiminin tek işi var. Trabzonspor’da futbol oynayıp yıldızlaşabilecek yetenekleri Avrupa’nın ikinci sınıf kulüplerine yüksek fiyata satıp takımı kazmalarla doldurmak ve sıradan bir kasaba takımına çevirmek. Başkan Ağaoğlu bunu da başardı nihayet. Onun tek derdi Trabzonspor’daki iktidar destekli koltuğunu korumak. Bunun için de Trabzonspor sıradan bir takım olmuş, ligin dibine demir atmış, yenmiş yenilmiş çok önemli değil. Çok kafası sıkılırsa Eddie Newton’un biletini keser. Onun yerine de Eddie Newton’un yardımcısını koyar. Trabzonspor’da teknik direktörlük arık Nasreddin Hoca’nın tavuk çorbası fıkrası gibi. Tavuğun suyunun suyu ile idare ediyoruz.


Önceki ve Sonraki Yazılar