Rasim Efendioğlu

Rasim Efendioğlu

BU ÜLKE YILLARDIR İYİ YÖNETİLMEDİ, İYİ YÖNETİLMİYOR

ÇOK ACI BİR GERÇEK

Ülkemizi çok az tanıyabilmiş, anlayabilmişseniz bu gerçeği çıplak gözle görürsünüz. Uzman olmanıza gerek yok. Bilim adamı olmanıza gerek yok. Yola çıkın bakın. Anadolu dünyanın eşsiz yerleşim yerlerinden biri. Ancak ihmal edildiği tam görülen bir yer. Üç yanı deniz, karasının içinde küçük bir deniz, iki denizi bağlayan bir masal denizi Marmara, boğazla ikiye ayrılmış dünyanın masal kenti İstanbul… Düşünün. İzmir’i, düşünün, Antalya’yı, Mersin’i, Adana’yı… Konya Ovasını isterseniz düşünün; Bursa’nın nesinden söz etmeli. Binlerce yıllık Trabzon ve iki ova arasında Samsun... Saymakla tükenmez. Herhangi bir gözlük takmayın derinlemesine incelemeyin, yurdumuz eşsiz bir ülke. Bu eşsizliğe yakışan bir tarımı da yok, sanayisi de yok. Yüzyıllardır bekliyor. Halkı çalışkan, çilekeş ve becerikli de helvayı yapacak usta yok.

Ancak rüşveti bol, yalancısı çok. Yolsuzluk diz boyu. Ye ye yine bitmiyor, çökmüyor. Bereketli bir ülke. İmparatorluk oldu, altı yüzyılı aşkın süre yaşadı ancak olamadı dünyanın en gelişmiş, en zengin ülkesi. Bir dünya savaşı yaşadı, yıllarca, yüzyıllarca evlatları şehit düştü kimi karlı dağlarda kimi çöllerde, ancak kurtulamadı Mondros’tan, Sevr’den… Savaşla geçirtmedi Çanakkale’den. Ancak yöneticiler izin verdi geçtiler. Bir mucize doğdu. “Onlar geldikleri gibi giderler” dedi. Öyle de oldu. Bir kurtuluş ateşi tutuştu Anadolu’da. Küllerden, kırıntılardan yeni bir devlet doğdu. Ülke gerçeklerine göre kuruldu devlet. Kısa sürede yeni bir devlet kuruldu. Eğitimi ile sanayisi ile tarımı ile yeni bir devlet. Gerçekten az zamanda çok ve büyük işler başarıldı

SONRA NE OLDU?

Yeni bir devlet yeni bir toplum. Hızla aşıldı büyük bir yol. Demir ağlarla örüldü yurt. Çiftlikler örnek oldu tarıma. Uçak yaptık, göklerdeki gelecek için… Başta yüce komutan, yüce önder... Bir hızla yendik kötülüğü geriliği. Hayır, Osmanlıdan aldığımız nöbeti devralmadık. Anadolu’da Osmanlı’dan kaç fabrika kalmıştı. Karayollarının durumu neydi. Açın yakın çağ tarihine bakın. Osmanlı’dan borç kalmıştı. Harap yorgun bitkin bir ülke ve halk.

Tüm az gelişmiş ülkelere örnek olduk. O hızla yürüsek bölgemizin en güçlü ülkesi olacaktık.1938’de en büyük değerimizi yitirdik. Ancak onun yaktığı ışık sönmemişti, açtığı yol kapanmamıştı. Patladı 2. Dünya Savaşı. Daha savaştan yeni çıkmış yorgun, bitkin ve de yoksul bu ülke yeni bir savaşa giremezdi. Direndi var gücü ile aksadı birçok kalkınma hamlesi. Artık çok partili yaşama geçmek gerekiyordu. Halk neyi seçeceğine tam karar veremezdi. Karar verildi çok partili yaşama geçildi. Yol ve yöntem de değişti. 1920-1930’lu yıllarda özellikle batının katı kapitalizmine karşı da savaşıldı. Çünkü kapitalizm, emperyalizmle birlikte yürüyordu. Az gelişmiş ülkelerin sanayileşmesini, Montaj Sanayisine çevirirken tarımı da yozlaştırdı, eğitimi de bozdu. 1950 öncesi planlı ve biraz da sıkıyönetim gevşeyince, alınan yardımlar popülist yatırımlara yönelince halk rahat ettiğini, kalkındığını sandı. Sanayi geri gitti. Karayollarına ağırlık verildi. Batıdan parça alıp monte ettiğimiz sanayi yayıldı ülkeye, kalkındık zannettik. Hala böyle geliyoruz.

GÖRDÜĞÜM BİRKAÇ ÖRNEK

Uzman olmadığımı, araştırmacı olmadığımı söylemiştim. Ancak gözlerim açık. İl müdürlüğüm sırasında gördüğüm birkaç basit örnek gerçeği gösteriyor. Hani son günlerde İHRACAT REKORU kırıldı deniyor ya… İhracat ne ile olur? Sanayi ürünleri ile. Ne üretiyoruz ne satıyoruz? Dünyanın ünlü bir kaç marka otomobili ülkemizde monte edilir yurt dışına satılır, bu da ihracat olur. Bize ne kalır? Asgari ücretle çalıştırdığımız işçinin ücreti ve çok basit parçalar. Bu fabrikaların birçoğunu gördüm.

Çalıştığım bir ilde bir gömlek fabrikası ve bir porselen fabrikası vardı. İkisini de gezdim. Gömlek fabrikası kumaşını dışardan alır hatta düğmesini bile, modelini yabancı modelistler çizer paketlenir dışarıya satılır yani dış satım yani ihracat... Bundan ne kazanırız? Çocuk yaşta çırak işçiler. Ücretinin bir kısmını devlet öder. İşte oradan kalan birkaç kuruş bu dış satımdan da bu kalır. Porselenin en pahalı hammaddesinin bir kısmının dışardan geldiğini orada gördüm. Bu fabrika da ucuz iş gücü ile çok fazla dış bağımlı ihracat yapar. Bu mu ihracat?

Bunlar benim gördüğüm çok basit iki örnek. Sanıyorum sanayimizin büyük bir kısmı böyle. Şimdi yapılan ihracat ve ithalatı siz karşılaştırın. Evet, dışardan aldığımız ürünlerin bir kısmının hammaddesini bizden alır bize işleyerek satarlar. Bu da ayrı bir sömürü. Amacım size sanayi, ticaret dersi vermek değil. Çıplak gözle gördüklerimi sizinle paylaşmak.

BİZ NE YAPIYOR, NASIL KALKINIYORUZ?

Merhum Erbakan diyordu ya “Montaj sanayii”. Yollarımızı, tünellerimizi de yabancı firmalar, kendi araçları ile açar krediyi de onlardan alır sonra halka köprüleri de yolları da paralı açar işletiriz. Açılışlarda çok büyük törenler yapar, çok parlak kurdeleler keseriz. İşte bizim kalkınma hamlemiz bu. Yetmiş, yetmiş beş yıldan buyana böyle oyalanıyoruz.

Taaa 30’lardan kalan fabrikaları satarız, topraklarımızı da yabancılara satarız, hatta çay üretiriz yabancılar işler ambalajlar bize satar. Biz de böyle kalkınırız.

Yurdumuz uçsuz bucaksız. Tarım ve hayvancılığa uygun. Et alırız dışardan ne eti olduğunu bile bilmeyiz. Karpuz gelir İran’dan, nohut, mercimek dünyanın öbür ucu Kanada’dan. Abarttığımı sanıyorsanız aldığımız ürünlerin etiketine bakın. Ki birçoğunuz yabancı diye daha da severek alır. Sanayi ürünleri yabancı, tarım ürünleri yabancı biz de alır yer kullanırız. Kalkınıyoruz diye seviniriz. Yurt dışından gelen kardeşlerimiz de eski yolları bildiği için yeni yolları görünce, tünelleri görünce dua ediyor. Ne güzel kalkındık diyor. Allah aşkına bu yollar en çok kime hizmet ediyor. Bize iş alanı, bize üretim alanı gerekmiyor mu? Hollanda bizim Konya kadar. Bizim kaç katımız kalkınmış. Yo para ile kalkınma olmuyor. Bakın Birleşik Arap Emirliklerine. Ancak Emirlerini doyururlar. Açlıktan ölürken Arap kardeşleri onlara bir parça ekmek bile vermezler. Oysa dünyanın en mutlu en kalkınmış ülkeleri Kuzey Avrupa ülkeleri. Neyi işliyorlar, ne yapıyorlar... Sömürülmüyorlar, iyi yönetiliyorlar vesselam.

BU EŞŞİZ ÜLKE İYİ YÖNETİLMİYOR

Evet, sözün özü bu. Her şeyimiz var. Altın değerinde beyinlerimiz dışarıya göçüyor. İşçilerimiz o kalkınmış ülkelerin tarımını da sanayisini de işletiyor ancak bizde çalışıyor çabalıyor, çuval delik akıyor. Yo dünyanın en mükemmel sistemi, demokrasi ile yönetiliyoruz. Niçin olmuyor. Durumumuzu bilmiyor, eksiğimizi görmüyor, bir fabrikaya bir kazan alındığında tören yapılıyor biz alkışlıyoruz ve kalkınmayı bekliyoruz.

Bu yurt için kanlarını akıtan canlarını veren dedelerimiz bir mucize ile yattıkları yerden kalkıp “BİZ SİZE BU ÜLKEYİ BIRAKTIK SİZ BÖYLE YÖNETİYORSUNUZ, YAZIK” Hani dilerim haram etmezler. Biz onları utanarak saygı ve rahmetle anıyoruz.

 

                                                                                                                             

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.