Ömer Turan - Sözcüklerin Dili

Ömer Turan - Sözcüklerin Dili

Cahit Külebi Şiirine Genel Bakış ve Kadın Olgusu-2

   Cahit Külebi’nin kadın temalı şiirlerine baktığımız zaman, sevgi ile kadını hep yan yana düşürmüş olduğunu görüyoruz. Sevmeyi öğreten, sevinçleri paylaşan, acıda ortak olan, ayrılıkların genelde hep özlem çeken tarafı ve yüksek bağlılıkları olan varlıklardır ona göre. “Narin” sözcüğü onun şiirinde çok anlamlı ve katmanlıdır. Cana yakınlık, yumuşaklık, temizlik, zariflik, çiçek kadar estetik, mutluluk sembolü gibi… Buna rağmen Külebi’nin şiirlerinde rastladığımız kadın, yine de çözülemeyen ve anlaşılamayandır. 

O yüzden Bilinmeyen adlı şiirinde ikircikli bir hal içerisindedir. O ki bardağa dökülen şaraptır ama öyle midir gerçekten? Yoksa Bal yoğunluğundadır, sıcaktır, ışıktır mıdır acaba? O ki bir ince kızdır ak tenli diyor ama hemen arkasından da; Yaşamdır, umuttur, gözyaşıdır, diyor. Yani Külebi zaman zaman kadını tanımada ve anlatmada kararsız kalabiliyor. Kadının doğası gereği böyle bir yaratılışa sahip olduğunun da hakkını teslim ediyor sonrasında da.

    Diğer taraftan Cahit Külebi, farklı sınıftan ve yaşayıştan olan kadınları da şiirine alarak; ya çok yüceltip sevmiştir ya da ciddi ciddi yermiştir. Daha çok köylü-kentli kadın figürü üzerinden seslenmeler ve çözümlemeler yapmıştır. Buna en iyi örnek Rüzgâr kitabındaki üç bölüm halinde yazdığı Kadınlar şiiridir. Birinci ve ikinci bölümde; süslü, boyalı, kaprisli, yüksek topuklu ve yüksek mevkilerdeki insanlarda gözü olan ve dişiliğini ön plana çıkaran bir kadın algısı yaratırken alttan alttan da güçlü ve isteklerini yerine getirebilen bir kadın profili sunar okura.

Diyor ki:

    Öyleleri var ki hey Allah’ım hey!
    Geç karşıdan bak,
    Ak topuk beyaz gerdan,
    Tüy döşekler kadar yumuşak.
    (Bütün Şiirler / Bilgi Yay. / Sf: 109)

    Külebi, bu üç bölümlük şiirin ilk iki bölümünde kentli kadınların giyim ve süsleniş tarzından ortaya çıkan can alıcılığını ve çekiciliğini teslim ederken, hafif bir imrenme duygusunun yarattığı küçümsemeyi de beraberinde işliyor aslında. Çünkü varoşlardaki, taşradaki, kırsaldaki erkeklerin; kent yaşamını benimsemiş kadınların dünyasına girmesi, sevmesi, birliktelik sağlaması neredeyse imkânsızdır. Sınıfları farklı, hayalleri farklı, istekleri ve sahip olunan değerler bile farklı… Bundan doğan bir eziklik duygusu sözkonusu ve bu eziklik; küçümseme, eleştirme, yer yer aşağılama ve öç duygusuyla su yüzüne çıkar. Sonuçta da hemen arkasından kendi sınıfının artı değerlerini, sade yaşamını ya da zor şartların kartını sürer ortaya. Ve üçüncü bölümde der ki;

    Sade bunlar mı Cahit Külebi!
    Doğup büyüdüğün Niksar’da
    Kadınlar görmedin mi?
    Kaybolur gider sanırdın
    Tarla çapalarken güneş altında
    Karanlık odalarda tütün dizerlerken
    Yanıp sönerdi ıslak ıslak
    Yeşil tütün renginde gözleri.
    (Bütün Şiirler / Bilgi Yay. / Sf:111)

    Bu karşılaştırmayla Külebi, her iki sınıf arasındaki uçurumun ne denli derin olduğunu da okuyucuya hissettirir. Bu üçüncü bölümde kırsaldaki kadınları anlatırken kullandığı sözlere baktığımızda -ki bunlar; yanmış ten, yorgunluk, hüzünlü haller, uykusuzluk çeken gözler, çalışkan eller, saf güzellikler, kanaatkâr oluşlar gibi…- Külebi, hayat mücadelesi veren ama sessiz sabırlı kadınların yanında yer aldığını söyler aslında. Yani hem güçlü bir gözlem hem karşılaştırma hem de kendi köklerinin nereye ait olduğunu açık açık belirtir.

     Cahit Külebi’nin şiirindeki kadını; salt bir sevgili, âşık olunan bir varlık olarak görmek ya da algılamak da son derece eksik bir okuma olur. Anne kavramı da çok güçlü bir şekilde şiirlerinde yerini almıştır. Tek başına anneyi anlatan şiiri yok belki ama doğurganlık özelliği de olan doğayı anne ile eşleştirmiştir mesela. 

    Doğa anne, yalnızlığı biliyor musun?
    Sen nasıl yücelttin, dayanılmaz kıldın?
    Coşkun dağ suları gibi akıp geldin
    Özlem ve yaşantımın üstüne yığıldın.
    (Bütün Şiirler / Bilgi Yay. / Sf:323)

    Anne olgusunu, o imgeyi çağrıştıran, annelik duygusunun yüceliğini anımsatan diğer yan kavramlarla da bu duyguyu hissettirmiştir. Özellikle yurt sevgisini konu alan şiirlerinde bu özelliğe daha çok rastlıyoruz. Anası, bacısı, kızı, kızanı / Bizim millet gibi görülmemiştir… derken Kurtuluş Savaşı’ndaki kadının ya da üretimdeki kadının fedakârlığına vurgu yapmıştır. 

Yine sevdiği bir kadının üstün özelliklerini anlatırken, yani; şefkatini, güzelliğini, yumuşaklığını yine anne kavramı üzerinden yürümüştür: Anne gibiydi, ılıktı, ılımandı / Saçları uçurmaya hazır rüzgâr…
 
    Toparlarsak; Cahit Külebi şiirindeki kadın:
    Köyde; cefakâr, çalışkan, sessiz, suskun ve kanaatkâr.
    Kentte; süslü, ak gerdanlı, çalışkan ama daha özgür.
    Bir anne, bir eş, bir sevgili, aslında hepsi…


     
     

     

    

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.