10.09.2021, 08:57

Bir Yayla Gezisi: Kazıkbeli’den Damlıköy’e...

Yaylacılık, Anadolu insanının geleneklerinde var olan ve yıllardan beri süregelen bir durumdur. Öyle ki bazı yörelerde bir tutku haline gelmiştir. Bunun en somut örneklerinden biri, özellikle Doğu Karadeniz insanın bir yaşam biçimidir. Artvin, Rize, Trabzon, Gümüşhane, Giresun insanı yaz aylarının büyük bir bölümünü yaylada geçirirler.

Yaylacılık...

Yaylacılığın temel amacı ekonomik olarak adlandırılır. Halkın geçim kaynaklarından biridir yaylacılık. Yaylada hayvanlar otlatılır, kışa hazırlık için otlar biçilip kurutularak köylere taşınır. Hayvanlardan elde edilen yağ, peynir, minzi (lor) gibi ürünler doğal ortamda üretilerek bir miktarı evde tüketilir; bir miktarı da kurulan pazarlarda satılarak aile ekonomisine katkıda bulunulur. Ne var ki yaylacılığın amacı sadece ekonomik değildir. Yaylacılık aynı zamanda sosyal boyutu ve sağlık boyutuyla da öne çıkmaktadır. Yöremizdeki yaylalarda düzenlenen yayla şenlikleri sosyal boyutun temel taşıdır. Yaylalar, şehrin gürültüsünden, kirli havasından uzaktır.

Temiz havası ve oksijen deposuyla birer sanatoryum durumundadır. O nedenle yaşlı nineler ve amcalar her yıl yaz ayları geldiğinde yaylaya gitmek için çocuklar gibi sevinir. Bir an önce yaylaya varmak için can atarlar.

Geçmiş yıllarda yayla evleri ya ahşap ya da kara taştan yapılarak otantik bir havaları vardı. Bu nedenle en azından görüntü kirliliği yoktu. Ne var ki son yıllarda, kentlerdeki çarpık yapılaşma ve betonlaşma yaylalarda da baş gösterdi ve çok katlı beton evler yaylalarda da çoğalmaya başladı. Ama yine de insanlar yayla tutkusundan vazgeçmez, fırsat buldukça günübirlikte olsa yaylaya gidebilmek için fırsat kollar, zaman ayırmaya çalışır.

Tonya yaylalarından Derinoba, Beypınarı, Mandagözü, Labazon, Kumanandoz yaylaları bunlardan birkaçı….

Çocukluğumuz bu yaylalarda inek otlatmak, çelik-çomak ve futbol oynamakla geçti. İnsan belli bir yaş olgunluğuna varınca bu anıları anlatarak yayla serüvenini yad eder.

Yayla gezisi...

Bir yaz günü, Trabzon’un sıcağından ve şehrin stresinden uzaklaşarak Tonya’ya geldim. Arkadaşlarla sohbet ederken söz geldi, yaylacılığa odaklaştı. Arkadaşlardan bir tanesi, Gümüşhane sınırları içerisinde yer alan Kazıkbeli Yaylası’ndan övgüyle söz etti. İçimde o yaylayı görme arzusu kabardı ve bu yaylayı gitmemiz gerektiğini söyledim.

Kazıkbeli Yaylası’na ulaşmak için Erikbeli’ni Kürtün’e bağlayan, çam ağaçlarıyla kaplı vadiden yola koyulduk. Virajlı yollardan, orman içinden, derin vadiden indik, indik…  Yolun büyük bölümü asfalt, az bir kısmı ise stabilizeydi. Kürtün ilçesine bağlı Süme köyüne yaklaştığımızda, yapımı tamamlanan Hidroelektrik Santrali ile karşılaştık. Doğal çam ormanları arasında, derenin içinde beton yığını, elektrik kablolarıyla doğal güzelliği bozuyor ve akarsuyu kurutuyordu. Kim bilir, akarsuda yaşamını devam ettiren onca kırmızı benekli alabalıklar, öteki canlılar yok edilmişti.

Kazıkbeli Yaylası’na varıncaya kadar bu HES’lerle daha çok karşılaştık. İnadına, dağlardaki ormanı ve doğayı tahrip ederek, vadi boyunca yer almışlardı.

Hükümete oy verdik...

Süme köyüne doğru asfalt bitmişti. Daracık, stabilize yoldan devam ettik. İki üç köylü Kürtün’e gitmek için yol boyu yürüyordu. Yanlarında durarak köylüleri araca aldık. Özkürtün yol ayrımına kadar sohbetimizi sürdürdük köylülerle... Arkadaşlardan biri söze girerek, “Yolun bozuk ve bakımsız, yetkililer bununla ilgilenmiyor mu? Gümüşhane milletvekilleri bu durumu bilmiyor mu? Köylülerden biri, “Vekiller geliyor, ancak bizimle muhatap olmadan, bize görünüp derdimizi dinlemeden çekip gidiyorlar. Biz de kendi kaderimizle baş başa kalıyoruz.”

Bunun üzerine arkadaşlardan başka biri söze girdi; “Siz de buna rağmen seçimde oylarınızı gene aynı vekil adaylarına neden verdiniz?”

Köylü yanıtladı: “Biz vekillere oy vermedik, hükümete oyumuzu verdik.”

Gülüşerek, yol ayrımına geldiğimizde araçtan inerek bizi uğurladılar.

Kürtün Barajı’nı ve Harşit Vadisi’ni geride bıraktık. Kazıkbeli’ne varmak için yolumuza devam ediyoruz. HES’ler vadi boyunca devam ediyor. Bazı köylerin içinden, bazı köylerin de yakınından geçerek yol alıyoruz. İklim özellikleri Karadeniz ikliminden ayrılarak geçiş iklimi özelliğini taşıyor. Rakım yükseldikçe sis de dağların tepelerini kucaklıyor.

Kazıkbeli

İki saatlik bir yolculuktan sonra nihayet Kazıkbeli Yaylası’na varıyoruz. Gerçekten bir doğa harikası. Gavur Dağı’nın eteklerine kurulmuş, yamaçlarından akan pınarları ile insanın gönlüne ferahlık veriyor. Yaylada kurulan çarşı bir Anadolu kasabasını andırıyor. Ancak Kazıkbeli de çarpık yapılaşmadan ve betonlaşmadan nasibini alıyor. Ancak buna rağmen içtenliği ve doğal güzelliğini korumak için direniyor.

Bir bakkal dükkânının önünde “Doğu Karadeniz’de Bir Zirve Kazıkbeli Yaylası” adlı kitabı görüyorum. Kitabı satın alıyorum. Öğretmen Temel Gündoğdu’nun yöreyle ilgili bir çalışması... 2014 yılı basımı. Kitapta, Kazıkbeli Yaylası’nın tarihi gelişimiyle çevre köylere verdiği katkı, folklorik yönden incelenmiş. Çok güzel bir inceleme ve araştırma ortaya koymuş. Temel Gündoğdu’nun kitabından edindiğimiz bilgiye göre 10 otel/pansiyon, 10 bakkal, 1 manav, 7 kasap, 6 lokanta, 5 kahvehane, 2 tüpçü, 2 berber ve 2 cami bulunuyor Kazıkbeli’nde.

Kazıkbeli Yaylası idari yönden, Kürtün ilçesine bağlı Söğüteli muhtarlığı tarafından yönetiliyor. Bu güzel yayladan Giresun’un Doğankent, Görele, Tirebolu, Eynesil, Espiye, Güce; Trabzon’un Şalpazarı ve Beşikdüzü ilçeleri ile, Gümüşhane’nin Kürtün ve Torul ilçeleri yararlanıyor.

Kazıkbeli pazarında yöre insanının tüm ihtiyaçları karşılanıyor. Hayvan yiyeceğinden, insan yiyeceğine, inşaat malzemesinden giyeceğe kadar her şey satılıyor pazarda. Özellikle doğal dut pekmezi, kara buğday unundan yapılmış Kürtün Somunu, sarımsak, kara lahana, sergilerde satılan yiyeceklerden bazıları. Çiçek balını da saymak mümkün.

Yolumuz Damlıköy’e...

Çarşıyı gezip alışverişimizi yaptıktan sonra karnımızın acıktığını hissettik. Yaylada doğal ortamda beslenen kuzu etiyle karnımızı doyurduk. Çayımızı da içtikten sonra geriye dönüş için aynı güzergâhtan başladı yolculuğumuz. Erikbeli’ne gelince Sazalanı yönüne döndük ve Damlıköy... Damlıköy de ayrı bir güzellikte. Deyim yerinde ise bir doğa harikası. Dört tarafı ormanla çevrili bir ada görünümünde. Damlıköy hem yayla hem köy. Kürtün’e bağlı muhtarlık. Ancak burada, Tonya’nın Sayraç, Karasu, Kösecik, Çayıriçi köylerinden gelenler yaylacılık yapıyor. Yaylada ikamet edenler, kışın köylerine iniyor, yani köyü yayla gibi kullanıyor. Muhtar da Sayraç köyünden Muhammet Gültepe.

Köye gittiğimizde Muhtar Muhammet Gültepe ve Baba lakaplı Neşat Aydın karşılıyor bizi. Köyün üst tarafında ormanın içindeki kulübede konuk ediliyoruz. Geç saatlere kadar sıcacık dost sohbeti ettik. Zaman bir hayli ilerleyince vedalaşarak bir daha buluşma dileğiyle yayladan ayrıldık.

Yorumlar (0)
Namaz Vakti 24 Ocak 2022
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
5
parçalı bulutlu