Rasim Efendioğlu

Rasim Efendioğlu

BU GÖRÜNTÜLER BU ÜLKEYE HİÇ YAKIŞMIYOR

Ülkemiz tanımlanması çok güç emsalsiz güzellikte bir ülke. Eski dünya karalar topluluğunda, binlerce yıldan beri önemli bir yerleşim yeri. Birçok uygarlık doğdu battı. Çok çiçekler açtı soldu, çok kanlar aktı, çok canlar toprak oldu. Bin yılı aşkın bir süredir Türk yurdu. Yaradan’ın sonsuz güzellikler bahşettiği bir toprak parçası. Bu eşsiz güzellik çok kanlı savaşların da olmasına neden oldu kuşkusuz.
Bu denli güzel ülkeye bu görüntüler hiç yakışmamış. En verimli topraklar, en uygun iklimler burda, en kanlı savaşlar, en büyük acılar, en yoğun gözyaşı da bu topraklarda. Sadece son yıllarda değil yüzyıllarca bu görüntüler... Yakın çağda Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet. Selçuklu da Osmanlı da tarihte önemli yer tutmuş. Çok güzel sayfalar da var çok kirli sayfalar da. Haçlı seferleri, iç isyanlar devletler arası savaşlar. Toprağının her zerresi kanla sulanmış.
Tarıma, hayvancılığa çok elverişli bu topraklar yüzyıllarca hep bekledi ekilip biçilmek. Hâlâ bomboş ekilmemiş tarlalar, hâlâ otlanmamış otlaklar. Yooo hiç de layık olduğunca korunmuyor, değerlendirilmedi, değerlendirilmiyor. Sadece Konya kadar bir ülke bu ülkeye tarım ve hayvansal ürün satar. Soğuk kuşağa yakın Kanada’dan bile fasulye alır, mercimek alır.
Bu topraklarda çok çalışkan, çok cesur çok yetenekli insanlar da yaşar, çok hırsız, çok dolandırıcı ve çok hain de yaşar. Yani sizin anlayacağınız bizim anlayacağımız bu olağanüstü ülkeye bu görüntüler hiç yakışmıyor.
NEDEN NİÇİN BU GÖRÜNTÜLER
Tüm koşulları uygun, her şey var da neden bu ülke dünyanın en kalkınmış en mutlu insanların yaşadığı ülke değil? Babanızdan size çok verimli bağ bahçe tarla kalsa siz ekip biçemez, değerlendiremezseniz ne olur, çorak kupkuru bir toprak olur kalır. İşte sorun burda. Salt şimdi değil yüzyıllarca bu topraklar layık olduğu biçimde değerlendirilmedi. Evet Osmanlı Yemen’den Viyana’ya uzandı, görkemli bir imparatorluk oldu ancak dünyanın en güzel ülkesi ve dünyanın en mutlu insanlarının yaşadığı ülke olamadı. Bir hanedan yönetti, onlarca padişah tahta çıktı indi. Kardeş kardeşi öldürdü, çok kanlı savaşlarda oluk oluk şehit kanı aktı ve ülke kuruldu yükseldi, geriledi çöktü. Ülke aynı ülke, insanlar aynı.
Muhteşem yüzyıllar geçti, dünyanın en güzel kenti İstanbul bizim oldu. Devlet İstanbul’du, Bursa’ydı, Edirne’ydi. Nasıl yaşar Trabzon’un uzak köyündeki köylü, nasıl yaşar İstanbul’un uzak köylerinde halk bilen yok. Belki vergisi gelir ülkenin dört bir yanından ancak bu halkın yolu var mı, okuyor mu, yazıyor mu biliyor mu bilen yok. Darağaçları kurulur, idamlar olur ancak aynı eylemler insanların mutluluğu için yapılmaz.
Hasılı bu görüntüler yönetim zaafıdır, yönetemedik bu eşsiz ülkeyi. Evet egemen oldu yöneticiler, sürü gibi görüldü yönetilenler. Ve boşa geçti seneler. Batıda sınıf kavgaları, savaşlar oldu ancak ülkeler de uyandı aydınlandı. Onlar da çok kan akıttı, çok kanlı savaşlar yaptı ancak tarımı gelişti sanayisi gelişti. Bilgi yayıldı ülkelere hızla. Biz yüzyıllar sonra matbaayı alabildik korka korka. Karasabandan kurtulamadı köylümüz, anamızın sırtından hâlâ yük düşmedi. Hâlâ toprak damlı ev var Anadolu’da. Ancak çok övündük köprülerimizle. İstanbul’da, yol açtık, tünel kazdık ancak hâlâ yerli bir otomobil yapamadık. Birçok sanayi ürünümüzün somonunu, vidasını dışardan alıyoruz. Evet ara başlıktaki soruya yanıt verdik mi? Hakkıyla yönetemedik bu ülkeyi vesselam...
SON YÜZYILA BİR BAKALIM
Koca imparatorluk geriledi, çöktü. Girdi çok büyük kanlı bir savaşa. Yıllarca filiz gibi gençlerini verdi Çanakkale’de, Yemen’de, Balkanlarda. Çanakkale’de bir mucize yaşattı dünya tarihine. Ancak yetmedi devleti yönetenler, yenilgiyi kabul etti Mondros’u imzaladı, ordusunu dağıtmayı, silahını teslim etmeyi kabul etti. İşte bu sırada İmparatorluğun çekirdeği Türk ulusundan eşsiz bir evlat çıktı, dağınık çoban ateşlerini birleştirdi, bir mucize yarattı Yaradan’ın emriyle. Evet adeta bir mucizeydi ancak şuna inanın ve öğrenin ,çocuklarınıza da öğretin ki bu savaş öyle sıradan bir savaş değildi. KURTULUŞ SAVAŞI. Salt dış düşmana karşı değil, onlardan da daha iğrenç ve korkunç iç düşmanlara karşı bu savaş verildi. Mustafa Kemal, SON CÜRET’le ayağa kalkarken en büyük zorluğu ve kötülüğü iç düşmanlardan gördü. O kendisini ne kral olarak ne padişah olarak gördü. O bu ulusun bir evladı olarak bulduğu cevheri işleyerek bu savaşı kazandı. Mustafa Kemal Paşa adeta tükenmek üzere olan bir ulusu, yorgun bitkin bir halkı ,umudu tükenmekte olan bir milleti diriltti. Bu büyük bir şanstı. Türk Ulusu için büyük bir şans karşı güçler için bir şanssızlıktı.
Evet bu yangın yerinden bu küller arasından yeni bir devlet doğdu. Asıl iş bundan sonra başladı. Yanık yıkık bir ülke, yorgun, bitkin ve de korkunç cahil bir halk bu malzeme ile yeni bir devlet kolay mı?
YÜZYILLARDIR BEKLENEN GERÇEK OLDU DA
Evet en büyük savaş cehalete karşı verilecekti. Halkının % 85-90’nı okur-yazar bile olmayan bir halk, toprak damlı binlerce köy, kara sapanı bile çürük odundan tarım yapmaya çalışan köylü. Okulu yok hatta camisi bile yok. Evet bakın köylerinizdeki camiler ne zaman yapılmış? Çok yaşlı ve çocuk denecek yaşta bir nüfus ve gerçekten mucize .
Artık ne padişah ne vezir, başta halk egemen, egemenlik kayıtsız şartsız onun. Ancak yine boş durmamış iç ve dış düşman 1918-23 savaş yılları. 23’ten sonra kalkınma seferberliği. Demirağlarla örülürken yurt dört bir yandan, limanlar kuruldu kıyılarda yüzlerce fabrika bacası tüttü. Eğitimde adeta mucize yaratıldı. Köyler okul doldu. Kütüphaneler kitap beyinler ışık doldu. Evet yüzyıllardır ihmal edilen bu halk artık uyandı, ülkenin görüntüsü değişti .
Üniversiteler gerçek üniversite oldu, bilim adamları yetişti her dalda. Yooo masal anlatmıyorum, abartmıyorum şöyle tarafsız ve kör parti gözlüğü ile bakmazsanız görürsünüz. Diğer yandan cumhuriyetimizi de çağdaş düzeye getirmeye çalışıyorduk. Demokrasimizi çağdaş düzeyin üstüne çıkarmayı amaçlıyorduk. Ancak bu da kolay değil. Cumhuriyet de demokrasi de bir erdem rejimidir. Bu da ancak çok başarılı bir eğitimle olur. Büyük ATAMIZI erken yitirdik. Ancak onun da belirtiği gibi maddi varlığı olmasa da düşünceleri yeterdi. Ancak bu çok zor oldu. 1938’den hemen sonra bir büyük dünya savaşı yaşadı dünya. Gerçi bu savaştan kurtulduk ancak etkileri elbette oldu. 1940-45 arasında büyük eğitim hamleleri oldu ancak demokrasimizi çağdaş düzeye çıkarma niyeti ile çok partili yaşama geçtik. Pek beceremedik. Birçok alanda darbe yedi hamleler. Eğitim sanayileşme ve demokrasi ... Evet traktörler bollandı, yeni yollar açıldı ancak yerli uçağımız uçmaz sanayimiz canlanmaz oldu. Montaj sanayiine geçtik. Seçim meydanlarında bağırıp çağırmalar küfürler bollandı, demokrasi sanki buymuş diye.
SON BÖLÜME GEÇELİM
Bu bölümü daha uzun anlatacaktım da önceki bölümler ağır bastı. Ancak ana başlıktaki düşüncemiz hâlâ aynı. Ülkemizin görüntüsü çok güzel değil. Hâlâ bu güzel bu eşsiz ülke dünyanın en kalkınmış ülkeleri arasında değil. Bu halk dünyanın en mutlu, en zengin halkı değil. Oysa bu ülke hâlâ dünyanın en elverişli konumunda olan en elverişli topraklarına sahip
Buna karşın tarımda, hayvancılıkta geriyiz, sanayimiz geri ve dışa bağımlı. Gelir dağılımı çok adaletsiz. Beyinlerimiz dışa göç ediyor, bilimde hiç de ilerde değiliz. Uzaya gidecekmişiz. Eh iyi olur tabii. Ben öğretmen okulundayken adamlar aya gitmiş. Elli yıl geçti biz de artık hazırlanıyoruz. Dilerim gerçek olsun. Bizim çocuklarımız gençlerimiz değil Aya, yıldızlara bile gider yeter ki bir ışık tutan olsun.
Ya demokrasimiz, cumhuriyetimiz... İşte orda görüntü daha da çirkin. Yunus Emre’nin, Mevlana’nın torunları, Hacı Bektaş Veli, aslanla ceylanı kucağında saklayan bir dedenin torunları demokrasi adına küfrediyorlar birbirlerine. Bal ile yağ etmesi gerekirken söz zehir oluyor ağızlarda. Saf ve temiz insanlar… Bu mu demokrasi, bu mu erdem rejimi diyorlar.
Evet hâlâ topraklarımız sürülmemiş, hâlâ otlaklarda sürülerimiz yok. Hâlâ toprak damlı evlerde yaşayanlar var ve fabrikalarımızın bacaları sönmüş, okullarımızdan yetişmiyor bilim adamları. Evet yazık bu güzel yurda, yazık canlarını, kanlarını bu topraklarda akıtan dedelerimize. Artık yeter... Bu güzel yurt, bu iyi insanlar daha güzel şeylere layıktır.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum