Biz bize yeteriz Türkiyem!

  Eskiden liselerde milli güvenlik dersleri vardı. Milli Güvenlik derslerine de subaylar girerdi. Yanılmıyorsam haftada bir saatti. Sonraları bu ders kaldırılmıştı. Milli güvenlik dersleri askerlik dersi olarak nitelendirilirdi. Derse giren subaylar sivil elbise ile değil de resmi kıyafetle ders anlatırlardı.
  Bir derste hiç unutmam, albay rütbesindeki subay, karatahtanın başında, silah hakkında konuşurken, ‘Çocuklar, en büyük silah moraldir. Moral ve motivasyonun karşısında dünyanın en büyük silahı iş görmez’ mealinden bir cümle sarf etmiş ve moral, manevi bir silahtır ve güçlüdür, demişti.
Moral, toplumsal olaylarda da önemlidir.
  Koronavirüs dünyayı kasıp kavuruyor. Hemen her ülke, vatandaşını korumak için tedbir üstüne tedbir alıyor. Halkın sokağa çıkmaması isteniyor ve bir dizi önlem sıralanıyor.
Türkiye’de de bu ölümcül virüse karşı gerçekten büyük bir mücadele veriliyor. Hükümet ardı ardına bir yandan bu bulaşıcı virüsün yayılmasını önlemek, diğer yandan da ekonomik tahribatını aza indirmek için bir dizi tedbir aldı ve almayı da sürdürüyor.
Diğer yandan dünyanın dört bir yanında bilim adamları, bu ölümcül virüsün tahribatını önlemek için laboratuarlardan çıkmıyorlar.
Bu süreçte vatandaş olarak yapmamız gereken, geçici de olsa eleştirileri bir kenara bırakmak, hükümetin aldığı kararlara harfiyen uymak, fedakarlıkta bulunmak, moral ve de motivasyonumuzu en üst derecede tutmaktır.
Hükümetin, biz bize yeteriz Türkiyem kampanyası ne kadar doğru ise İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerinin yardım kampanyası hesaplarının İçişleri Bakanlığınca bloke edilmesi de o derece yanlıştır.
Sonuçta belediyeler gayri resmi bir iş yapmadıkları gibi denetleniyorlar da!
‘Biz bize yeteriz Türkiyem’ söylemini, siyasi manevralarla parçalamayalım!
 
                                                                                             Hasan KURT
 

Bakanın azledilmesi ve Şota!
 
   Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan’ın, neden, niçin bakanlıktan azledildiğinin cevabını birileri biliyor ama kamuoyu bilmiyor.

9572ef91-269b-4557-8dc4-60d68753130b.jpg82d7b656-e7ae-43ba-83cc-080956369540.jpg

Kimi gazeteciler, Turhan’ın görevden alınmasını Trabzonspor’un eski topçusu ve teknik direktörü Şota ve yardımcılarının Bakü’den özel uçak ile İstanbul’a getirilmesine, kimileri bakanın Trabzonsporlu oluşuna, kimileri Kanal İstanbul’un ilk ihalesine, kimileri bakanın yaptığı ihalelere vb. bağlıyor. Cahit Turhan’ın bakanlıktan azledilmesi bize göre normal bir süreç. Olayın Şota ile ve diğer iddialarla da pek ilgisi olduğunu sanmıyoruz.
 
                                                 *****************
 
 
  Eskinin her işi mükemmeldi demek nerde o eski bayramlar demek gibidir. Bugünle kıyaslanması ve tekrar yaşanması mümkün değildir. Sevimlidir çünkü nostalji duyguları yaşatır. Birçok kötü anı silinmiştir. Roma İmparatorluğu mirasçısı İtalya, Moğol imparatorluğunun mirasçısı Moğolistan artık yoktur tıpkı Osmanlı imparatorluğunun tekrar dirilemeyeceği gibi. Osmanlı geçmişimizin bir parçasıdır, mükemmel değildi ve çöktü gitti. Bazılarımız hala geçmişte ama geçmişin ne olduğunu bilmeden yaşıyor. Osmanlı ile Avusturya-Macaristan savaşını bir okuyun derim; Onyedinci yy da 13 sene süren savaşı. Osmanlıcıların yaptıklarıyla ilgili ufak bir örnek;
“Yatsı ezanından sonra maruz kaldığımız Segah Salat-ı Ümmiye ve Segah Tekbir şarkılarının bestekarının Itri olduğunu biliyor muydunuz?
Ortodoks kilisesinin meşhur ilahisi Fos İlarion Ayas Doksis’in makamı olan Segah, böylece cami müziği olarak da işlev görmeye başlamıştır.
Itri’nin Esirciler Kethüdası olduğunu ve İstanbul’daki Köle ticaretinin başında olduğunu biliyor muydunuz peki?

Bugün İslam’la özdeşleştirilen şeylerin böyle bir geçmişi var ve bütün bunlar sadece üç yüz yıl önce oldu.
Şimdi de Segah şarkılarla her gece minarelerden virüs kovmaya çalışanlara maruz kalıyoruz.
Geçmişi bilmezsek geleceği kaybederiz, geçmişimiz hayallerle süslenmemeli. Yoksa sukutu hayal çok kötü olur.
                                                                       (Mahmut Haydar Ustaoğlu)
 
                                                      *************
 

Doktorunuz diyor ki!

İnme(felç), beyne giden kanın engellenmesi halinde meydana gelir. Tıkanma ve kanama olmak üzere iki inme türü vardır. "Kanama inmesi"ne beyin damarlarından birinin kanaması, "tıkanma inmesi"ne kan akışını durduran bir kan pıhtısı sebep olur. İnmelerin %80'ni tıkanmaya bağlıdır. Beyin kanamalarında hasta o sıradaki şikayetini ifade etmeye vakit bulamadan yere yıkılır ve bilinç bozukluğu olur. Sağ ya da sol yarısını hareket ettiremez. Felçli taraftaki yanak her nefes verişte pipo içiyormuş gibi şişer. Baş beynin kanayan tarafına döner, gözler o tarafa kayar. Bazı hastalar inme sonrası tamamen iyileşirken birçoğu sorunlarla yaşamaya devam eder. Beyinde hasarın oluştuğu yere göre düşünme, hafıza, konuşma, anlama bozukluğu, yürüme güçlüğü, dengesizlik, vücudun bir tarafında duygu ve güç kaybı meydana gelir. Tedavi ne kadar erken uygulanırsa o kadar iyi sonuçlar alınır.
(Dr. Kemal Küçükali)
 
                                         *************
 
   Hiç bir mümin inançlarını doğrularla değiştirmeye cesaret edemez. Yaşadıklarımdan bilirim.
Lakin gerçeklerden ne kadar ve nereye kadar kaçabilirsin ki? Sonuçta ben de kaçamadım.
Bazı arkadaşlarım beni bu konularda yadırgayabilir. Ama ben hala bir Türk Milliyetçisi olarak milletimin menfaatlerinden yanayım. Arap veya başkalarından yana hiç olmadım, olmayacağım da. Hele bir Amerikan köpeği, asla!
Sizlerden ricam, doğru düşünmekten korkmayın. Sizleri korkutanlara rağmen!
(Temel Kahveci)
 
                                                   **************
 
   Alman doktorlar bizdekilerden daha mı zeki daha mı çalışkan? Hayır! Mesele de bu değil zaten. Birisinin evinde beş yangın tüpü var, her türlü güvenlik önlemi var, diğerinin evinde ateşe serpecek bir damla su bile yok! Almanya’nın başarısı işte bu yangın tüplerinde. Aldığı önlemlerde. Bizimkiler istese bunu başaramaz mıydılar? Elbette başarırdılar da hamuduyla götürmeseydiler. Toplumun sağlığını düşünüp önlem alsaydılar.
  Her zaman yazmışımdır; Almanya tipik bir kapitalist ülke değildir diye. Bunun nedenini tarihsel geçmişinde aramak gerekir. Çok büyük sarsıntılar çöküşler yaşandı burada. Bu sarsıntılar yeni devlet ve toplum düzenine olumlu yansıtıldı.
Çalıyorlar ama çalışıyorlar felsefesi burada yoktur. Bizdeyse hem çalıyorlar hem çalışmıyorlar...
Sonuç: At habu İBAN’ıma biraz para...
(Sinan Öztürk-Almanya)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.