Bir İhtimal Daha Var O da Ölmek mi Dersin

    Pişmanlık, bazen yapılamayanların veya yapamadıklarının neden olduğu iç hesaplaşma, yani bildiğimiz can sıkıntısıdır! Bazen bütün mümkün olacakların kıyısından geçip hiçbirine sahip olmamak, anlayacağınız boynun bükük kalmaktır! Ondan sonra "Acaba bir ihtimal daha yok mu?" dersin kendi kendine.
Bazen düşünürüm! Trabzon’un elli yıl öncesi Boztepe Gazinosu'nun bahçesinde masada oturup Trabzon’u seyrederken dinlenmeli bu şarkı. Akşam güneşi batarken Yoroz burnunun ucundan, limandan kalkan yolcu vapuru limanı çıkarken "Trabzon’a selam olsun!" düdüğünü öttürmeli bu şarkıyı dinlerken!
Elli yıl önce o masada bu halimle oturmalıyım Trabzon’u seyrederken! Bir rakı masası durmalı önümde çok içmesem de! Yalnız olmalıyım bu halimle! Trabzon’un o hali ruhuma işlemeli bu şarkıyı dinlerken! O zamanki Trabzon'u hissetmeliyim bütün kalbimle ve ayağa kalkıp bağırmalıyım bu zaman diliminde "Bir ihtimal daha var mı?" diye! Sonra oturmalıyım yorgun ve bu zamanı görmüş gözlerimle. "Sen bir ömre bedeldin! Senin bedenini nasıl öldürdük?" diye!

Neyse "Kendimi kaybetmeden ben şarkıya dönüş yapayım!" diyorum; ama olmuyor. Annemin eski Trabzon'u bize anlattığı günler aklıma geliyor. Sahilde gazinolar... Bilmem kaç sinema ve piknik yerleri... Daha neler neler... Şimdi onlara girmeyeyim. Şimdi diyeceksiniz ki:
"Bu şarkı sana bunları mı hatırlatıyor?"
"Evet, bunları hatırlatıyor! Niye diye düşünürdüm! Ta ki hikayesini yazana kadar."

**
 
Şimdi biz şarkımızın hikayesine gelelim. Bu şarkıyı dinlediğinizde kurduğunuz hayalin çok dışında üstadımızın bir olaydan etkilenerek bunu yazdığına şahit olacaksınız. Üstad Osman Nihat Akın geniş ansiklopedik bilgisi sayesinde her konuda yazılar, fıkralar, makaleler yazdığı gibi, kendine has olan zarif nükte ve buluşlarıyla, basın aleminde de, kendine şöhret yapmağa muvaffak olmuş kalemlerimizden biriydi. İnandığı davaların müthiş bir savunucusu ve takipçisiydi. Osman Nihat Akın, Türk müziğini hor görenlere şu espriyi yapmıştır:
"Oğlan çocuğu doğacak diye evdeki kız çocuğunun gırtlağını mı sıkmak lazım?"
Akın çok sayıda klasik sanat müziği eserinin bestekârı ve güftekârıdır. Osman Nihat AKIN (1905-1959) uzun yıllar PTT müfettişliği yapmıştır. Bir gün gelen bir yazılı emirle bir PTT Müdürlüğüne teftişe gidilecektir. PTT müdürünün bir hastasının olduğunu eski yazışmalardan hatırlar gibi olmuştu. Gitmeden o yazışmalara bir daha bakarak emin olur. Bir gün sonra da o PTT müdürlüğünün kapısındaydılar. Müdür onları karşısında görünce şaşırır; ancak yapacak bir şeyi yoktur. Hesap defterlerini getirir ve teftişe başlanır.
Yapılan teftiş sonucu kasanın 25 lira açık verdiği görülür. Müdür kızarır, bozarır; ama yapacak bir şeyi yoktur. Bir açıklama getiremez! Osman Nihat Bey Müdüre:
“Biz sayımda hata yapmış olabiliriz. Mal Müdürünü al gel de kasayı bir de o saysın." der.
Müdür, olağan olmayan bu talebe şaşırır; ama çaresiz PTT’nin yanındaki kaymakamlık binasında bulunan Mal Müdürüne giderek onu çağırır. Mal Müdürü gelir, sayım tekrar yapılır ve para tamam çıkar. Osman Nihat Akın, teftişini tamamlar ve müdüre teşekkür ederek oradan ayrılır. Müdür bu olanları şaşkınlıkla izlemektedir. Bir şey demek ister, ama diyemez!
Osman Nihat Akın, İstanbul’da müfettiş odasında arkadaşlarıyla birlikte  otururken, PTT dağıtıcısı bir mektup getirir. Mektubu gönderen teftişe gittiği şube müdürüdür. Mektubu hem okur, hem ağlar. Oradakiler bu olay karşısında meraklanır.
"Üstat ne oldu? Kötü bir şey yoktur inşallah!"
"Yok, yok! Duygulandım biraz, o kadar!"
"Üstat, meraklandırdın bizi! Mektubu bize de okuman mümkün mü?"
Arkadaşlarına baktı ve bıraktığı mektubu eline alarak okumaya başladı.
 
"Beni Mal Müdürünü çağırmaya gönderdiğinizde 25 lirayı siz cebinizden tamamladınız ve haliyle kasa tamam çıktı. Evet, parayı ben almıştım! Hanımım çok hasta idi! İlaç ve doktor parası ödeyip sonra iade edecektim. Siz aniden geldiğiniz için yerine koyamadım. Sizin, ince ve hassas kalbiniz durumu anladı ki bana mesele yaşatmadınız. Bu yüzden size minnettarım."
Herkes duygulanır ve üstadı ayağa kalkıp tebrik ederek odadan ayrılırlar. Odadan ayrılanların içlerinden biri üstadı bir üst makama "Vazifeyi suiistimal etti ve yolsuzluğa çanak tuttu!" diye şikayet eder. Üst makam üstadımızı çağırır ve olayı sorar. O da eşinin hastalığı için daire ile yazışmalarının olduğunu ve sonuçlarını onlara anlatır. Üst makam, üstadın karakterini bildiği için bu soruşturma ile ilgili bir şey yapmaz ve konu kapanır.
Ama bu durum üstadı çok etkilemiştir. Bu olay sonunda senelik iznini alarak oradan ayrılır. Yanlız  kaldığında Bakırköy'de bulunan her zaman gittiği ve deniz kenarında oturduğu yere gider. Önündeki kağıda bu mısraları yazar:
 
Bir ihtimal daha var
O da ölmek mi dersin
Söyle canım ne dersin
Vuslatın başka alem
Sen bir ömre bedelsin
 
Sükut etme nazlı yar
Beni mecnun edersin
Vuslatın başka alem
Sen bir ömre bedelsin

**
 
İşte, bu bir aşk hikayesinden doğmuş şiir değildir. İş arkadaşının, ne yaptığı iyiliği değişik boyuta taşımasının verdiği gönül kırgınlığının eseridir. Belki de onun için bende eski Trabzon çağrışımı yapıyordur!
Üstadın mekanı cennet olsun.


Önceki ve Sonraki Yazılar