BİR SERÜVENDİR AŞK KORUNDUKÇA YAŞAR

 Bir telefon görüşmesinde emekli bir öğretmen arkadaşım önermişti. Sırası gelirse göreve başladığımız köye ilişkin bir şeyler yazar mısın diye. Kuşkusuz acı-tatlı, çoğu zaman güzel anılarla dolu o yıllara gitmek benim için de çok anlamlı ve duygu yüklü olacaktı. Ancak anılardan söz ederken onların günümüze ve yarına katkısı ne diye hep sormuşumdur. Örnek olabilecek, yol gösterici anılar, ya da " bizim zamanımızda" diye başlayan "nostaljik " anlatımlar, ego giderici abartılar, abartılar...— O köye ilişkin kimi yaşanmışlıkları bir başka yazımda ele alacağım. —
    Çocukluk ve ilk gençlik aşkları çoğu zaman unutulmazdır. Yüreğimize kazındıkları dönemin bütün güzelliklerini taşırlar sanki. Berraktırlar —günümüzde pek kalmayan — çaylar, dereler gibi. Toz-toprak karışmamıştır, bulanık değildirler, çakıl taşları çok net görünür suyun derinliklerinde. Alabalıklar her zaman avlanmak için değildi bu sularda. Kimi zaman arkadaşlık ve oyun onların da önceliğiydi sanırım. Belki de biz öyle duyumsamak, anlamak istiyorduk.  
    Ama " güzellik " kutsaldı! O'na zarar verilemezdi, korunurdu, baş tacıydı. Kimi zaman doğaydı ya da onun küçük bir bölümü. Kimi zaman börtü-böcek, kuş, hayvan... Ama çoğu zaman insandı, çocuk, öğrenci, genç-yaşlı, kadın-erkek, konu-komşu, anne-baba, arkadaş, sevgili... İnsandı ve "güzel"di,"kutsal"dı...
    Kutsallığı sadece dinsel, inançsal bir kavram ya da sözcük olarak sınırlandırmayalım lütfen. Ben en çok koruduğumuz, korumak durumunda olduğumuz DEĞER, zenginlik, olmazsa olmazımız olarak anlıyorum. Diğer anlam ya da yan anlamlarını da önemsiz saymıyorum. 
    Yine de değişik zaman dilimlerinde, dönemlerinde yaşananlar o günlerin koşullarının ürünüdürler. Aktarırken günümüze birebir uymayabilirler. Gelişen teknoloji, artan olanaklar, iletişim kolaylıkları eleyicidir de. Örneğin kaçımız "BAYRAM KARTI "gönderiyor, ya da telgraf çekiyoruz. Kartlar, telgraflar azaldı ama "bayram", sırası gelince öyle ya da böyle bizimle. "Aşk Mektubu" öldü diye "AŞK" ölür mü, öldürülebilir mi? 
    Küresel salgın nedeniyle kesintiye uğrayan "sarılmak", "kucaklaşmak", "öpüşüp-koklaşmak" öldü mü sanırsınız! Bencilleşen, çıkar ilişkilerine dönüşen sosyal etkileşim ağı "HÜMANİZM"i sarsabilir bir süre, ama bu yara onu asla öldüremez!
     Ellerindeki güçlü olanakları, yaygın etkileme araçlarıyla sanal bir dünya, değişen dünya, yenidünya, dahası "YENİ TÜRKİYE" nidalarıyla karşımıza çıkanlar... Bir yanılsama olan nicel güçlerinin verdiği bilimden yoksun tutumlarıyla "BATIL"ı yaygınlaştırma çabaları, özellikle gerçek dünyayı henüz tanıyamayan, gerçek insan ve insanlığı keşfedemeyen, buna fırsat ve olanak bulamayan çocukları, gençleri ve kuşakları görece etkiliyor olabilirler. Bu büyük bir acıdır, zaman ve kuşak yitimidir, doğru. Onarılıp düzeltilmesi yoğun emek ister, bedel ister. Unutulmamalıdır ki hazıra konan, kolay ve kolaycılığa alışan kişiler ya da toplumlar bedel ödeyenler kadar uzun ömürlü ve kalıcı olamazlar! Kaldı ki "bedel ödemek çocuklar ve gelecekleri için olunca boynumuz kıldan ince" diyen bir kararlılıktan, savaşım geleneğinden gelmiyor muyuz?
     Bu gelenekte Pir Sultanlar, Yunuslar, Hacı Bektaşlar var, unutulmasın. Onların ve daha yüzlercesinin aşkları... Bugün bizi biz yapan, Asya derinliklerinden alıp getirdiğimiz, Anadolu'da derleyip toparladığımız, bu toprakların birikim ve zenginliğiyle harmanladığımız güzellikler, aşklar. Karacaoğlan'dan, Erzurumlu Emrah'tan, Dadaloğlu’ndan günümüze gelinceye dek daha niceleri... Dertleri zaman zaman bireysel gibi görünse de, insan sevgisine dayalı, adalet, eşitlik, duygusunu ön plana çıkaran "aşk" değil mi... Bu "aşk"a olan aşıklığımız günümüz koşullarında yok sayılmaya, küçümseyip-aşağılanmaya çalışılıyor diye ağlayıp, zırlayacak mıyız? Kabullenip kenara mı çekileceğiz. Ya da geçmişlerini, geleneklerini unutan utanmazlar gibi "değişim "deyip "aydın"cık oyununa mı başlayacağız? 
    Daha 1970'li yıllarda halkının sesi olarak haykıran; — Bu sözleri içeren türküsünden dolayı yargılanıp suçsuz olduğu için beraat etmiştir —
    "Köşkün sarayın yıkılsın/ Erim erim eriyesin/ Umudun suya dökülsün/ Erim erim eriyesin/ Sürüm sürüm sürünesin..."   diyen MAHZUNİ ŞERİF'in halkı adına dile getirdiği hak ve adalet isteği, hangi kişisellikle, hangi çıkarcılıkla, hangi bozgunculukla örtüşebilir. Ancak" AŞK " yoksunları bunu nasıl anlasın ki...
   
                                       —Yarınlar güzel olacak—

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.