23.06.2022, 09:58

Çınar gibi

Farklı durumlara karşı tavır sergilerken tutarlı davranmak, güvenirlilik göstergesidir ve ahlaklı davranış şeklidir. Bazı insanlar yapboz gibi değişken bir yapıya sahip olduklarından Söğüt ağacını kendisine örnek alır ve rüzgâra karşı hiç direnmemeyi hatta eğilip bükülmeyi tercih ederek dayanıklı olurlar ve o doğrultuda da yaşantısını şekillendirir. Belirgin bir özelliği, prensibi, duruşu yoktur, rüzgârgülü gibi döner veya rüzgâra göre eğilirler. O tipteki insanların hep kendi çıkarlarına göre tavır alacaklarını tahmin edebilirsiniz.

Bir de Çınar ağacını örnek alanlar vardır ki, onlar ilkelidir, rüzgâra, kar, bora fırtınaya kökleri sökülene kadar direnirler, kaybedeceklerini bile bile bükülmezler eğilmezler. Ama kendi vicdanlarında huzurludurlar ve asil yüreklerde yer alırlar ki bu duygu onlara yeter. Kökünden söküp attık diye sevinen zavallılar da ahlak muhasebesinde derin yara alırken gerçekte kaybettiklerinin farkında değillerdir. Dostoyevski’nin dediği gibi ‘’ Rüzgâr esiyorsa bırak söğüt düşünsün, çınara zaten bir şey olmaz.’’

Ahlak ne kadar yozlaşır, liyakat yalnızca dilde değer bulur ve temsiliyette nitelik düşerse öğretilerde o derece anlamsızlaşıyor. Bu durum en çok siyaset arenasında net halde izlenir. Ülkemizde ahlaki öğretinin kalmadığı ve bireysel çıkar ilişkileri çerçevesinde şekillenen siyasetin çözüm üretememesi de şaşırtıcı değildir. Ahlak ve eğitimin üst seviyede olduğu Kuzey Avrupa ve gelenekçi Japonya gibi ülkelerde siyasetin ahlakla at başı olduğunu gördükçe ülkemiz adına üzülmemek, endişe duymamak, kıskanmamak mümkün değil.

Siyasetin içinde olan küçük bir kısım (!) kitap, tüzük, program, yönetmelik ve hatta resimli roman bile okumaz. Ama hal böyleyken, onlar, siyasetin şekillendirilmesini kendilerinde hak görürler. Yazılı ve evrensel doğrular ve toplumsal menfaatten ziyade kişisel çıkar ve kendi doğruları vardır. Mahalle’nin, İlçe’nin, İl’in sahibi ve banisidirler, hem de kıyamete kadar hatta mümkün olsa kıyametten sonra bile sahipliğini sürdürmek isterler. Değişmez, değerli, olmazsa olmazdırlar, insanüstü varlıklardır. Siyaset onlarsız olamaz ya da onlar siyasetsiz olamaz. Sizce hangisi?

Yazılı kuralların bilinmemesi veya yok sayılması kimsenin inisiyatifine bırakılmamalıdır. Yetkisini kullanmayanlar yani sorunların halının altına süpürülmesini görüp müdahil olmayanlar da şüphesiz en kısa zamanda kendileri halının altına süpürülürler. Esasında; suç işleyenleri görmezden gelmek, hoş görmek Yöneticilerin tercihine bırakılmamıştır. Örneğin askerlikte her üst gördüğü disiplinsizliğe müdahale etme mecburiyetindedir, aksi durumda suçludur. Onun için Atatürk’ün Ordusu dünyanın titrediği Ordu olmuş ve bu niteliğinden dolayı iç ve dış odaklar tarafından hedef seçilmiştir.

Siyaset özel şirket mantığı ile yapılmalıdır. Nasıl ki; çalışıyormuş gibi yapanları şirket kendi dinamiği içinde öğütüp dışarı atıyorsa siyasette de öyle olmalı, yoksa ben bugün hastayım, bugün yastayım, bugün uykusuzum mazeretlerini, gönlünü verdiğini iddia eden insanlardan çok duyarsınız. Bu insanlar sonra ironik bir şekilde ‘’ en çok benim hakkım’’ diyerek gürültü de koparırlar. Atatürk’ün dediği ’’ Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır’’ sözü düstur edinilerek, inanılan ilkeler doğrultusunda ve hizmet anlayışı ile sorumluluklar yerine getirilmelidir.

Sevgi ve saygının otomatik reaksiyon şeklinde toplumun davranış biçimi olduğu, farklı düşünmenin düşmanlık olmadığının kabul edildiği, ahlakın, hukukun, adaletin hüküm sürdüğü, siyasetin zenginleşme aracı olarak değil de halka hizmet hakka hizmettir anlayışıyla sürdürüldüğü, etnik ve mezhep ayırımcılığının kalmadığı bir felsefenin oluşturulmasına çalışmak ortak görev ve borcumuz, hayalimizdir.

Trabzon’da Cuma günü Türk bayraklı Atatürk Posterini kopartan kişileri şiddetle kınıyor ve CHP Ortahisar İlçe Başkanlığını konuya süratle müdahil olarak daha büyük bir poster asmasından ve Emniyet Güçlerini de kısa zamanda bu meczupları yakalamasından dolayı kutluyorum.

Kameralardan kılık kıyafetleri görülen bu şahısların kanuna aykırı kıyafet giymeleri de ayrı bir tartışma konusudur. Kanun varsa uygulanır ya da kanun değiştirilir. 2 Eylül 1925 günü, din adamı dışındaki kişilerin cübbe ve sarık giymeleri yasaklanmıştı, hangi tarihte serbest bırakıldı?

Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

 

Yorumlar (3)
Gülnaz Kılıç 2 gün önce
Maalesef komutanım çınar ağacı kalmadı!! Herkes rüzgârın estiği yöne doğru savrulup duruyu tıpkı kavak ağacı gibi bende Atatürk'e karşı tüm saldırıları şiddetle kınıyorum.Ülkemizin kurucusuna saldıranı Allah'a şikayet ediyorum.Elinize, yüreğinize,kaleminize sağlık komutanım.
Gülnaz Kılıç 2 gün önce
Maalesef komutanım çınar ağacı kalmadı!! Herkes rüzgârın estiği yöne doğru savrulup duruyu tıpkı kavak ağacı gibi bende Atatürk'e karşı tüm saldırıları şiddetle kınıyorum.Ülkemizin kurucusuna saldıranı Allah'a şikayet ediyorum.Elinize, yüreğinize,kaleminize sağlık komutanım.