ÇEVRE ÜZERİNE...

Oldum olası çevreye duyarlılık gösterenleri, doğaya saygılı olanları sevmişimdir...

 

Hele de çevre ve doğa için mücadele edenlere, eylem yapanlara, farkındalık oluşturmaya çalışanlara hayran olmuşumdur...

 

Son yıllarda tarihinde hiç olmadığı kadar rant uğruna kıyılarımız, yaylalarımız, derelerimiz, ormanlarımız yağmalandı…

 

“Beton ekonomisi”nin kentleri nasıl yaşanılamaz hale getirdiğini gördük…

İstanbul’da ”Deprem Toplanma Alanları”nın bile imara açılmasına şahit olduk, Zeytinburnu ve Bakırköy Sahili’nin beton yığınına döndürülmüş  son hali, tam bir içler acısıdır!..

 

Erdoğan bile,  sanki çeyrek yüzyıldır İstanbul’u başkaları yönetiyormuş gibi,  “İstanbul’a ihanet ettik!” demişti…

 

Trabzon da başta Uzungöl olmak üzere, dereleriyle, yaylalarıyla bu yağmanın oluşturduğu olumsuzluklardan nasibini aldı…

 

Daha çok beton, daha çok rant sonucu tahrip edilen doğanın karşılığı olarak; taşan derelere verdiğimiz canları düşününüz…

 

Hiçbir kişisel çıkar gütmeksizin, yalnızca yaşanabilir bir dünya uğruna verilen mücadeleden, daha masum, daha haklı, daha meşru, daha insani ne olabilir ki?

***

Geliniz çevreye değişik bir açıdan bakalım…

 

Hepimizin üzerine titrediğimiz ve tek başına sahibi olduğumuz, varlıklarımız vardır...

 

Araba gibi, ev gibi...

 

Birisi arabamızı çizse, evimizin camını kırsa örneğin

 

Neler yapmayız!..

 

Kimimizin çeşitli hisse oranlarıyla ortak olduğumuz şeyler de var...

 

Ne bileyim?

 

Memleketteki baba evi, dededen kalma arazi veya bir bahçe...

 

Veya bir aile mezarlığı mesela..

 

Ne kadar zorumuza gider değil mi, birisi zarar verse?

 

Bahçedeki ağaçtan bir dal koparsa!

 

Ama 83 milyonda bir hissedarı olduğumuz şeyler de var...

 

En başta gökyüzü...

 

Dereler, denizler, kumsallar, dağlar, yaylalar...

 

Aklınıza ne geliyorsa...

 

Oksijen, hava, su...

 

Çevreciler bunlara sahip çıkıyor işte...

 

Ortak mülkiyetimiz olan şeylere...

 

Kişisel mülkiyetimize sahip çıkmamız,

 

Ne kadar yasal, ne kadar meşru, ne kadar haklıysa

 

Çevrecilerin de ortak mülkiyetlerine sahip çıkmaları o kadar yasal, o kadar, meşru ve o kadar haklıdır..

Derelerine HES yapılmasına karşı çıkan Çamlıhemşinli Fadime teyze de, Kaz Dağları’nda siyanürle altın aranmasın diye günlerdir nöbet tutan Meltem kızımız da; saygıyı ve teşekkürü hak ediyor…

 

TRABZON’A YAKIŞMIYOR!

Fotoğrafta gördüğünüz harabeye dönmüş yapı Trabzon’dan…

Çevreye, tarihe, tarihi eserlere, kültürümüze duyarlı sevgili ağabeyim Fuat Yavuz, WhatSapp grubumuzda paylaştı; oradan aldım…

İlk gördüğümde, “bu kadarını Taliban bile yapmaz!” diye düşündüm…

Yine Fuat ağabeyden aldığım bilgiye göre, burası yaklaşık 650 yıl önce yapılmış, 

“Çifte Hamam” adıyla bilinen bir Osmanlı hamamı...

Eski Valilik Binası’ndan Ortahisar Belediyesi’ne inen yol üzerinde bulunuyor…

Yavuz’un ve Kanuni’nin de kullandığı sanılan eser, bu haliyle Trabzon’a hiç yakışmıyor…

Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Kültür Dairesi Başkanlığına yeni atanan Erdem İskenderoğlu’nu Zeytinburnu Belediyesi’nden tanırım.

Duyarlı ve çalışkandır..

Konuyu ele alıp, restorasyon çalışmalarına başlayacağını, bu tarihi hamamı kentimize kazandıracağına inanıyorum…

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum