Bir yürüyüşün efsanevi öyküsü

Orhan Nedim Ayık’ı genç kuşaklar tanımaz. Ancak orta ve üstü kuşaklar için bilinen bir isimdir. Öğretmenliğinden çok futbol hakemliği ile ün salmıştır. İsmini söyleyince hemen herkesin yüzünde bir gülümseme belirir. Ona gösterilen sempatinin bir yansımasıdır bu.


Emeklilik yıllarını İstanbul’da geçiriyor. Sevgili ağabeyim Osman Mollamehmetoğlu ile İstanbul’u bir başından bir başına arşınlıyorlar. Günlük yürüme limitleri 25-30 km.


Her yıl olduğu gibi bu yaz da baba ocağını ziyarete gelmiş. Seksenlerini aşmış sevgili anne babası ile özlem gideriyor. Uzun yürüme alışkanlığının da arayışı ile Beşikdüzü Çeşmeönü köyünden Trabzon’a kadar yürümenin tasarısına girişmiş.


Ama bu boşuna bir çaba değil. Çok önemli ve anlamlı bir tarafı var.


 


İZZET BEY KURTULUŞ SAVAŞINDA


Ayık’ın dedesi İzzet bey, Kurtuluş Savaşı’na katılır. İzzet bey daha yeni evli, sevdasından ayrılıp vatan savunma sına koşar. O sırada Orhan hocanın babası dünyaya gelir. Tabi İzzet beyin nereden haberi olacak. O, Ege’de Yunan işgaline karşı ülkesi için çarpışıyor, Afyon dağlarında yaralanmasına karşın savaşmayı sürdürüyor.


Sonunda 9 Eylül’de, Mustafa Kemal’in emriyle Türk kurtuluş orduları İzmir’e girince, yaralı, sakat olarak savaşı sürdüren yiğit askerlere terhis yolu gözüküyor.


Kahraman gazi İzzet bey Trabzon’a geliyor ama, hem yaralı, hem de verem belası musallat oluyor. Doğruca hastaneye yatırılıyor. Hastane, bugünkü Anadolu Lisesi.


 


AYŞE HANIM  YOLLARDA


Bu arada İzzet beyin eşi, Orhan hocanın nenesi Ayşe hanım, eşini çok özlemiştir. Doğan erkek çocuğuna henüz isim vermemiştir. Savaş boyunca İzzet beyin döneceğinden o kadar emindir ki, döndüğünde bu nur topu gibi bebeğe adını o koyacaktır.


İzzet bey köye gelemediğine göre Ayşe hanım ve 1.5 yaşına gelmiş bebeği ona gidebilir!


Bu düşünce ile yol hazırlıklarına başlar Ayşe hanım. Halasının teyzesi Hanım teyze ile, yanlarına azıklarını da alarak sabahın erken saatinde yola çıkarlar. Bebek Ayşe hanımın arkasında bağlı. Ellerinde azık bohçası, yavaş yavaş önce Beşikdüzü’ne inerler. Arkasından eski Rus yolunu izleyerek Trabzon’a doğru ilerlemeye başlarlar.


Akçakale’ye geldiklerinde akşam olmuştur. O gece Akçakalelilere konuk olurlar. Ama sabaha kadar uyuyamazlar. Bunda, kavuşmanın verdiği heyecan kadar, tahtakurularının bitmek tükenmek bilmeyen saldırısı da önemli rol oynar.


 


ADI TEMEL TAŞ OLSUN


Ama sabah olduğunda hemen yola düzülürler. Bu kez adımlar daha sıktır. Heyecan artmaktadır. Ve akşama doğru Trabzon’a ulaşıp doğruca hastaneye giderler.


İnanılmaz bir sevinç, gözyaşı, kucaklaşma.


İzzet bey, oğlunu sarıp koklar. Uzun zamandır göremediği Ayşesini büyük bir sevgiyle süzer.


Adını sorar bebeğin. Ama henüz isim vermediklerini, isim için kendisini beklediklerine söyler Ayşe hanım.


Bu sözlere, bu sözlerdeki inanca ve bağlılık daha da büyütür aşkını.


Genç yaşta ülkesi için savaşa koşan, o kocaman genç adam, ülkesinin kurtulduğu, yeni bir dünyanın kurulduğu, yeni bir ülkenin temellerinin atıldığı bir ortamda, “Oğlumuzun adı Temel Taş olsun. Ailesinin ve ülkesinin temel bir taşı gibi sağlam dursun, kök salsın” der.


 


SONRA AYRILIŞ…


Sonra geri dönüş yolculuğu başlar. İzzet bey, Ayşe hanım, Temel Taş ve Hanım teyze, bir kayıkla dönerler Beşikdüzü’ne. Çünkü İzzet beyin yürüyecek mecali yoktur.


Dönüşten hemen sonra da yaşama gözlerini yumar.


Orhan Nedim Ayık hoca, babası Temel Taş Ayık’a bakınca bunları düşünür. Ve Çeşmeönü’nden Trabzon Anadolu Lisesi, yani eski hastaneye kadar yürümeye karar verir. Onların nasıl bir zorluk içinde bu yürüyüşü gerçekleştirdiklerini anlamak, o duyguları yaşamak ister.


Böylece 13 Ağustos günü sabah 05:30’da yola çıkar. Saat akşam 18:00’i gösterdiğinde Anadolu Lisesi’nin önüne varır. Dile kolay, tam 60 km. Onlar çarıkla dağ tepe aşarak gelmiştir. Ama Orhan hocanın ayağında slikon tabanlı spor ayakkabısı vardır ve asfalt yolda yürümektedir.


 


BÜYÜK İNSANLIK


Anadolu Lisesi’ne geldiğinde ter içindedir ve bitkindir.


Ama; bu yürüyüşü gerçekleştirmenin, savaş kahramanı büyük babasının yanına gelmenin, sevdasına ulaşmak ve onu tanımadığı bebeği buluşturmak için onca sıkıntıyı göze alan büyük insan Ayşe hanımın yazgısını paylaşmanın mutluluğu bütün yorgunlukları unutturur.


İzzet bey, Ayşe hanım!


Kahramanlar, büyük insanlar, büyük aşklar!


Bugün, bunca olanağa sahipken böyle büyük olabilir miyiz acaba?


Onlara ne çok şey borçluyuz.


 


 


 


 


Gürcü mülteci akını


 


Rusya’nın Gürcistan’a yönelik askeri operasyonları, özellikle ülkenin orta ve kuzey bölgelerinde yaşayan insanları mülteci durumuna düşürdü.


Gürcistan’ın Türkiye sınırında bulunan Acara Özerk Cumhuriyeti ve başkenti Batum, şimdilik olaylara uzak görünüyor. Çünkü Rusya, hem Acaraları kendine düşman etmek istemiyor, hem de Batum’un özel bir statüsü var. Kars Antlaşması’na göre Türkiye Acara için garantör devlet. Acara’nın Türkiye sınırına yakın bir köydeki Gürcü Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir cephaneliğin bombalanması haricinde yer hangi bir olay gerçekleşmedi.


Anadolu Ajansı’ndan arkadaşımız Zafer Sel Batum’a gitti. Savaş koşulları göreceğini sanan Zafer, bomboş sokaklar ve tıka basa dolu kumsal ve çakılsallarla karşılaştı. Yani neredeyse herkes sıcak havada denizin tadını çıkarıyordu. Burada çektiği fotograflar sadece Türk basınında değil dünya basınında da yeraldı.


Gürcistan’ın Rusya’nın saldırısı altındaki iç bölgelerinden kaçanların bir kısmı Acara’ya geldi. Diğer bir kısmı ise burayı da kendisi için güvenlikli görmeyecek ki Türkiye’ye giriş yaptı.


Bugünlerde Trabzon’da da, bölge çapında otellerde yer bulmak olanaksız. Büyük bir Gürcü nüfus Trabzon’da barınıyor. Sokaklarda da bu fotografı görmek mümkün.


Tabi gelenlerin önemli bir kısmı durumu iyi olan, cebinde parası, altında lüks arabası bulunan Gücüler.


Durumu daha kötü olanlar, ülkemizdeki akrabalarının yanına yerleşiyor.


Ama durumu kötü olan büyük bir çoğunluk ise ülkesinde sefalet içinde mülteci durumuna düşmüş.


Hepsinin özlemi, kapağı bir biçimde Türkiye’ye atmak.


Eğer kriz sürer, çatışmalar yeniden başlar, güvenli bir ortam oluşturulamazsa, hem yeni gelenler, hem eskiden gelip de parası bitenler için çok kötü günler olacak. Bu nedenle Türkiye’nin şimdiden gereken önlemleri alması, mülteci bölgeleri oluşturması, gerekli gıda ve diğer yardımlar konusunda hazırlıklı olması şart.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.