ÇOCUKLUĞUMUN RAMAZANLARINDAN BUGÜNE

Çocukluğumun ramazanı deyince aklıma teneke borularla iftarın duyurulması gelir. Hoparlör yok, minareler çok az. Hoca çıkar çeşmenin üzerine eline atar şakağına var gücü ile ezanı okur. Anamız hazırlarken sofrayı”oğlum boruları dinle, ezanı dinle diye bizi kapıda nöbete bırakırdı. Biz daha oruca başlamamış olsak da iftar sofrasının zevkini tadardık. Turşu kavrulur, ya arpa çorbası ya da mısır çorbası iç yağı ile kavrulur, durum biraz iyi ise sofrada buğday ekmeği, makarna pilav da olur. Ezan okunmadan karşı köylerden boru sesleri başlardı. Bilmem o boruyu tanıyan bilen var mı? Tenekeden saçtan uzun bir huni gibi yapılır. Dudakların yerleştiği küçük bir ağızlık vardı. Herkes çalamazdı boruyu. Sevaptı iftarı duyurmak. Ezanı duyamayanlar olurdu. Her evde ayarlı saat yoktu olsa da herkes saatine güvenmezdi. Petrol lambasının titrek ışığında sofraya sarılır, ya sobanın karşısında ya da ocağın çatırdayan alevleri karşısında iştahla yerdik. Oruç tutmaya başlamasak da oruçlu gibi iştahla yerdik. Ellili yılların sonunda artık Ramazanla tanıştık. Önce alışmak sonra da zorunlu. Anımsadığıma göre kıştı mevsim. Karlı günlerdi soğuk günlerdi. İlkokul bitince zorunlu oruç da başladı. İftar böyle de ya sahur.. Oruç tutmayanları sahura kaldırmazlar. Sahurun yemekleri daha başka. Başta peynir kuymağı, yanında çay. Yorganın altından bakardık sofraya. Anamız görürse ana yüreği dayanmaz ya “Kalk oğlum yırtacaksın yorganı “derdi. Yeni almıştık radyoyu. Köyde birkaç radyo vardı. Anam açardı sahurda radyoyu. Ancak Türkiye radyoları o saatte açık olmazdı. Anam açardı ARAP radyolarını anlamasak da söylenenleri herhalde ARAPÇA ilahiler okunurdu. Aşmam iftar programları, vaazlı Kur ’anlı olurdu.

İLK ORUÇ

Ağır bir kış günler kısa da olsa açlık zor. HADI diye bir küçük kasaba vardı. O gün oraya gitmiştim. Kar benim çocuk dizimi geçti. Yol yokuş nasıl çıkacağım eve diye iyice takatim kesildi. Güneş kuşak gibi çekiliyordu, ben de onunla otura kalka, güneş beni geçti artık akşam yaklaşıyordu. Eve vardım iftardan önce .Ancak nasıl vardım ?….

Ortaokul ilçe merkezinde. Benim bacaklarımla ancak bir buçuk iki saatte varılır. Sabahleyin yol iniş daha kolay gidilir de akşam yokuş çık çıkabilirsen. Geç kaldığımızda anamız, babaannemiz kapılarda “Ne oldu bu cecukler”? Yorgun argın, pantol dizden aşağı ıslak, kara lastiğe su dolar. Kimi kez çizmem de vardı. O iyi de kara lastik kötü. Ayakkabıdan iyidir bu havalarda. Bu havaya ayakkabı mı dayanır, iki günde dağılır. Değerli okuyucularımdan bu anıları paylaşanların gözünde canlanıyor bu hüzün verici tablolar. O yıllarda ramazan olmasa da sabah yemeğim makarnaydı. On kiloluk torbayı vururdum omzuma gelirdim. Babam memurdu. Köydeki aile sıralamasında ilk sıralarda yer alırdık da yine bugünle karşılaştırılmaz. Bugün yemek beğendiremezsiniz çocuklarınıza. O yıllarda en lüks yemeğimiz pazardan fırından alınan buğday ekmeğiydi. Et doğru et. Ne zaman et yerdik. Kuşkusuz Kurban bayramında. Ya da köyde bir kaza sonucu bir sığır ölmüş kesilmişse ondan alırdık ya da kendi sığırımızdan. Ya Teravih namazları. İftardan sonra lüks lambası olanlar yakar, pompalar biraz da hava atarak yola koyulurdu. Diğerlerinin elinde küçük petrol fenerleri. Rüzgarlı havada sönebilirdi. Biraz büyük çocuklar oynamaya gelirdi caminin yanına. Kılanları da rahatsız ettikleri olurdu.

TRABZONDA, OKULDA RAMAZAN

Yatılı öğrenciydim. İftar yemeği de çıkardı, sahur yemeği de. Yemekler köye göre çok güzeldi de kimi sonradan görmeler beğenmezdi bazı yemekleri. Oysa o yemekleri ya lokantada görürlerdi ya da rüyada. İftar için yemekhaneye iner masalarımızda beklerdik. Top atılırdı BOZ TEPE den. Camlar zangırdardı. Ardından hoparlörden ezan. Çatal kaşık sesleri salonu doldururdu. Yemek bitene dek kelam çıkmazdı ağızdan. Köyden gelmiştik. İlk kez gördük minare şerefe ışıklarını. Kimi kez hoca minareden şerefeden okurdu ezanı. Ben biraz daha farklıydım. Babam Trabzon’da otururdu. Annem kimi kez gelirdi köyden. Okuldan izin alıp eve gittiğim olurdu. Daha bir zevkli olurdu. Kısa sürürde. O yıllarda ramazanda lokanta da yediğimi hiç anımsamıyorum.

O yıllarla ilgili bir anımı paylaşayım sizlerle. Öğretmen Okulu son sınıf öğrencisiyiz. Basit bir nedenle boykot kararı aldık. Ben bu karara katılmasam da eylem kırıcılığı olmasın diye katıldım. İki gün yemek çıktı iftarda ve sahurda. Ancak son gün “Adınız yok size yemek çıkmadı” dediler. Kimi varsıl öğrenciler fırınlarından ekmek alıp dağıttılar bize. Dayanamadık teslim olduk, boykottan vaz geçtik. Ertesi gün okula döndük. Ancak kimi arkadaşlarımız ağır cezalar aldı, sürüldü. Ramazanda böyle bir anı da yaşadık gençliğimizde, elli yıl önce.

RAMAZAN BİR İBADET AYI OLDUĞU KADAR KÜLTÜRÜMÜZÜ DE ÇOK ETKİLEDİ

Evet Ramazan bir ibadet ayı. Oruç tutulacak, Kur’an okunacak, teravih kılınacak da başka eylemlerde olurdu. Durumu elverişli olanlar davet eder, komşusuna yardım ederdi. Kimi evlerde sahura dek çaylı söyleşiler de olurdu. Genelde uzun kış gecelerinde bunlar olurdu. Uzun yaz günlerinde köyde iş var. Çayır biçmek yük taşımak. O yorgunlukla tutulan oruç  akşam da arpa da mısır çorbası ile açılan oruçlar. Keyif bırakır mı? Yaşamımda ikinci kez yaz mevsiminde oruç tutuyorum. Otuz altı yılda bir ayni güne dönüyor. Demek ki bizim yaşta olanlar yılın her ayında oruç tutmuştur. Ramazanda yardımlaşma… Bugün de sürüyor. Belki bugün daha da yaygın. Ramazan paketleri gidiyor evlere. Ramazan çadırları kuruluyor kentlerde kasabalarda. Eskiden pek yoktu.

Evet bu Pazar ki yazımı da sona erdirelim. Ramazanımızın kabulünü dilerim. Dilerim salt aç kalmayalım. Açların halinden de anlayalım. Daha çok yardımlaşma olmalı. Ramazanın geldiği yoksul mahallelerde anlaşılmalı. Akşam düzenlenen ramazan eğlenceleri insanları eğlendirirken yürekleri de ferahlatsın. Sevgi ve hoş görü daha bir yaygın olsun. Bir başka Pazar söyleşisinde yine anılarda gezinti yapalım… İyi günler iyi ramazanlar.

                                                                                                                              

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.