Ömer Turan - Sözcüklerin Dili

Ömer Turan - Sözcüklerin Dili

Cahit Külebi Şiirine Genel Bakış ve Kadın Olgusu-1

Ben bu yazımda; Cahit Külebi şiirinin bana fazla fazla yansımış, gereğince içime sinmiş hatta ete kemiğe bürünen özelliklerini genel hatlarıyla özetleyerek, geri kalan bölümünü de Külebi şiirindeki kadın olgusuna ayıracağım…

 

Ama önce; Cahit Külebi’yle ilgili beni çok duygulandıran bir hikâyecik var. Onu paylaşarak bir giriş yapmak istiyorum.

 

Biliyorsunuz ki, Cahit Külebi’yi 20 Haziran 1997’de yitirdik. İlginçtir Külebi ilk şiirini 1938’de yayımlamıştır. Şiirin adı Haziran’dır. Konusu da ölümdür. İşte o şiirden kısacık bir bölüm:

 

Her akşam bulutlar

Bilmez telaşımı

Her akşam bulutlar

 

Belki de haziran

Bulacak naaşımı

Belki de haziran

            (Bütün Şiirler / Bilgi Yay. / Sf: 114)

Cahit Külebi, öncelikle çağdaş bir eğitimden geçmiş olmasından ötürü dil devrimini özümsemiş ve şiirlerini çok arı bir Türkçe ile kaleme almıştır. Bu anlamda da Külebi’nin dili yumuşak, tatlı ve yer yer de esprili bir anlatıma sahiptir.

 

Doğa ve insan merkezli şiirler yazarken, bu kavramları besleyen diğer temaları da bolca şiirine çekmiştir. Çünkü onun şiiri, birey ile toplum arasındaki söz köprüsünden çokça geçen hatta sürekli gidip gelen bir duyarlılıklar özelliğine sahiptir. Bu yüzdendir ki, bir denge şiiridir Külebi’nin yazdığı.

 

Coşturduğu oranda geri geri çekilerek sessizliğe, suskunluğa ve dinginliğe de ulaşır dizeleri. Koyu bir karamsarlıkla iyimserlik arasında da çok uzak bir zaman yoktur. Yurdun geri kalmışlığının karşısına doğanın benzersiz güzelliğini koyarak, umudun üretilebilecek bir ışık olduğunu da sezdirir okura. Ona göre, “Her şiir bir konuşma, kendini ve çevresini anlatma olduğu gibi, her çevre gözlemi de şiirdir.”

 

İşte bu söz ve gözlemin içeriğini, yükselen ve alçalan duygu temelli yoğunluklar; onun şiirinde coşkuyla hevesi, sıkıntıyla umudu dengeler.

 

Gülten Akın bir konuşmasında; “O bir Anadolu çocuğudur, bunu hiç unutmadı,” demişti. Çocukluk yıllarının çağrışımlarından tutun da gezdiği Anadolu coğrafyasındaki tanıklık ve yaşanmışlık, o coğrafyanın insanına eklemlenen duyguları, kendi şiir sesinin yaratılmasına doğal bir kaynak oluşturmuştur. Yani, kent yaşamında kendisine farklı bir kültür oluştururken doğduğu yerleri, oraların kültürünü de bırakmamıştır. Hatta Cahit Külebi Anadolulu yaşam tarihiyle bütün bütün kaynaş olmuştur. Böylelikle türküleriyle de bağ kurup o büyük deryanın etkisi altına girmiştir. Türkülerle yoğrulmuş, elif elif işlenmiştir. Zaten kendisi şiiri tanımlarken: Şiir insanın kendi anadilinin çalgısında söylenen bir türkü olduğu düşünülebileceği gibi, gerçek şiirin de ulusal çalgıyla çalınan bir ezgi olduğu da düşünülebilir,” diyor. Ama şiiri bir türkü söyleyişi gibi değildir, Cemal Süreya’nın dediği gibi; “Türküden geçen, türküye ulaşan şiirdir.”

 

Külebi’nin böyle bir tanımlamaya girmiş olması; aslında öze vurgu yapmasından ötürüdür. Yapmacık ve ilkelden ziyade yalınlığı ve gerçekliği öne çıkarmasındandır. Bu anlamda Külebi şiiri için ilk aklımıza gelen tanım; rahat bir söyleyiş tarzına sahip olduğudur.

 

Diğer taraftan Cahit Külebi’nin şiiri kendi halinde bir şiirdir. Halkın kullandığı sözcüklere hâkim olmasından doğan bir rahatlıkla ve halk şiirine olan yatkınlığından olsa gerek, şiir anlayışı olarak benimsediği tarz, içses, dış yapı, söylem biçimi, tema seçimleri hep tutarlı ve sapmayan bir çizgide ilerlemiştir.

 

Yenilikçi şiire, manifestolara ya da ne bileyim dönemsel şiir anlayışlarına çok fazla itibar etmemiştir. Zaman zaman Orhan Veli söyleminin etkisinde kalmış olsa da; o doğanın, o kırın, o ağacın, o çiçeğin geleneksel güzelliğine yeni bir söylem katıp da bozmak istememiştir şiirini. Bugünkü şiir anlayışından, şiirin söylem ve biçem olarak çok daha bireyselleştiği bu dönemden bakarak Cahit Külebi şiirinin modasının geçtiğini düşünenler, hatta bunu açıkça dillendirenler de olabilir.

 

Evet, büyük kentlerdeki hızlı ve acımasız yaşam ve teknoloji, modayı bir ayda değiştiriyor, sokakları da değiştiriyor, binaları da… Parkları da değiştiriyor, alış veriş kültürünü de… Sevgi biçimlerini de değiştiriyor, aşkları da... Oysa Cahit Külebi’nin doğduğu köylerde hâlâ; âşık olunca dudakları pembeleşen kızlar var. Yoksulluk var, o köylerde bir halk ya gülemiyorsa endişesi var. Saf sevgi, özlem ve gerçek şiir var. O yüzden köylerin modası ve şiiri belki de yüz yılda bir değişiyor…

 

Üçüncü ustamdı kadınlar.

            Tekdüze yaşantıya.

            Kaynar dururlar semaver gibi.

            Onlar öğretti bana sevgiyi.

            Gözleri çıra gibi yanar,

            Ak badem olur tenleri,

            Güvercin kanadına benzer elleri.

            (Bütün Şiirler / Bilgi Yay. / Sf: 333-334)

 

            Cahit Külebi, “Şiir Yöntemim” adlı şiirinde üç ustasından söz eder; “İlk ustam oldu benim halk,” der ve “İkinci ustamsa doğa”dır diye devam eder. Üçüncüsü ise az önce okuduğum dizelerde anlattığı gibi: Kadınlardır…

 

Kadınsız, tekdüze, monoton bir yaşam alanının kupkuru bir çöl dramı yaratacağından hareketle; kadın, toplumsal işleyişteki dengeyi bir semaver gibi canlı tutarak hatta neşeli ve biraz da cilveli taraflarını da düşünerek güçlü bir etkileşime sokuyor Külebi’yi. O nedenle şair, kadın figürünü de kendi şiir poetikasının öğretici bir öznesi “ilham perisi” olarak görüyor ilk başta.

 

Haklı olarak cinsiyetçi ayrımcılık gözüyle bakılınca, kadının kullanıldığı, meta gibi görüldüğü yargısı çıkıyor önümüze ama değil işte; Anadolu kırsalındaki görme-hissetme-anlatma biçimi böyle olmuş tarih boyunca. Severek dinlediğimiz o halk türkülerini düşünün, bu Anadolu saflığını ve bakış açısını ya da ironisini onlarda da görüyoruz. Öyle ya Karacaoğlan’a hepten kızmamız gerekiyor ki Cahit Külebi de Karacaoğlan için “Bacanağımdır” diyor bir şiirinde. >Devam Edecek…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.