26.01.2022, 10:06

Bu Son Olsun Demekle Olmuyor!

Dinlence, özellikle çocuk ve gençler için çok önemli. Özgür davranış geliştirmeleri, ilgi ve arkadaş kümeleri edinmeleri, kendilerini tanımaları ve kimlik-kişilik gelişimi gibi birçok yönden olgunlaşmalarının önü böyle açılır. Yeni dönemlere daha dinç ve kararlı girerler. Kendine güven duymayı, yaşama ve güzelliklere sarılmayı, öğrenme, sorma-sorgulama istek ve heyecanını artırırlar.

Uzun dinlencelerde öğrencilerime/gençlere, gezip-eğlenmelerini, yeni arkadaş ve çevrelerle tanışıp, doğanın güzelliklerinden yararlanmalarını önerirdim –yine öyleyim ya-. Müzik dinlemelerini, isterlerse şu tür kitapları, olası ise tiyatro izlemelerini, ama bunun bir ödev olmadığını da vurgulayarak anımsatırdım. “Hocam ödev vermeden olur mu?” “Bu yaşta çocuklar o denli serbest bırakılır mı?” diyen öğretmen/yönetici arkadaşlarımı ve birçok velinin tedirgin bakışlarını –kimi küçümseyerek- unutmam.

Karşılıklı güvenin oluştuğu, sevgi ve hoşgörünün yeşerip-yol aldığı süreçlerde dinlence dönüşü o çocukların/gençlerin daha olgun davranış gösterdiklerini, “büyüdüklerini” gözlemişimdir. Kuşkusuz bunun tek doğru olduğu savında değilim. Eğitimde yöntem ve teknik zenginliği, eğitimcinin yaratıcı becerileriyle bütünleştiğinde ve oluşturulan ortamda, sağlanan iklimde sonuç çok daha iyi olacaktır. Ancak sözünü ettiğim “iklim”, sadece eğitimcinin çabası, kurumun katkısı ile yeterli olamaz. Bütünüyle aileden başlayarak yakın çevre ve ülkenin genel eğitim-kültür-bilim ilişkisiyle ilgisi unutulmamalı bu iklimin. Ben bunu yaşadığımız ortamdaki “hava”nın size ne denli “oksijen” verdiğine-sunduğuna benzetiyorum. Yaşamdan en geniş anlamıyla yararlanmak/keyif almak, kendi üretkenliğini çevresine sunmak, toplumsal varlık olarak kendinizle onur duymanızı sağlamak, başka öncelikler bir yana buna bağlı değil mi? Bu edinimlerin oluşumu, olanakların yanı sıra bir “özgürlük” ortamını da gerekli kılmaz mı?. Çekinceleri azalmış, “ama”, “fakat”, “ne derler”, “suç” ya da “ayıp” sayılır mı vb. sorular çocuk ve gençlerin beyinlerinden/yüreklerinden geçmemeli.

Son dönem gençliği diyebileceğimiz 10-30 yaş dilimi fazlasıyla olumsuz sayılabilecek bir “iklim” de büyüdü. “Yetişti” diyemiyorum, çünkü yeterli “oksijen” sözünü ettiğim “hava”/”iklim” de yoktu. Değişik yaş kümelerinin duyuşsal ve bilişsel, kimi sosyal gereksinimleri karşılanamadığı/karşılanmadığı yetmezmiş gibi, onların yoksunlukları da sömürülerek uygun olmayan alanlara yönelmeleri kolaylaştırıldı. Yoz-bilim dışı yayınlar/kurumlar, yasadışı örgütlenmeler aç kurtlar gibi bu çocuk ve gençlerimize çullandılar! Her köşe başındaki merdiven altı oluşumlar, devlet yöneticilerinin acizliğinden - kimilerinin gönüllü desteğiyle- de yararlanarak “yasal” ve “meşru” görünüm kazandılar. Özellikle eğitim konusunda aldıkları dolaylı/dolaysız destek ve aşırı korumayla gençlerin yanı sıra ailelerini de etkileyip yönlendirmeye, eylemsel bir güç oluşturmaya işi vardırdılar! Asıl tehlikeli olan “iklim” bu!

Daha önce yaşananlarla birlikte Enes KARA örneğine insan olarak üzülmenin yanında, birilerine lanetler yağdırıp beddua etmek, kimin ne denli sorumlu/suçlu olduğunu irdelemek yetmez artık! Eğitim sistemimizin tarikatlarla bütünleşmesi oldukça tehlikeli bir duruma gelmiştir. Gençler, okul-dershane-ev aile baskısı içerisinde ezilmekte, kimlik/kişilik yitimine uğramakta. Çünkü bu üç kurumu da yaygın biçimde egemen olan gerici, bilim karşıtı Cemaat/Tarikat eğitim-kültür anlayışı sardı sarmaladı. Çocuk ve gençlerimizin boğazı sıkılıyor, “oksijenleri” günbegün azaltılarak gözbebeklerimiz yok ediliyor!

Çemberin dışında daha güzel bir dünyanın olduğunu da gören büyük bir gençlik kitlesi başkaldırı kültürü de yeterince gelişmediği/geliştirilmediği için ikilem ve çelişkiler yumağıyla baş başa kalarak/bırakılarak aptallaştırılıyor, kimlik/kişilikten yoksunluğa itiliyor. Yok oluşa sürüklenmek böyle bir olgu olsa gerek; sıkışmışlık, çaresizlik, yapmak istemediklerini yapmaya zorlanmak, istemediğiniz yaşama biçimine/standardına alıştırılma baskısı…baskısı, baskısı ve… di-re-ne-me-me!

(…….)

Çözüme ilişkin başka bir yazı düşünmekle birlikte şunları öncelikle anımsatmakta yarar görüyorum.

- 3 Mart 1924 –Devrim Yasaları- Cumhuriyetin temel yasası (Öğretim Birliği) ivedilikle uygulamaya konmalıdır!

- Günümüz gereksinimlerine uygun atılımlar yapılmalı. Her tür cemaat/tarikat bağlantılı yurt, okul, vakıf, kurs benzeri kurumlar yasa gereği MEB’e devredilmeli, ilgili mülkler kamulaştırılmalıdır!

- Sekiz yıllık eğitim kesintisiz, zorunlu ve parasız olarak uygulanmalıdır!

- Çocukların/gençlerin, ücretsiz, rahatça spor yapabileceği, gezip eğlenebileceği, okuyup-inceleme yapabileceği salon ve alanlar, günün her saatinde devletçe hazır tutulmalıdır!

- Genel kültür edinimleri, sanatsal üretimleri cins ayrımı yapılmadan, birlikte yaşamı paylaşıp, zenginleştirme çabalarının önü açılmalıdır!

Enes KARA çocuğumuzun ölüme uçuşu ve ders niteliğindeki sözleri umarım öğretici olur –olsun artık! -. Babasının sözleri ise dehşet sınırlarını zorlayan, insan beynini/yüreğini uçuklatan cinsten. Özelikle yetkililer/siyasiler kısır dünyalarınızdan çıkın! Sorumluluklarınızın ne denli büyük olduğunu kavrayın! Yeni Enesler beklemeyin! Hele Onların ayağa kalkmasını…. Eminim hiç görmek istemezsiniz!

-Yarınlar güzel olacak-

Yorumlar (0)