Gürsel Özgür

Gürsel Özgür

BİZ UYURDUK ONLAR OKURDU

En güvenilir ve değerli bilgi kişinin kendisinin okuyarak araştırarak elde ettiğidir. Okur ve araştırırsa doğruyu bulmak kolaylaşır. Ama başkalarına inanma kolaycılığına kaçarsa ki genelde tercih ediliyor, o zaman,  çeşitli amaçlar için insanları kullanarak toplumsal güç elde eden özellikle şer odaklarına fırsat verir ve onların oyuncağı olur. Okuyarak araştırarak bilgiye doğrudan ulaşarak fikir sahibi olmama ve başkasından olduğu gibi kabullenme boşluğunu, cemaat, tarikat, dernek gibi oluşumlar hemen ve istekle doldurur.

Tarikat; İslamiyet’te, İslamiyet'in kalbi boyutu üzerinde duran ve tasavvuf öğretisinin uygulandığı düzenli kurumsal yapılar olarak tarif edilir. Cemaat;  üyelerinin ortaklaşa paylaştıkları bir şeye (genellikle ortak bir ideolojiye ya da bir kimlik duygusuna) dayanan, özel olarak oluşturulmuş bir toplumsal ilişkiler bütünüdür, diye tanımlanır.

Türkiye’de faal olan başlıca tarikatlar Nakşibendîlik, Kadirilik, Rufailik, Mevlevilik ve Halvetilik olarak sıralanıyor. Bunlardan en kalabalığı olan Nakşibendîler; Menzil, İsmail Ağa, İskenderpaşa ve Erenköy Cemaati çatısı altında dört farklı kolda faaliyet yürütüyor. Diğer büyük cemaatlerden Süleymancılar, Işıkçılar ve Nur Cemaati ise Nakşibendîlikten ayrılıp cemaatleşen yapılardır. Nur Cemaati’nin kendi içerisinde 44 ayrı kolu bulunuyor. Gülen yapılanması ise Nurcuların kollarından biridir. Her kolun tabii ki ayrı taraftarı ve gücü var.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın mevcudiyetinin esasen bu kadar cemaat ve tarikatın gerekliliğini ortadan kaldırması gerekmez mi? Ne yaparlar bu oluşumlar? İnsanı geliştiren bireysel düşünme özgürlüğünün olmadığı ve adeta askeri mutlak itaat ve korku ile işleyen sistemin başındaki zatlar, devletin bilerek veya bilmeyerek(!) dolduramadığı boşluğu doldururken pek de masum kalmazlar.

Ali İmran suresi şöyle buyurur. ‘‘Hep birlikte Allah’ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın. Birbirinizin düşmanı idiniz, Allah kalplerinizi uzlaştırıp kaynaştırdı da O’nun nimeti sayesinde kardeşler haline geldiniz.’’ Yani gruplaşmak, cemaatleşmek aslında Kuran’ın asla kabul etmediği, reddettiği bir durumdur. 15 Temmuz’a giden yol ve süreçleri hatırladığımızda hala iş ve çıkar ilişkileri üzerinden varlıklarını sürdüren oluşumların neden kapatılmadığını anlamak çok zordur. Yalnız başına 15 Temmuz olayı bile bu oluşumların yasaklanması için ziyadesiyle yeterlidir.

Beddualarla birbirlerine saldıran Tarikat şeyhlerinin ‘’Allah kalplerinizi kaynaştırdı’’ buyruğuna karşılık nefret tohumları saçması nasıl açıklanabilir ki? Bence,  maddi kazanç, iktidar hırsı ve Kur’an‘ı dikkate almama halidir. Bu tarikatlar İslamiyet’in kalbi boyutu konusunda inandırıcı olabilir mi?

Gazi Mustafa Kemal Atatürk; 30 Ağustos 1925’te Kastamonu’da yaptığı konuşmada ‘’En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır’’ demiş ve 2 Eylül 1925’te Mecliste tekke ve zaviyelerin kapatılma kararı alınmıştı. Peki, neden varlıklarını halen artarak ve alenen sürdürüyorlar? ‘’İhtiyaçtan doğuyorlar!’’ koskoca yalanının arkasında, oluşumdan siyasi ve maddi menfaat sağlayan çıkarcı siyasetçileri; aşiret, cemaat veya tarikat liderleriyle aynı yolda kol kola yürürken görmek mümkündür, görmüşüzdür de…

‘’Birtakım Şeyhlerin, Dedelerin, Seyitlerin, Çelebilerin, Babaların, Emirlerin arkasından sürüklenen ve falcılara, büyücülere, üfürükçülere, muskacılara şanslarını ve yaşamlarını bırakan insanlardan meydana gelen topluluğa, uygar bir ulus gözüyle bakılabilir mi?’’demiş Atatürk. Sizce?

Yasaklanırlarsa yeraltına inerler anlayışı da teslimiyetçi veya art niyetçi bir zihniyeti temsil eder. Samimi ve gerçekçi olmadığı gibi zavallılığın açık itirafıdır. Devlet içinde acziyetin yeri olamaz. ‘’Yaratan Rabbinin adıyla oku! O’dur kalemle öğreten.’’ Alak Suresi 96/1-4

23 yılda tamamlanan Kur’an-ı Kerim’in ilk vahiy cümlesidir. Okuyor muyuz? Hayır, Televizyon izliyor, internete giriyor, oyun oynuyor ama okumuyoruz.

1970’li yıllarda Trabzon’dan Bursa’ya seyahat ederken otobüste bazen turistler olurdu, biz konuşur, uyurduk, etrafı izlerdik, onlar ise kitap okurdu. Sonraları 2000’li yıllarda yurtdışına çıktığımda aynı sahneyi bu sefer metrolarda görüp dejavu (bir olayı daha önceden yaşamış olmak) olmuştum, biz yine konuşuyor ve etrafı izliyorduk, onlar ise yine kitap okuyorlardı.

O halde okumalı ki gerçekleri görelim…

Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum