20.05.2022, 11:19

BİR SU KIYISI VARSA ORADA KARADENİZLİ DE VARDIR

Dün, Zekeriyaköy’den taksiye binip Hacıosman metrosuna gideceğim. Bir taksi çağırdık. Oradan da önce metro, sonra Marmaray’a binip evime döneceğim.

Akşam kararmak üzere. Taksi, çok bekletmeden geldi. Selam verip hayırlı işler diledikten sonra arka koltuktaki yerime oturdum. Sürücü, ilk bakışta telaşlı biri. Ben sormadan o anlattı telaşının nedenini. Bir AVM’nin önünden üç çarşaflı kadın almış yolcu olarak. Giyimleri Araplara benziyormuş. Normal müşteri sanmış. İstinye’den Levent’e gideceklermiş. Basmış gaza. Az sonra telefonundan sesli bir ileti gelmiş. “Arabanda yolcu var mı? Yolcuların çarşaflı kadınlar mı?” Tabi, konuşmayı yolcuları da işitmiş. İşitir işitmez yolcu kılıklı hırsızlar, arabayı durdurup inmişler. Para vermeyi de unutmamışlar. Kaçmaya çalıştıkları için paranın üstünü bile almamışlar.

Üç kadın indikten sonra telefonu çalmış sürücünün. Duraktan arıyormuşlar. Görevli: “Sağa çek, kapıları kilitle, arkandan polis geliyor. Arabandaki kadınlar bir kadının çantasını çalmışlar. Kaçırmayalım.” demiş. Demiş demesine de ilk sesli iletide hırsızlar uçup gitmişler. Sesli ileti gönderenlerin acemiliği diyelim buna.

Sürücüyü karakola götürmüş polisler. Anlatım vermiş. Bildiklerini söylemiş, polisler de yazıya geçirmişler ağzından çıkanları. Anlatım tutanağını uzattı bana birden, okuyayım diye. Okudum. Sürücünün adı ilgimi çekti. Adı: Saral… Bu ad, bizim orada bir ailenin soyadı, dedim. Anlattı… Babasının çok sevdiği dostları varmış, soyadları Saral’mış. Bu nedenle babası da çok sevdiği dostlarının soyadlarını vermiş oğluna. Ancak bu ad resmiyette kalmış. Bilinen adı, kimliğinde yazmayan Serdar.

Serdar Karakuş, olayın epey etkisinde kalmış. Konuyu değiştireyim, dedim. Geçtiğimiz yollarda her adım başı bir Trabzonspor bayrağı asılmış evlere, yollara, ormanda ağaçlar arasına. “Her yerde Trabzonspor bayrağı var buralarda, niye?” diye sordum.

“Bak ağabey, dünyanın neresine gidersen git bir göl, bir dere, bir deniz kıyısı görürsen orada kesinlikle bir Karadenizli görürsün. Karadenizliler, su kıyılarına yerleşir. Dünyanın her yerinde böyledir, değişmez. Burası Sarıyer, burada su çok, dere de göl de deniz de var. Dolayısıyla Karadenizli çok burada.” diye yanıtladı beni. Bu yanıt, beni çok mutlu etti. Önemli bir bilgi öğrendim Serdar’dan.

Konuşması düzgün. Dilinde bir incelik var. Sözcükleri yerli yerinde kullanıyor. Söyleşmeyi de çok seviyor sürücümüz Serdar.

Sordum nereli olduğunu. “Giresun-Görele” dedi. Kıvrak düşünceli bir yerdeşimi görmek çok mutlu etti beni. Üstelik de ders vermekten gelen bana, güzel bir bilgi öğreterek ders verdi. Yaşam böyledir. Hem öğretirsin hem de öğrenirsin. Bu dünyada öğrenmekten güzel bir şey var mı?

Mutlulukla metroya bindim. Biner binmez Ebubekir Hazım Tepeyran’ın “Küçük Paşa”sını okumaya başladım. Sevinçle eve doğru kanat açtım. Bu öğrenmekten doğan sevinçti.

Yorumlar (0)