Bugün 21 Eylül Renklerin Solduğu Gün.

Can kuşudur havalandı

İğneciler bölük bölük geldiler

Her yanımı bölük bölük deldiler

Röntgene bastırıp resmimi çektiler

Ak kağıt üstünde tanıyın beni.....

Ve çek çek arabası

Ameliyathanenin önünde durdu

Al gözüm seyre ameliyathaneyi

Büyük sermayenin en namuslu kasası

Pırıl pırıl ameliyat masası

Eter kokusuna  ulaşmış bir şaşı ışık....

İnsanlar, masalar, camlar, gömlekler

Umacı başlıkları, karmakarışık....

Derken

Can kuşudur havalandı içimden

Gitti, kondu, karşı dama...

Ve bütün yüreğiyle

Dua etmeye başladı

Masada yatan adama.

Ne de olsa 62 yıllık beden

62 yıllık yuva

Ammada üşüyordu can kuşu, sormayın!

Ve kulunuzun naçiz bedeni

62 yıldır ilk defa

Bir başkasına sundu yatağı yorganı

Yeni ten kafesinde tam üç saat

Bir başka uyudu

Sonra, nasıl oldu bilinmez

Adam, gözlerini açtı

Damda bekleyen minik kuşun

“Cik” demesiyle eski yuvasına dalması bir oldu

Hiç kimsenin bilmediği bir yere kondu

Adam hiç tanımaz mıydı 40 yıllık can kuşunu

O da “cık” dedi

Ama, bu hikaye bu kadar güzel bitmedi

İğneciler, yine, bölük bölük geldiler...

Ortada ne var ne yok delip gittiler

Artık bu kadarına dayanamayan adam,

Aldı sazı eline, bakalım ne söyledi

İnsanın ne kolu kalıyor, ne kıçı

Yatak değil, iğneli fıçı!

Eğer biraz daha böyle sürerse

Ne koyun kalacak, ne keçi

yazi-icine-2.jpg

Koca Reis,bu şiiri okuduğumda o günlere daldı gitti. Yüz mimiklerinden iğnenin yerleri hala daha açıyormuş gibi anladım!

 

"Efendim, bu şiiri yazdığınızda yaşam savaşı veriyordunuz. Hastalığınız ilerleyip hastaneye yattığınızda çok fazla ziyaretçiniz vardı. Bu ziyaretlerden çok rahatsız oluyordunuz. İyi niyetiniz ve dayanma gücünüzle, kimsecikleri kırmak istememenize rağmen, ardı arkası kesilmeyen ziyaretçi akınından usandığınız için odanın kapısına bir not astınız ve imzaladınız! O notta ne yazıyordu?"diye

 

"Reisler!

İyiyim; ama kusura bakmayın! Çok çok yorgunum!

Bağışlayın beni!"

 

"İnanıyorum ki bunun için arkadaşlarınız sizi mazur görmüşlerdir!"

 

"Bu yüzden bana kızıp içerleyenler olduğunu bilmekteyim. Benim, bilerek ve isteyerek ziyaretçileri özellikle kabul etmediğimi öne sürdüler. Bana marazi gelen bu davranışı hiç anlayamadım!"

 

"Sevgi ve saygı duydukları birini niçin o durumda görmek için savaştıklarını anlamış değilim. Meraklarını tatmin edeceklerine, halden anlayıp sizi rahat bırakmaları gerekmez miydi?"

 

"Bütün bu olaylar, Moda'daki, Cumalı Sanat Galerisi'ndeki son büyük serginin açılışına rastlamıştı. Rahatsızlığım, sanat dünyasına bir bomba gibi patlamıştı. Kimse henüz hastalığımın ne olduğunu bilmiyordu; ama dedikodular aldı yürüdü!"

 

"Resim satışları birden çıldırdı. Galeriye resim dayanmaz olmuştu. Hastane çıkışı bu doymaz resimseverlerin hücumu evde de devam etti."

 

Ressam ölünce resim fiyatı artar

 

"Bu ilgi patlamasının nedeni ne idi? Ben bir türlü anlayamadım! Bir sebebi vardır herhalde?"

 

"Ressam ölünce resim fiyatları artar. 'Yaşarken ne alsak kardır!' diye düşünen, eve gelerek bir de benimle pazarlık yapacak kadar patavatsız olanlar da vardı."

 

"Bu dünya demek böyle! Hastalığınızın ne olduğunu biliyor muydunuz?"

 

"Tam olarak ne olduğunu bilmiyordum. İç hastalık gibi gelmişti bana."

 

"Efendim, siz pankreas kanseri olmuştunuz. Çok tehlikeli ve zor bir hastalıktır. Size moralinizi bozmamak için söylemediler. Ancak fazla ömrünüz kalmadığını aileniz biliyordu. Hatta gelininiz Hughette Eyüboğlu oğlunuz Mehmet'e herhalde pek yakında bir mezarlığa ihtiyacı olacağını söylemek zorunda kalmış."

yazi-icine-3.jpg

Oğlum şaşırmamış mı?

 

Mezarlığın güzeli de olurmuş

 

"Oğlunuz Mehmet, ilk önce çok şaşırmış! 'Çok acımasız ve sertsin!' diye eşi Hughette Hanım'a da biraz çatmış. Sonra eşinin böyle dediğini doktorların söylediklerinden sonra daha iyi anlamış ve bütün cesaretini toplayarak o mezarlık senin, bu mezarlık benim, İstanbul kazan o kepçe dolaşmaya başlamış."

 

"Eee, herhalde güzel bir mezarlık bulmuştur bana!"

 

"Evet, bir mezarlık buldu. Güzel mezarlık olur mu? Olurmuş. Sonunda size Marmara Denizine tepeden bakan, adaları gören, çok havadar bir mezarlık keşfetti ve aldı. Küçükyalı, Altıntepe Mazarlığı!"

 

Mezarlığın güzeli de oluyormuş!

 

"Gelininiz Hughette Hanım, biz kendisine Hüket Hanım diyoruz. 'Kanadalı Bir Gelinin Türkiye Anıları' kitabında yazdığı bir sayfayı size okumak isterim. Yazısı beni çok etkiledi. Bu anlatımı duymadığınıza eminim!"

 

“Doğadan iplerini koparıp delifişek bir esriklikle tablolarına doluşan, koyusundan açığına, ılığından sıcağına, göz alıp gönül açan can’dan ten’e, ten’den can’a fırdolayı seyirten yaşama sevgiyle kımıl kımıl bir cümbüşlü renk dünyasını, o kendine özgü renkler dünyasını bırakıp, karanlık dünyasına göçtü Bedri Rahmi Eyüboğlu!"

 

"Tablolarından mordan ala, kızıldan beyaza kadar türlü renklere ezdirmeden, haddini bildire bildire, yerli yerine oturttuğu siyah, şimdi onun evi barkı cenneti, cehennemi!"

 

"Hoş, onu bir bakıma toprak üstü dünyasına bağlayan, dutun karası, kaşın gözün karası, giderek bahtın karasıydı! O, hiçbir zaman vazgeçmedi; vazgeçmek ne kelime, yoluna can koyduğu umut mavisinden murat yeşiline, gönül pembesinden sarılar, turuncular cennetine uzanan alicengiz renkler dünyasına rağmen! Ama o karalar, daha çok şiirlerine yansıyan, diriler dünyasının, kanı, canı, soluğu, nefesiyle yaşayan karasıydı!"

 

"Şimdiyse, toprak üstü dünyasının o bütün ışıklı, alengirli renklerini yutan toprak altı karası bulaştı fırçasına! Ama, Bedri Rahmi'nin geride bıraktığı o eşsiz renkler ve biçim dünyası yaşıyor ve yaşayacak da! Kara zeminin ta orta yerine, karanlıkları alev alev yakarak yerleşen gönül karıcı, umut sarıcı renkleriyle!"

 

"Kafası, gönlü, sözü sohbeti, kapı çalmadan dalıp girdiğimiz evi, eşe dosta, kurda kuşa açık sofrası, davudi sesi, insanı ilk karşılamada senli benliliği zorlayan sıcaklığı ile kapıp kavrayan bu dil ve renk ustası nicedir amansız bir hastalığa yakalanmıştı! 'Kanser' diyorlardı bunun adına!' Şu yirminci yüzyılın dünyasında, şu Ay'lara, Merih'lere kadar el attığımız, ayak bastığımız, haber alıp haber saldığımız evren parçası dünyamızda, üç amansız belanın pençesinde eli kolu bağlı durumdayız! Trafik kazası, kanser ve kalp belası!"

 

"Bedri Rahmi, hastalığını bilmedi; ama çevresini saran bunca ilgiden işkillenip var gücüyle resim yaptı, şiir yazdı! Eski şiirlerini bantlara, resimlerini renkli filmlere geçirtti. Bir telaş bir telaş! Bir sezi ateşi bürümüştü sanki içini. Yazdı, çizdi, boyadı, renklerden renklere atlayarak! Biz dostları, biz yakınları, ağzımız açık, şaşkın şaşkın izledik durduk onun o dört nala, arkasından atlı kovalıyormuş gibi aceleci çalışmasını!"

 

"Gittikçe eriyen, on günde otuz kilo veren bir insan bedeninden umulmayacak renkler, biçimler ve de dizelerle her gün tazelenen bir ruhla çıktı karşımıza! Ama bilmedi, bilemedi derdini, illetini! Yaşama umudu bir an olsun bırakmadı yakasını!"

 

"Bedri Rahmi, canı kadar, hatta canından çok sevdiği ağabeyi Sebahattin'e yapılan haksızlığı hiçbir zaman unutmadı! Çünkü sanat bilincini onun kürsüsünde edinmişti. Onun ölümünden sorumlu olanları hep lanetliyordu. Son buluşmamızda bana şu dizeleri okumuştu!"

 

Türün paşa, Türün paşa

Sürüm sürüm sürün paşa

yazi-icine-1.jpg

Mekanın cennet olsun büyük üstat.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar