05.08.2022, 10:20

CİHANA İKİ İBRAHİM GELDİ...

-Salim abi, bizim garajın girişine hayvanın biri minibüsünü çekmiş. Gene garaja giremedim abi...

-Yav, o bizim bi arkadaşın arabası da oraya ben çektim onu, çıkacağız diye...

-Süleyman, sınıfa perde taktıralım demiştik, güneşten dolayı. Salak herif kornişi yanlış yere takmış. Korniş yüzünden pencere açılmıyor.

-İbrahim Hoca’m, perdeciye para vermeyelim diye onu ben taktım, fakat...

-Yav, çok iyi düşünmüşsün aslında. Allah senden razı olsun kardeşim...

Böyle çok fazla pot kırdığım için, Figani'ye mal edilen bir beyti kendime uyarlayıp,

"Cihan tapınağına iki İbrahim geldi

Biri put kırdı, biri pot kırdı"

diye terennüm ederken gördüm ki âlemde nice çam devirme üstadı vardır. O halde kendimizi tekrardan rezil eylemeye çok da gerek yoktur.

İki arkadaş -Temel ve Dursun emiceler- uzun zaman sonra karşılaşıp, birbirine muhabbetle sarılıp, ardından hal hatır sormuşlar:

"Uşaklar nasildur, iyi midurler?"

"Çok iyidurler, ellerunden eperler Temel emicesi. Fadime yengemuz nasildur, ne yapayi?.." der demez Dursun emice Fadime yengenin geçen yıl öldüğünü dank diye hatırlayıp durumu toparlamaya çalışmış:

"Yani gardaşım... gene ayni mezarda mi yatayi?.."

Öğretmen Orhan abimiz anlattı:

Köydeki okula müfettiş gelmiş, bir derse girmiş. Konu memeliler. Müfettiş Bey, gözüne kestirdiği yaşı küçük, cüssesi büyük, safça bir uşağı ayağa dikmiş:

"Say bakalım evladım bize memelileri..."

Çocuk hazırola geçip yüksek sesle saymaya başlamış:

"Aat, eşşeek, ineek, koyuun, keçii..."

Sonra biraz duralayıp devam etmiş:

"Anneem, Ayşe halaam, Zehra yengeem..."

Sonra yine durmuş, bu kez bağırmadan, önemli bir bilgi verir gibi,

"Bizim Hatice'nin de memeleri bitiyor örtmenim..." demiş.

Köyde yaramaz veletler çekirge ordusu gibi onun bunun ağacına dadanıp meyvelerin dibine darı etmektedir. Hamdullah emice de bu durumdan muzdarip, çocukların bir tekini eline geçirse bütün hıncını ondan alacak. Güya ağaçları kolluyor.

Bir ara kiraz dallarının arasında bir çocuğun olduğunu fark edince bir yandan ağaca doğru koşuyor, bir yandan da ağzına ne gelirse söylüyor:

"Ecdadının, tohumunun, ebesinin, örekesinin, felan ettiğimin..."

Ağacın üstündeki çocuk, durumun vahametini görüp telaş ile sesleniyor:

"Dede, söğma, söğma! Benim, ben, torunun İsmayil..."

"Uyyy, oyle mi?.. Sen misin uşağum?.. Geri aldum, geri aldum! Küfurlerin hepisini geri aldum uşağum!.."

Efendim, yıllar önce annemle ikimiz Şırnak'a müstakbel eşim için gidiyoruz, yani kız istemeye. "Kalabalık" olalım diye Diyarbekir'den de yanımıza bir arkadaşımızı ve onun sevgili anneciğini almışız. Maceralı bir yolculuktan sonra sağ salim menzile varmayı başarıyoruz.

Müstakbel kayınpeder soğuk mu soğuk. Konuşulacak pek bir konu da yok. Öyle sessiz, saatlerce oturabiliriz yani. Bizim Diyarbekirli arkadaşın amcası yakın geçmişte Şırnak'ta hekim olarak çalışmış. Muhabbet olsun, ortam ısınsın diye arkadaş bu konuyu açıyor:

"Benim amcayı muhakkak tanırsınız. Burada birkaç yıl doktorluk yaptı kendileri..."

Kayınpeder küçümser bir ifadeyle soruyor:

"Hele söyle, kimmiş senin amcan?"

"Cemal Sağır, dahiliye uzmanı..." der demez,

"Yahu, bırak şu şerefsizi! Yıllarca milleti sömürdü paragöz, adi herif!" diye gürlüyor müstakbel babamız.

Arkadaş neye uğradığını şaşırıp durumu toparlamaya çalışıyor:

"Vallah ben de onu diyecektim. Biz de zaten hiç sevmeyiz kendisini, yani pek iyi biri değildir. Amcamız olduğu için çok da şey etmek istemiyorum şimdi..."

Yorumlar (1)
Sezgin Özyurt 2 gün önce