BİRAZ ERKEN, OLDUKÇA GEÇ BİR YAZI

    Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları Kurtuluş Savaşı'nı gerçekleştirirken siyasi, ekonomik, kültürel bağımsızlığa dayalı bir Cumhuriyet'i ta baştan düşünmüş ve amaçlamışlardı. Buna uygun saptama şuydu: "Askeri başarılar, daha sonra kazanılacak ekonomik, siyasi ve kültürel başarılarla taçlandırılmadığı sürece kaçınılmaz son belki kendiliğinden gelecek ya da birileri tarafından getirilecektir! "Bu sonla karşılaşmamak için " fikri hür,  vicdanı hür, irfanı hür " yurttaşlar, kuşaklar zorunludur. 
    Yapılan bir dizi yeniliklerin yanında 3 Mart 1924'te ÖĞRETİM BİRLİĞİ Yasasını da kapsayan " DEVRİM KANUNLARI " çıkarıldı. Halifeliğin Kaldırılması, "Şeriye ve Evkaf Bakanlığı"nın Kaldırılması, Eğitim Birliği Yasası diye belirtilen üç temel yasa Cumhuriyet'in sacayağını oluşturuyordu...
   Ancak nüfusun büyük çoğunluğu (yüzde 80'e yakın) köylerde yaşayan insanlarımız için eğitim-öğretim ve kültürel yapılanma çok ciddi bir sorundu. Feodal yapının yaygın varlığı ve gücü, Cumhuriyet yasalarını köy sınırlarından içeri sokmakta oldukça sıkıntıya yol açıyordu...
      Cumhuriyet Hükümeti önemli bir atılım gerçekleştirdi. Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç'la birlikte 17 NİSAN 1940’ta Köy Enstitülerini kurdular. 
     Köylerde, işlikte, derslikte, tarım alanlarında köy ortamının temiz-sağlıklı, daha yaşanılır bir yer olması için enstitüler çok önemli görev ve misyon üstlenmişlerdi. 
     Köyü ve köylüyü kalkındırmanın yanında, aydınlatmak, bilimsel düşünebilmenin ölçütlerini duyumsatmak, "hurafe"nin önüne geçmek, yozluğa ve yobazlığa engel olabilecek 
beyin ve yürekleri yetiştirmek için kültürel devrim de gerekliydi. Eğitim ve Köy Enstitüleri bunun için çok çok önemliydi. Öncelikle eğitim demokratik olmalıydı. Yönetim, öğrenci ve çalışanlarla birlikte oluşturulmalı, hafta sonları değerlendirme toplantıları özgür biçimde yapılmalı, eleştiri ve özeleştiri tıkır tıkır işleyip geliştirilmeliydi. Buna özenle uyuluyordu. Bu biçimde yetişen öğrenciler, öğretmen olarak gittikleri köylerde aynı zamanda demokratik yapılanmaya da önemli katkılar sunuyorlardı. Enstitüler bölgesel kurumlardı. 2 ile 4 ilden oluşan bu bölgeler bütün ülkeye yayılmışlardı. Köy Okulları, Köy Enstitüleri, Yüksek Köy Enstitüleriyle birlikte Köy Eğitim Sistemi oluşuyordu. Böylece ülke yönetiminin değişik kademelerinde görev alabilecek gönül erleri yetişmiş oluyordu. Kuşkusuz bu ülkü ve donanım karşısında ürken, korkan, giderek tehlike gören çevre ve anlayışlar da boş durmayacaktı...
     Cumhuriyet'in ışıldayıp parlayan yıldızı 1946’dan başlayarak zedelenmeye, hırpalamaya, kurutulmaya çalışıldı. Bu eğitim atılımı —arasız devrimlerin olamazsa olmazı — kesintiye uğratılmaya, yurtsever, halkçı, devrimci düşüncenin sözcülerini, temsilcilerini yetiştiren kaynak yok edilmeye, ezilmeye çalışılıyordu.
     Hırpalama 1950'deki iktidar değişikliğiyle, yalan- yanlış iddia ve kurgularla, baskılarla ve iftiralarla hız kazanarak sürdü. Başta ABD olmak üzere kimi sömürücü ülkelerin ve onlarla işbirliği yapan küçük bir azınlığın çıkar birliği CUMHURİYET DEVRİMİ'nin AYDINLANMA OCAKLARI'nı yok edecekti. Dünyada benzeri olmayan, bize, insanımıza, ülkemizin gerçeklerine ve gereksinimlerine uygun olan, başka ülkelerce örnek alınmaya çalışılan bu özgün kurumlar 27 Ocak 1954'te yayımlanan 6234 sayılı yasayla, KÖY ENSTİTÜLERİ adlarıyla birlikte tarihten silindiler!
     Bu ROTA DEĞİŞİMİ ile başlayan süreç bugün varılan noktayı doğru çözümlememize hizmet etmeli, neleri yitirdiğimizi bize kavratmalı, izlenecek doğru ROTA'yı bulmamıza yardımcı olmalıdır!
     Enstitüler, en kötü koşullar içerisinde olan ama ulaşımı sağlanabilen yerlerde açılmışlardır. Bu yerleri eğitim-öğretim alanı yapmanın yanında üretim alanı durumuna getirmek, yaşam alanını genişletip geliştirmek, bunun insana kazandırdığı özgüven, insan ve toplum sevgisi, Cumhuriyet'in kültürel ülkülerindendi. Kent ve kasabaların dışında, geniş alanlarıyla, öğrenci ve öğretmenlerin elbirliğiyle, emeğiyle adeta yaratılan, "İş için, iş aracılığıyla, iş içinde eğitim" şiarıyla sloganlaşan bir kurum, bir YUVA...
      Buralarda yetişen öğrenciler, öğretmenliğin dışında sağlık memuru, ebe, hemşire görevlerini yerine getirebilecek bilgi ve becerilerle donatılırdılar. Falih Rıfkı ATAY'ın deyimiyle "Yuvalarını kendileri yapan kuşlar" gibiydiler. 
      Ülkenin yazgısını değiştirebilecek, bize özgü olmalarının yanında, yurt sevgisinin, insanlığın evrensel kültür ve değerler kalıtını da dikkate almaları dünyaca büyük kabuldü.  
     Ulusal Aydınlanma Hareketi’nin 150- 200 yıllık sürecinin en önemli atılımı ve kısa ömürlerine karşın büyük kazanımı! 
     Özgüveni yüksek, sorun çözebilen, eleştirel düşünebilen, özverili gençlerin yetişmesini ana amaç edinerek, yaparak-yaşayarak, üreterek eğitim...
     Demokrasi ütopyasının seçmeni olacak yurttaşı eğiterek, onu, biat, kul, köle duygu ve kültüründen uzaklaştırarak haklarını koruyup-geliştirmeyi, özgür düşünceli bireyler durumuma yükseltmeyi amaçlayan bir PROJE...
   — Köyü ve köy öykü-romancılığını çağdaş anlamda ilk ele alıp ören, işleyen Mahmut MAKAL unutulabilir mi? "BİZİM KÖY" adlı kitabı büyük bir toplumsal bellektir.—
     Çağdaşlaşma tasarımı, kültür devriminin önemli bir ayağı...
      Ortaçağ SKOLASTİK'ine hapsedilmek istenen çocukları ve gençleri çekip- kurtarıp yetiştiren...
     Bizim ve ülkemizin şimdi hızla yitirmekte olduğumuz vicdanı mı demeliyim yoksa!
      O vicdanlar ki kiminin ruhunda, kiminin ak saçlarında, kimilerinin çocuk ve torunlarında, gençlerde varlar, çoklar...
     Kimi zaman Fakir BAYKURT olarak yeniden doğar, Dursun AKÇAM olur, yetmez Mehmet BAŞARAN olur, Pakize TÜRKOĞLU olur; kadın erkek ayırmadan, çünkü cinsiyetçi değildir o vicdan... Emin ÖZDEMİR kitaplardan sesleniyor. Osman ŞAHİN yurdun dört bir yanından, bazen sinema perdesinden ya da televizyondan, yapıtlarıyla...
      Köy Enstitüleri’nden yetişen bu değerler öncelikle öğretmendiler.—Sonsuzluğa uçanlar ışıklarda uyusunlar. Yaşayan ustalara sağlıklı yaşam dileklerimle saygılarımı sunuyorum.—
Onlar, Cumhuriyet Devrimi'nin aydınlanmacı yıldızları... Onların görev ve sorumluluk bilinci dersliklere, işliklere, atölyelere sığmadı, bütünüyle ülkeye ve insanlığa taştı, ulaştı... Bakın Ümit KAFTANCIOĞLU hâlâ radyoda, bize mani söylüyor, derlemeler, halk kültüründen örnekler sunuyor, duymak ve anlamak isteyenlere!

                                —Yarınlar güzel olacak —

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.