CENEVİZLİLER  ÇÖMLEKÇİ VE MEYDANI NİYE YAKTILAR?

   Trabzon tarihte konumu itibari ile çok farklı olaylara sahne olmuş. Bunda liman kenti oluşu ticaretin şekillendiği bölgenin başlangıç merkezinde bulunuşu ve tabi ki Tarihi İpek Yolunu denize bağlayan şehir özelliğini taşıması çok önemli rol oynamaktadır.
Trabzon Kommenosların yönettiği krallıktan önce de ticaret merkeziydi. Koloni devletleri şeklinde ticaretlerini sürdüren Venedikliler ve Cenevizliler ticari anlamda birbirleri ile büyük bir rekabet halinde idiler. Cenevizliler bu anlamda Karadeniz'de ticareti ellerinde tutarken Venedikliler de bu ticaretten pay almak için türlü ittifaklardan geri kalmıyordu. Cenevizliler de Karadeniz'de Trabzon’u merkez alarak İstanbul’daki  Galata gibi  ticaret merkezi oluştuşmuştular. Bu arada Memlüklülerden dolayı Suriye üzerinden Akdeniz ticareti zorlaşınca hem Venedikliler hem de Cenevizliler Karadeniz’e yöneldiler...
Trabzon Kralı 1306 yılında, Venediklilerle Trabzon Limanı ile ilgili bir anlaşma yapınca Cenevizliler alıştıkları ayrıcalıklardan dolayı isyan ettiler... Artık Karadeniz’de imtiyazlar Cenevizliler'den Venedikliler'e geçmişti...
Liman hakimiyetlerinde idi.
Hatta limana yakın bir mahalleleri vardı.
Üstelik özel mahkemeleri de bulunan merkezleri de bu mahalle idi.
Cenevizlilerin isteklerinin ana maddesi liman vergilerinin azaltılması idi... Ama istekleri kabul görmedi. Devletin gelirleri azalacaktı. Hatta istekleri arasında liman sahasının nerdeyse idaresini alacak  maddeler vardı.
Aleksios bu istekleri reddetti. Liman sahasına getirilen malların kontrol ve vergilerinin verilmeden sevkiyatına izin vermiyordu.
Cenevizliler bu duruma tepkiliydiler. Haksız da değildiler... Çünkü Venedikliler imtiyazlara sahip olacaktılar. Kendilerinin ticari üstünlüğü zayıflayacaktı.
Tepkileri sert oldu . Vergi vermeden mallarını yüklemeye başladılar. Görevlilerle aralarında kavga çıktı.
Bu arada Cenevizliler intikam için Meydan’a doğru çıkan evleri ateşe verdiler. Trabzon’un Çömlekçi'den Meydan’a doğru çıkan sokaklardaki evleri yanıyordu. Ateş Meydan’a dayanmıştı. Bu yangın devam etse idi Trabzon büyük bir felaket yaşayacaktı. Ama rüzgârın ters yönde esmesi ile yangın limana doğru dönünce tehlike ucuz atlatıldı. Ama  bu arada Çömlekçi limanında bulunan Cenevizlilere ait tahliyesi bekleyen malların da  büyük bir kısmı yanmış oldu.
Artık Cenevizliler Kral Alexiosun gözünden düşmüştüler.
Nitekim Alexsios Venediklilerle başladığı ticari işbirliğini 1306-1316 sonrasında anlaşmaya dökmüşler ve sonrasında da 1319 yılında da ticari koloni kurulmasına izin verilmiştir.
Meydan’ı yakmaya kalkışan Cenevizliler çok avantajlı gördüğü Trabzon Limanından ayrılmamak ve ticaretlerini sürdürmek adına Aleksios’la yeniden ilişki kurup anlaşma yoluna gittiler. Ama bu sefer krallığın şartlarını kabul etmek zorunda kaldılar. Hatta imanın hemen kenarında bulunan hakim ve oldukları mahallelerinden Çömlekçi’nin daha içlerinde bir yere konumlandırıldılar.
Ayrıca Katolik olduklarından kendilerine verilen bir kilisenin dışında hiçbir kilisenin işlerine karışmayacaklarını da taahhüt ettiler...
Trabzon limanı çok şeylere şahit olmuş tarih boyunca.13/14.yy.'da dahi ticaretin merkezi olmuş.
Karadeniz'in ve doğunun hinterlantı konumundaki Trabzon limanının ekonomik kavgaları nerdeyse bir şehrin yanmasına  sebep olacaktı. Meydan o zaman da şehrin merkezi idi. Yine Çömlekçi'den yukarı çıkıp merkeze geliniyordu.
Çömlekçi'den bütün hışmıyla sürüp giden  yangın ters bir rüzgar sayesinde tam da tutuşmaya başlamışken Meydan yanmaktan kurtulmuş oldu.
Ticaret sen nelere kadirsin. Napolyon çok ama çok sonraları "Para, Para, Para" derken 14.yy.'da Trabzon para yüzünden nerdeyse yanacaktı...
İtalya'nın Cenova şehrinden kalkıp gelen Cenevizliler, Karadeniz sahillerinde Trabzon'u merkez yapıp ticari faaliyette bulunurken  mevcut yönetimlere  karşı da gelebiliyordu.
Günümüzde de bu durum pek farklı değil. Dünyada olan tüm olayların altında ticari kaygılar yatmıyor mu?

    NORMALE DÖNMEK İÇİN  ANORMALİ TERKETMEK
            
Covit 19 insanlığı çok yordu. Ölümler oldu. Sosyal hayat sona erdi. Ekonomi çok olumsuz etkilendi. İşsizler çoğaldı. Üretim azaldı… Derken alınan önlemle, virüse karşı verilen mücadeleler sonunda virüsün etkisi azalma eğilimine girdi. Şimdi de kontrollü de olsa insanlar normal hayatına dönmek için sabırsızlanıyor...  
Normalleşme süreci aşama aşama başlayacak. Sosyal, ticari, dini, sportif, kültürel geleneksel yaşam yeniden bıraktığımız yerden devam edecek.
Bıraktığımız yerden devam edecek de nasıl edecek?
Hastalığın önlenmesi adına canından olan hekimlerimizin sağlık çalışanlarımızın çabalarına saygı mı duyacağız? Yoksa bıraktığımız yerden hoyratça devam mı edeceğiz?
Şöyle toplum olarak kendimizi bir yoklayalım;
Maske takacağız mı?
Ellerimizi yıkayıp dezenfekte edeceğiz mi?
Sosyal mesafeye dikkat edeceğiz mi? Kendiliğimizden almamız gereken önlemler için kolluk kuvvetlerinin ikazını mı bekleyeceğiz?

Ben anlamam kardeşim deyip,
Bakkal kasap lokanta kendi temizliğine daha özen gösterme zahmetine girmeyecekse,
Biz vatandaş olarak hizmet aldığımız yeme içme tesislerindeki hijyene uymayacaksak,
Alışverişte, pazarda, bankada, otobüste uçakta, otelde, denizde, yaylada "bana bir şey olmaz" mantığı ile duyarsız davranırsak şunu bilelim daha sıkı önlemlere maruz kalma ihtimalimiz yüksek.
Okullar, pansiyonlar, yurtlar, sınıfla, kurslar eğer gereken sağlık önlemlerini almazsa, kullanıcıları da kurallara uymasa, AVM'ler, tiyatro, sinemalar,sanat galerileri, müzeler, kütüphaneler insanların yoğun şekilde yararlandığı mekanlar olarak korumaya karşı hazır hale getirilmemişse, Stadyumlar seyircilerini sorunsuz ağırlamada yetersiz kalırsa,
Her şeyden önce bizler alınan tüm önlemlere uymazsak ve de aldırış etmezsek büyük harflerle yazalım:
ESKİ ALIŞKANLIKLARIMIZI SÜRDÜRÜRSEK İŞİMİZ ÇOK ZOR...
MESELA ALACAĞIMIZ MEYVEYİ. SEBZEYİ ELLEYİP ELLEYİP YERİNE MI KOYACAĞIZ?
EKMEĞİ GÖZÜMÜZLE  DEĞİL DE YİNE ELİMİZLE Mİ SEÇECEĞİZ?

Doğayı hoyratça kullanmayacaksak,
Her canlıya saygıda kusur etmeyeceksek,
Denizleri, dereleri, dağı, bayırı, yaylayı, köyü, kendi  çıkarlarımız uğruna kirletmeyeceksek,
Normalleşelim...
ASLINDA NORMALLEŞELİM DERKEN GEÇMİŞTEKİ ANORMALLİKLERİ BIRAKALIM DEMEK İSTİYORUZ...
İNSANLIK YENİ BİR SINAVIN EŞİĞİNDE BAKALIM BAŞARABİLECEK Mİ?

    İKİ UÇTA DOLAŞANLAR
Covit 19 virüsü dolaysıyla psikiyatrist hocaları toplumda iki ucun oluştuğunu anlatıyor:
1-Takıntı(obsesif)lı davranışlar sergileyenler.
Bunların aşırılığı  hayatı çekilmez boyuta taşıyabiliyor
Kapı kolunu dezenfekte ettin mi
Oturduğun yere  dikkat ettin mi
Elini kaç kere yıkadın
Kimseyle temasın oldu mu
tabağın  bardağın temiz olduğuna emin misin?
Yine dolmuşa mı bindin....v.b.
2-Vurdumduymazlık/Tehlikeyi önemsememek/Yerel deyimiyle "gomuşum o havalara sen kendine bak bana bir şey olmaz"cılık...
İki davranış da bozuk. İkisi de bir birini  tetikleyen tehlikeli hareketler. Hele iki ayrı ruh halini yaşayan bu insanlar aynı evde yaşıyorsalar durum daha da vahim...
İki uçta yaşayan bu insanları da tedavi etmek normale döndürmek zor olacak...
Normalleşelim... Toplumsal bilinç oluşturup bu görünmez virüse karşı mücadelemizi sürdürelim...

OYNAMAK MI, OYUNA GELMEK Mİ?

Ligler tatil edilmeyecekmiş.
Oynanacakmış.
Oynansın.

Süper ligin oynanması için can atanlar aynı zamanda da dillerinin altında durup durup bir türlü çıkaramadıkları baklayı nihayet fırlatıp attılar.
Şimdi moda deyim şu: Bitmemiş ligin şampiyonu olmaz.
Hem de kimler diyor biliyor musunuz? Biri Rıdvan... Diğeri Ersun... Ve diğerleri... Diyebilirler. Herkes konuşmakta özgür. Yorumda da...Ama lidere göre yorum yapmamak gerekir.
Sanki Trabzonspor ben liderim. Lig oynanmasın beni şampiyon ilan edin diyor.
Kalmış 8 maç. Zaten bu hastalık çıkmasaydı oynanıp bitmiş olacaktı lig. Şampiyon da belli idi. Avantaj Trabzonspor'da idi... Ama bu futbol belli olmazdı.
Şimdi TFF maçları oynatacağım diyor. Problem bitmiş değil. Cuma namazları bile henüz tam anlamı ile kılınamıyor.
Diyanetin talimatına göre iki rekat farz kılınacak. O da cami dışında... Avluda bahçede... Seccadesini de herkes kendi getirecek. Cami şadırvanları tuvaletler kullanılmayacak. Cemaat  abdestini evden alıp gelecek. Şartlar bu kadar sıkıntılı ise varsın oynansın bakalım futbol.
Süreç içinde bir problem yaşanırsa sonu nereye varır?
Cümle alem biliyor ki liglerin oynatılması için tek gerekçe para... Fenerbahçe başkanı da Süper ligi oynatalım. Bir de birinci ligi. Diğer ligleri oynatmaya gerek yok demiş.
Yani diyor ki acil olarak nakite ihtiyacımız var. İyi de süper ligdeki futbolcu ve diğer çalışanların canı yolda mı bulunmuş?
Deniz bitmiş, kara görünmüş... Gelirler kredilerin faizlerine yetmez olmuş.
Olağanüstü bir sebep olmazsa süper lig oynanacak. Bu sefer de nerde oynanacak tartışması başladı, başlayacak.
İstanbul ismi malum çevrelerce hemen ön plana çıkartılıyor.
Trabzonspor başkanı Ağaoğlu tabi ki kabul etmedi bu öneriyi... İstanbul'da oynanacak maçlar pekala Trabzon'da Antalya'da İzmir'de Ankara'da da oynanabilir.
Liglerin statüsü neyse usulüne uygun şekilde deplasmanlı olarak oynatılabileceği öngörülmekte.
Gelelim Trabzonspor'un yani liderin durumuna... Olur ya bir iki maç sonra lider değişir... Futbolda her şey olur. Yenersin yenilirsin... Ama mücadele ettiğimiz virüs de  corona… Her yerde her an karşımıza çıkabilir... Soyunma odasında, otobüste, ikili mücadelede filan bir yerlerden biri virüsü kapar da lig tatil edilirse ne olur?
28 maçın liderini şampiyon ilan etmek etik değildir diyenler  iki maçlık lideri şampiyon ilan ederler mi?
Biz neler gördük diyorsanız biz de diyoruz ki Trabzonspor Yönetimine, aman dikkat... 
Trabzonspor'un ligin oynanması ile herhangi bir endişesi olmaz, olamaz.
TRABZONSPOR  OYNAMAKTAN  DEĞİL OYUNA GELMEKTEN ENDİŞE EDER...

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar