Bir Kızıl Goncaya Benzer Dudağın

Bu şarkıyı her dinlediğimde seven, dinleyen, söyleyen insan kötülük yapamaz; dahası da kırıcı olamaz! Bildiğiniz üzere dünyada ve ülkemizde kötülük eksik olmuyor! 'İnsanoğlu sağolsun!' demek geçiyor içimden. Ancak, sanki bu şarkı bu kötülükleri düzeltmek için söylenmiş!

Bazen de diyorum ki bir insanın hayranlığını en güzel anlatan Türk Sanat Müziği eseridir. 'Böyle bir hayranlık, böyle bir yalvarma, böyle derinden yanma yok!' gibi geliyor bana. Bazen de aşkın ötesindedir bu şarkı, öylesine insanın içine işler!

Nedenini bilmiyorum; ama insanın kalbini kırıyor müziği! Ya da kalp kırıklığına benziyor bıraktığı his! O acıya bağımlılık kıvamına gelmiş ruh hali de tekrar tekrar dinlemenizi sağlıyor. Ne garip, ne içli, ne güzel bir şarkıdır bu şarkı!

Bir aşk şarkısı duyan, seven bir adamın, dudaklarını kızıl goncaya benzettiği sevdiğine söylediği sözleri, diye düşünüyor hemen insanoğlu değil mi? Gerçek ise böyle değil! Sanılanın aksine bir aşk için değil, minik bir çocuk için güftesi yazılmıştır. Amir Ateş de bu güfteye müzik yaparken Peygamberimizi düşünerek bestelediğini ve ona ithaf ettiğini söylemiştir.

***

Melek Hiç, 1898 yılında dünyaya gelmiştir. Ne yazık ki ölüm yılı bilinmiyor. Babası Mülkiye Kaymakamlarından Halit Bey’dir. Halit Bey, küçük kızının eğitimli olması ve edebiyatla ilgilenmesini istediği için ona çok önemli hocalardan özel eğitimler aldırarak eğitim hayatını devam ettirdi.

Melek Hiç, edebiyata hikayeler yazarak başladı. Daha sonra adı "Saraylı Müjgan" romanıyla ilk romanını çıkardı. Çok üretken ve edebiyatın tüm kollarıyla ilgili olduğu için şiir ve müzikle de ilgilendi. Ayrıca şarkı sözleri de yazmaya başladı. Yazdığı şarkı sözlerinin bazılarını da kendi bestelemiştir. Yazdığı şarkı sözleri "İçin İçin" adlı eserinde yayınlanmıştır.

Kaymakam Halit Bey, anne ve babası ölüp yetim kalan çocukların, rastgele herhangi bir kimsenin veya akrabasından birinin inisiyatifine de terk edilmemesi için yapılacak toplantıya gidecektir. Kızı:

"Babacığım ben de sizinle gelebilir miyim? O yetim çocuklara bir faydam dokunur; onlarla konuşurum!"

"Tabii kızım olabilir; hazırlan da çıkalım."

Evin önünde bekleyen at arabasına binerek yetim çocuklarının bulunduğu yere doğru hareket ederler.

"Babacığım gideceğimiz yerde kaç çocuk var?" Halit Bey notlarına bakarak:

"Kızım bugün yedi çocuk var. Üçü kundak, dördü beş yaş üstü!"

"Babacığım gittiğimizde ne yapacaksınız?"

"Dürüst, ehliyetli, dindar ve vasilik işlerini yapmaya muktedir kimseler vasi olarak belirlendi; çocuklar onlara verilecek. Artık o çocuklardan onlar sorumlu olacak. Biz de bu süreçte onları aralıklarla kontrol edeceğiz."

Araba durmuştu. Gelecekleri yere varmışlardı. At arabasını süren kişi kapıyı açarak:

"Kaymakam bey geldik; buyurun!" deyip arabadan inmeleri için kapının altına bir yükselti koydu. Ona basarak arabadan inip binaya doğru yürüdüler. Bina kapısında bekleyen insanlar kaymakama "Hoş geldiniz!" deyip toplantı salonuna doğru geçecektiler ki kaymakam orada bir görevliye:

"Kızımı çocukların olduğu yere götür!" diye talimat verdi ve toplantının olacağı salona doğru yürüdüler.

Görevli ve kızı bir kapıdan geçip üst kata çıktılar. Çocukların yanında bulunan görevliler onları görünce ayağa kalkınca Melek Hanım:

"Lütfen rahatsız olmayın; buyurun, oturun!"

***

Görevlilerin bazıları çocukları yediriyor bazıları da onlarla bir şeyler konuşuyorlardı. Çocukların bulunduğu oda uzun ve yüksek tavanlı bir odaydı. Bu büyük odada çocukların yatakları sağlı sollu sıralanmıştı.

Melek Hanımın gözü odanın en sonunda bulunan beşiğe takıldı ve o tarafa doğru yavaşça yürümeye başladı. Sağlı sollu yataklarda olan görevlilere ve çocuklara bakarak beşiğe doğru ilerledi. Görevli arkasından onu takip ediyordu. Artık beşiğin yanındaydı. Beşiğin üstünde bulunan tülbenti kaldırdı. Beş aylık bir kız çocuğu mışıl mışıl uyuyordu.

Bir sandalye alarak beşiğin yanına koydu ve ona oturdu. Artık bebeği daha yakından görüyordu. Okka gibi bir burnu, kırmızı dudakları, ay gibi yüzüyle hiçbir şeyden habersiz uyuyordu. İçinden onu küçük bir güle benzetmiş ve onu alıp yakasına takmayı geçirmişti. Bundan sonraki hayatını annesiz ve babasız geçireceğini düşünerek hüzünlenmiş, 'Kim bilir kimle kalacak?' diye içinden geçirmişti.

Zaman akıp geçmiş, bütün çocuklarla ilgilenmesine rağmen o küçük bebeği unutamamıştı. Eve dönüş sırasında arabada hiç konuşmayınca babası:

"Ne oldu kızım? Çok sessiz ve hüzünlüsün!"

"Babacığım çocuklara çok üzüldüm! Hele bir küçük bebek vardı; dünyalar güzeli! O beni çok etkiledi!"

"İşte kızım, dünya bu! Kimi analı babalı büyüyor, kimi de her ikisinden yoksun hayata tutunmaya çalışıyor. Bizim amacımız bunlar büyürken onlara yardımcı olmak.

Artık eve gelmişlerdi. Kızı koşarak kapıdan içeri girdi, merdivenleri çıkarak odasına doğru yürüdü. Akşam yemeğine kadar odasından çıkmamıştı. Akşam yemeği hazırlığı yapılmış ve yemeğe çağrılmıştı. Babası masanın başında oturuyordu. Ona doğru yürüdü ve elindeki kağıdı ona uzattı.

"Ne bu kızım?"

"Babacığım, rica etsem okur musun?"

Masadakiler pür dikkat kaymakam beye bakıyorlardı. Kaymakam kağıdı düzeltti ve okumaya başladı.

Bir kızıl goncaya benzer dudağın

Açılan tek gülüsün sen bu bağın

Kurulur kalplere sevda otağın

Kimbilir hangi gönüldür durağın

 

Her gören göğsüme taksam seni der

Kimi ateş gibi yaktın beni der

Kimi billur bakışından söz eder

Kimbilir hangi gönüldür durağın

Halit Bey ayağa kalktı ve yanında ayakta duran kızını alnından öptü.

"Kızım bugün bana anlattığın bebeği yazmışsın değil mi?"

"Evet baba! Bu gün o bebek beni çok etkiledi ve onu için yazdım."

"Çok güzel yazmışsın; eline, düşüncene sağlık! Teşekkür ederim!" deyip yemeğe oturdular.

Türk Sanat Müziğimizin en güzel eserlerinden biri böylece ortaya çıkmış oldu. Melek Hiç hanımın mekanı cennet olsun!

 

Önceki ve Sonraki Yazılar