BÜYÜK BİR HAYAL KIRIKLIĞI; UZUNGÖL!  

Çocukluğumda Karadeniz'in pastoral köy hayatını tüm doğallığıyla yaşadım. İyidere vadisindeki yaylaları ve Solaklı vadisindeki otantik hayatın iki farklı dünyadaki nadir şahitlerinden birisiyim. Ben katıksız bir kuymak ve troklosti çocuğuyum. Sahip olduğum yeteneklerin çoğu da o dağlardaki otlar ve kekiklerden gelir. Hal böyle olunca bugünkü sahtekârlıklar asla benden sekmez. 

Uzungöl'ün en bakir halini çıplak gözle görmüşlüğüm vardır. Burada anlatmaya kalksam, inanamazsınız. Cennetten bir bahçeydi, masmavi çamlar piramit gibi bir göle iniyor. Onun için şimdiki hali hiç ilgimi çekmiyor. Özel birkaç dostum ısrar etmezse ve onlarla konuşacak bir şeyim olmazsa asla tenezzül edip gitmem. Benim için Uzungöl muhabbetime eşlik eden alelade bir yerdir bu trajik haliyle.

Karadeniz'i gezmek isteyenler için ayrıntılarla dolu ciddi bir destinasyon örneği vermiştim geçen yıllarda. Sırf Uzungöl'ü ve Ayder'i görmek için Karadeniz'e gelmeyin, Karadeniz'in bu yerler dışında görülmeye değer bir sürü saklı ve fantastik yeri var, demiştim ve uzun bir liste yapmıştım.

Pandemi sonrasında bir vesile ile yine Uzungöl'e gitmiş bulundum. Tek kelime ile hayal kırıklığı yine. 

Çaykara Park lokantasında bir yemek molası verdik. Üç peynirli ve iki lahmacun! Ayranlar ve erik kompostosu. Peynirliler, bildiğiniz ramazan pidesinin epeyce küçüğü, üzerine biraz peynir, azıcık yap ve birer yumurta kırıp getirmişler. Gözlerime inanamadım. Normalde yemeden kalkmamız lazım ama misafirlere ayıp olacak. O pideyi yapan ustanın da müessesenin de kendisine zerrece saygısı yok! Hayatlarında peynirli pide görmemişler. Lahmacunun kıymaları ağır, yenilecek gibi değil. 104 TL hesap.

Parasında turasında değiliz ama insanları eşek yerine koyan Çaykara'nın en merkezi yerinde güya afili bir müessese! İnsan biraz utanır, sıkılır. Sonra Uzungöl'e turist gelmiyor, ağlamaları! Lokantalarda menü yok, fiyat listesi yok. Ve bu umursamazlık Çaykara belediyesinin umurunda değil! Geçiniz.

***

Uzungöl'e çıktık. Her taraf çöp, yollar, gölün kenarları, pet şişeleri gölde yüzüyor, ördekler çöplerle yüzüyor, insan hangisi çöp hangisi ördek seçmekte zorlanıyor. 

Güya milyonluk yatırım yapmışlar, Arnavut kaldırım döşemişler. Kaldırımların her tarafı delik deşik. Yahu 46 numara ayakkabı giyen bir adam yere basarken tereddüt eder mi? Bastığım yere bakmaktan etrafta ne var ne yok göremedim, inanın bana! 

O taş yollar daha yeni yapıldı, nasıl dağıldılar, yamuldular, söküldüler anlamak mümkün değil. 

Üç aylık pandemi süresi geçti, sokağa çıkma yasağı geldi, turizm sezonu geç açıldı. Bu süre içinde Uzungöl'e hiçbir şey yapmadılar. Kırık banklar, etrafa saçılmış çöpler, sağda solda mangal karartıları... İnsanların fotoğraf çekildiği Uzungöl yazısı bile kırık...

Uzungöl'ün mesire alanı özel mülkiyet gibi sahiplenilmiş. Utanmadan sıkılmadan aile oturaklarına ''Ücretlidir!'' yazmışlar. Utanmasalar Uzungöl'e gelenden ''Temiz oksijen vergisi!'' adı altında para alacaklar.

İnsanlar Uzungöl'e şehir hayatının gürültüsünden kaçmak, doğayla baş başa kalmak ve biraz kafa dinlemek için geliyorlar, bu medeniyet görgüsüzü acullar Uzungöl'ün tam göbeğine lunapark yapmışlar. Kafeler müşteri çekebilmek için canlı müziği dışarıya veriyorlar.

Uzungöl başlangıçta doğal güzelliği olan insani bir yer idi. Ama şimdi hiçbir özelliği olmayan birbirinin aynısı plastik mekânlarla dolu ticari ve insafsız bir yer oldu.

***

Otellerin ve pansiyonların olduğu yukarı bölümde sokaklar temiz. Ama ciddi bir ruh eksikliği var. İş güzel otelle, temiz sokakla bitmiyor. İnsanın kendini her açıdan güvende hissedebileceği ve o güveni insanların tavrında, konuşmasında, etraftaki nesnelerin bütününde bulabileceği bir ruh gerekli, işte bu eksik Uzungöl'de!

Meselâ orada çocuklar için yapılmış Hacivat Karagözlü ve diğer bir sürü maketli bir oyuncak parkı gördüm. Kapısına kadar gittim ve içeriye bir göz attım. Bak, bu olmuş işte. Ne bir eksiği ne de bir fazlası var. Burayı dizayn eden adama tüm Uzungöl'ü teslim edebilirsiniz. 

Hava iyice karardı. Dağların tepelerindeki sis Uzungöl'ün üzerine çöktü. Karşıda Las Vegas kumarhaneleri gibi sıralanmış mekânların rengârenk ışıkları suya düşüyor. Bu denli romantik bir atmosferde insanın Davut Güloğlu ve Cimilli İbo'nun saçma sapan türkülerini duyuyor olması ne kadar hazin. 

Ha bir de Arap turistler var. Araplar ve Karadeniz iki farklı okyanus suyu gibiler. Birbirleriyle buluşurlar ama asla birbirlerine karışmazlar. Araplar da Türkler gibi Karadeniz'i dolaşırlar ama asla Karadeniz'i bilmezler. Dahası Karadenizliler de.

Onun için Karadeniz'e Uzungöl'e Ayder'e falan gelmeyin. Kapılar açıldığında Batum'a, Tiflis'e, Soçi'ye gidin. Çarlık Rusya'sının sanatla nasıl şehir kurduğunu görün, oradaki doğa yürüyüşlerine katılın, Kafkasları keşfedin. Sovyetler Birliği döneminden kalma paslı trenlerle komünist seyahatler edin. Acara müzesini gezin. Ali Nino heykelini görün. Kiliselerini gezin. Gürcü mutfağını deneyin. 

Burada aculluktan başka bir numara yok! Merak etmeyin. Bir numara olduğunda ben size haber veririm.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar