İsmail Kansız

İsmail Kansız

COĞRAFYA KADERİMİZ AMA CEHALET ASLA

İslam dünyasının ünlü düşünürü sosyolog,iktisatçı,Tunus doğumlu 14. Yüzyılda yaşamış İbn-i Haldun yıllar önce insanın yaşadığı coğrafyaya ait olduğunu kültürel gelişimi ve davranış biçimlerinin bölgesine dayalı olarak geliştiğini belirtirken günümüzde bile bu görüş kabul görmeye devam etmekte.

Afganistan'da Ortadoğu'da doğan yaşayan büyüyen bir insanla bırakın Avrupa'yı Amerika'yı Türkiye'de doğan insanın davranış ve gelişimi aynı olmadığını süregiden olaylarla birlikte günümüz dünyasında da görmekteyiz.

Yine Eskimolar, Afrika'da yaşayan kabileler, Orta Asya bozkırlarındaki insanlar, hep kendi coğrafyalarına uygun karakter ve davranış biçimi geliştirirler...

Coğrafyanın dayattığı "kader" i değiştirmek, cehaletin yenilip yerine bilim ve aklı koymakla oluyor.

Coğrafyanın farklılık göstermediği yerlerde yaşanan doğa olaylarının insana zarar vermeden atlatıldığı bölgeler de vardır.

İşte burada akıl ve bilim devreye girer.

Doğanın mahrem alanlarına dokunulmaz.

Mesela derenin yatağını işgal edip oraya ev yapılmaz şehir kurulmaz.

Hadi yaptı diyelim bir dereden onlarca HES üretmez.

Yerel yönetimler buna izin vermez.

Orda yaşayanlar da yönetimleri yanlış yapmaya zorlamaz.

Meclis üyeleri yanlış imar planlarına onay vermez.

Her faciadan sonra çok yağmur yağdı böyle oldu yerine, yetkililer bu bölge dere yatağıdır, buraya yerleşim yeri yapılamaz desinler. 

Ama bizde bu yaklaşım hayal.

Halka şirin görünme derdi siyasetçileri esir almış.

Yıllar süren çarpıklık gün gelir taşınamaz duruma gelince bu sefer de Uzungöl gibi Ayder gibi yerlerde yeniden düzenlemeler gündeme gelir.

Alınmayan tedbir yüzünden çok büyük harcamalar, bütçeye yük getirir.

Yeniden yapılaşma da gündeme gelince bu sefer halkın "evimi yıktırmam" baskısı geri adım arttırıyor.

Oysa o kadar basitti ki, imar planları yapılırken geleneksel yaşanmışlıklar, meteorolojik bilgiler, nüfus yapısı, bölgenin taşıyabileceği yükler dikkate alınarak düzenleme yapılsaydı ne insanlarımız ölür, ne de evlerimiz dükkânlarımızı araçlarımızı sel alıp gider ...

Onun için diyoruz ki;

"YAŞADIĞIMIZ COĞRAFYA 

KADERİMİZDİR.

AMA CEHALET ASLA"

GİRESUN'DAKİ SEL FELAKETİNDE ŞEHİT OLAN ASKERLERİMİZ İLE  VATANDAŞLARIMIZA RAHMETLER DİLİYORUM.

MEKANLARI CENNET OLSUN. 

 

************

 

BEN  GARİP,KİRLİ VE KIZGIN BİR DEREYİM

Hayır bugünkü yöneticilerin ihmali yok Değirmendere'nin bu hale gelmesinde.

Hatta önceliklerinin de...

Ya kim bu ihmalkar yöneticiler?

Bugünküler,

Öncekiler,

Öncekilerden öncekiler

Ve uzun lafın kısası

Hepsi...

Peki halkın bir suçu yok mu?

O zaman tekrarlayalım 

Hepimiz hadi suçlu demeyelim de hatalıyız, yanlışta ısrarcıyız.

Değirmendere vadisi aslında Doğu Karadeniz'in asırlar boyunca yükünü çekmiş liman kapısından başlayıp Uzakdoğu’ya kadar uzanan ulaşım ağının başlangıç noktası. 

Dere kendi yatağında akıp giderken o küçük derenin açtığı vadi boyunca kendine yol bulan insanoğlu ta ki son elli yıla kadar kendine yoldaş olan deresine kıymamış. 

Ama ne olduysa oldu sanayi adı altında, atölyeler, imalathaneler, depolar, türlü iş yerleri plansız ve çevre duyarlılığı düşünülmeden kurulunca içilir netlik ve temizlikte olan deremiz kayboldu.

Oysa vadi çevre kirliliği yapmayan bir kaç işyerini kaldırabilecek çapta iken öyle bir yığılmaya sahne oldu ki  artık derede canlı yaşayamaz oldu.

Bizim gibi yaşının olgunluğunun zirvesinde olanlara da taşların altında ellerimizle balık yakaladığımıza dair hikayeler anlatmak kaldı.

Bu arada biz de hikayeler dinledik büyüklerimizin büyüklerinden Değirmendere'nin doğal yatağına dahi sığmayıp zaman zaman  taştığını ne bulduysa önünde söküp götürdüğünü.

Ve yine kulağımıza küpe oldu derelerin kırk yılda bir yatağına döndüğünü...

Keşke yatacak yer bıraksaydık Değirmendere'ye...

Olur ya kırk yıl sonra yatağını bulabilmesi için.

Bulamazsa mı neler olur?

Dünya yaratılalı beri neler olmuşsa yine aynı olur...

Değirmendere'ye Otogar mı yapılıyormuş diye merak etmiş Değirmendere de... Diyor ki, üzerimdeki yük yetmezmiş gibi yeniden yükler mi bindiriyorsunuz... Hadi yapıldı hatalar... Siz yapmayın bari..

Benim için çok da önemli değil... Biraz daha sıkışırsam yolumu yerimi yatağını bulur akar gider KARADENİZ'İN mavi suları ile buluşurum... Buluşurum da olan size olur... 

Ne yapsın Değirmendere, derdini anlatmaya başlamış mecburen;

Kaybolmuş yatağıma sığamıyorum artık,

terk edildim kaderime

ben bir garip ve kirli dereyim

akar dururum Karadeniz'e...

Ve ders alın diyor,

Dereli'de, Aksu'da

Giresun'da taşan aynı doğanın derelerinden...

Yıkılan evlerden...

Yok olan ilçelerden...

Ben bir garip dereyim.

Ama binlerce yıldır akarım bu vadide...

Kervanları da gördüm,

Yayla göçlerini de,

Yarenlik yaptık binlerce yıl,

Onlar kendi yolundan gitti

Ben de kendi yatağımdan aktım,

Serinlenmek için suyumu vurdular yüzüne, 

Köprü kuranlar da  oldu üstüme, uygunca...

Ses çıkardım mı?

Bak hâlâ  insanlar işlerine aşlarına evlerine gider gelirler...

Ama usulünce olursa yaşayıp gideriz beraberce

Ben sana dokunmam...

Yeter ki siz bana dokunmayın...

Ne bileyim ki 

Tutulur sözüm...

İnsanoğlunun ataları derdi ya;

"Su akar yatağını bulur"

Bulur mu, bulur...

Darlanınca nasıl ki sinirlenir insan 

Dereler de öyledir,

Yatağımıza sığmaz köpürür

Taşarız o yüzden...

Atalarınızın sözü de mi tutulmaz sizde...

"Dere kırk yılda bir yatağına döner"

Benden söylemesi...

BU SESE KULAK VERELİM. 

BUGÜN  HEMEN DEĞİRMEMDERE HAVZASINA EL ATALIM.

SORUN SADECE OTOGAR DEĞİL HAVZANIN HEPSİ...

SİYASİLER, BELEDİYELER, BÜROKRATLAR SÖZÜM SİZE...

HAYDİ BİSMİLLAH DEYİP BİR YERLERDEN BAŞLAMAK BU KADAR MI ZOR?

 

*************

 

239 YILLIK GERİ ÇEKİLİŞİMİZİN SON TARİHİDİR 30 AĞUSTOS 

Ağustos ayı Türk tarihinde zaferler ayı diye anılır.

Anadolu’nun kapısını Türklere açan MALAZGİRT Zaferinin komutanı ALPASLAN  ile Anadolu’dan atılmaya ramak kalmış Türklerin zaferini sağlayan ATATÜRK  arasındaki benzerlik, yurt edinilmiş topraklardan çıkmama azmi ve iradesidir.

1040'da DANDENAKAN zaferi ile kapısı aralanan Anadolu artık Malazgirt'le yurt olmuştu.

Türk tarihine dört  önemli olay yön vermiştir

1-26 Ağustos 1071-Malazgirt Zaferi: Anadolu’ya yerleşim

2-Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul’u fethi. Yeni bir çağın açılışı.

3-18 Mart 1915 - Çanakkale Zaferi-Anadolu’da tutunma-

4-Sakarya Meydan Muharebesi-Anadolu’nun Sonsuza kadar yurt olması.  

Selçuklu/Osmanlı/Türkiye Cumhuriyeti ile Anadolu’da varlığını sürdüren Türk milleti maalesef 1683 II.Viyana Kuşatmasından itibaren 30 Ağustos 1922'ye kadar tam 239 yıl toprak kaybetmiştir.

SAKARYA  MEYDAN  MUHAREBESİ ile kazanılan zafer aynı zamanda 239 yıllık geri çekilişin son tarihidir.

1877/1878 Osmanlı Rus  Savaşı sona erdiğinde Berlin anlaşmasında maalesef Osmanlı'nın eli çok zayıftı.

Bu anlaşma ile;

Romanya, Sırbistan, Karadağ, Kars, Ardahan, Batum, Teselya, Kıbrıs özerklik alan Bulgaristan elimizden çıktı.

Osmanlı dağılma sürecine girdi.

28 Mart 1915’te Çanakkale Deniz Savaşlarında galip gelmesine rağmen "müstevliler"in türlü oyunları ile yenik sayılan Osmanlı İmparatorluğu'na kabul ettirilen 10 Ağustos 1920'deki Sevr antlaşması ile sadece devletin değil Türk Milletinin de varlığına son verilmek isteniyordu.

Enteresandır İstanbul iki kez işgal edilir.

Birinci işgal 13 Kasın 1918.

İkinci işgal ise Mondros anlaşmasının hemen sonrasında Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf devletleri arasında imzalanması sonucunda 16 Mart 1920’dir.

Savaş bitmiştir. Artık İstanbul, yani payitaht işgal altındadır.

1071’de yurt edindiğimiz Anadolu işgal güçlerince pay edilmektedir.

Yenilgiyi kabul etmeyen milletimiz KUVAY-I MİLLİYE ruhu ile örgütlenip düşmana karşı mücadele verirken "GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER " kararlılığı ile Milli Mücadeleyi başlatan MUSTAFA KEMAL önderliğindeki Türk Milletinin orduları 25 gün süren savaş bitimiyle 30 Ağustos 1922’de özgürlük ve bağımsızlık adına son sözü söylüyordu.

Sakarya Meydan Muharebesinin zaferle sonuçlanması sonrasında orduların ilk hedefi olarak gösterilen Akdeniz'e doğru hücum eden askerlerimiz Eylül 1922 de İzmir'i de işgalden kurtarmış oldu. Yunan ordusu dağıldı, Başkomutanları esir alındı. Yunanistan'a Anadolu’yu işgal etmek için "arkanızdayız" diyen güçlerin de varlığı işe yaramadı.

İstanbul üzerinde türlü planlar yapan işgalciler M.Kemal Atatürk'ün başkanlığında sürdürülen diplomasi sonucunda İstanbul’u terk etmek zorunda kalmışlardı.

Malazgirt'te başlayıp Viyana kapılarına kadar sürüp giden Türk Milletinin bu coğrafyalardaki varlığı 239 yıl süren geri çekilme sürecinde yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştı.

30 Ağustos o yüzden Türk Tarihi açısından çok önemlidir.

TBMM'nin bulunduğu Ankara tedirgin.

Düşman Polatlı'ya kadar gelmiş.

Ordu güçsüz.

Para yok.

Teçhizat eksik.

Silah yetersiz.

Millet yorgun.

Ama ülkenin kurtulacağına olan inanç yüksek.

"Hattı müdafaanın" olmadığı bütün vatan sathının mücadelenin merkezi olduğunu belirten Başkomutan ATATÜRK, Sakarya Savaşında nerdeyse ümitsizliğin had safhaya ulaştığı anlarda kurmaylığının bütün inceliklerini göstererek düşmanın çözülüp dağılmasını sağlayacaktı.

FEVZİ ÇAKMAK, REFET BELE, İSMET İNÖNÜ ve diğer  komutanlar eşliğindeki Türk Ordusu yeni zaferler kazanıyordu.

Atatürk Türk Milletine güvenmişti.

Sonuçta 10 Ağustos 1920'de milletimize SEVR'le vurulan zincir Kurtuluş Savaşı ile kırılıp hür ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ne giden yolun önündeki tüm engeller  yıkılmış oluyordu .

Ve Atatürk bir Trabzon ziyaretinde(1924) Anadolu’nun tüm evlâtları gibi kahramanca mücadele eden Trabzonlular için de şöyle diyordu:

"Samsun'a ayak bastığım zaman, bana kalp kuvveti veren vatandaşlarımın ilk sırasında Trabzonluların bulunduğunu asla unutmayacağım. Sakarya Büyük Meydan Savaşı’nda, Üçüncü Tümen ile yetişen Trabzon evlâtlarının savaş meydanında gösterdikleri özverilerin değerli anısı daima beynimde canlı kalacaktır."

Unutmayalım Mazlum Milletlere örnek olan Kurtuluş Savaşımızın en önemli zaferini kutlayıp Şehit ve gazilerimize rahmet ve şükranlarımızı iletmek her Türk Vatandaşının minnet borcudur.

 

**************

 

DOLAYLI'NIN KİTABI YAZILDI 

Sonunda Dolaylı'nın da kitabını yazdı.

KTÜ’de uzman olarak görev yapan kitap aşığı,özel kütüphanesinde bir ilçe halk kütüphanesinden bile fazla kitap bulunan  eğitimci yazar Rahman Ayhan doğup büyüdüğü yaşadığı köyünün kitabını yazarak gelecek nesillere önemli bir kaynak bırakmış oldu.

Dolaylı Merkez ilçenin (Ortahisar)en büyük köyü(mahallesi).Nüfusu ve hane sayısı da yüksek. Kent merkezine yakın.

Tarihi açıdan baktığımızda şehrin tarihi ile aynı kaderi yaşamış. 

Rahman Ayhan araştırmacı ve eğitimci kişiliği ile köyde yaşayan  yaşlı insanların  anılarını derlemiş.

Dolaylı'nın insanlarına ait yaşanmışlıkları kitabına aktarıp geçmişle günümüz arasında bağ kurarak gelecek nesillere değerli bilgiler aktarmış.

Dolaylı'da doğup büyümüş yetişmiş sosyal hayatta, siyasette, ticarette, bürokraside, bilim dünyasında  önemli yerlere gelmiş köyün insanlarına ait hayat hikayelerini de bulabileceğiniz kitapta, aynı zamanda fotoğraflarla geleceğe bırakılmış anıları da görmek mümkün.

RAHMAN  AYHAN 700 sayfayı aşan TRABZONDA BİR KÖY DOLAYLI(CANBUR) kitabı ile sadece bir köyü değil aynı zamanda yerel tarihe önemli kaynak oluşturabilecek eseri yayın hayatımıza kazandırmış oldu.

Rahman Ayhan'a Trabzon'a kazandırdığı bu eser için hem Trabzonlu hem de DOLAYLI köyünden biri olarak teşekkür ediyorum.

Kitabı BEŞİKÇİ  kitabevinden temin edebilirsiniz.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.