İsmail Kansız

İsmail Kansız

CORONALI GÜNLERDEN YARINLARA BİR MEKTUBUM VAR

Olur ya bir araştırmacı, arşiv odasının tozlu raflarında bu gazeteyi incelediğinde yaşadığımız bugünlere dair bir fikir versin diye yazayım dedim.

2020 nin son günlerindeyiz.

Her gün bir ölüm haberi alıyoruz.

İnsanlar sırasını bekleyen kurbanlık koyun gibi çaresiz.

Corona denen illet hastalık bütün toplumu perişan ediyor.

Ölen de var.

Günlerce yoğun bakımlarda hastalıkla boğuşan da.

Çember öylesine daraldı ki, artık herkesin bir veya birkaç yakını bu lanet virüsün pençesinde...

Gözle görünmesini bıraktık toplasan dünyadaki virüsleri, bir tatlı kaşığı etmeyecek hafiflikteki mikrop bütün dünyayı olduğu gibi bizi de kasıp kavuruyor.

Her şeyimiz değişti.

Sokağa çıkılmaz oldu.

Maske mesafe ve temizlik en büyük koruyucu silahımız.

Hepsinden önemlisi, doğum olur kutlayamazsın, ölüm olur mevlit okutamazsın.

Cenazen olur cemaatin olmaz.

Evde durursun misafirin yoktur.

Ders yaparsın, okula gidemezsin.

Eğitim,

Sohbet,

Taziyeler,

Toplantılar sanal alemde.

Komşu komşunun kapısını çalamaz,

Evlât anasını babasını ziyaret edemez oldu.

Sinema, tiyatro, konser, sergiler dahil tüm kültürel faaliyetler yapılamıyor.

Caddelere sayıyla insan alıyorlar.

65 yaş ve üzerileri için günlük üç saat bir izin var.

Gençlere de aynı kısıtlamalar...

Dedeyle torun aynı saatlerde sokağa çıkamaz oldu.

Dedesinin ninesinin elinden tutup ta gezemeyen, hatta büyüklerinin evine gidemeyen, büyüklerin de ziyaret edip sevemediği  torun da sevgiye hasret kaldı.

Bir yakının ölse cenazesine gidemiyorsun.

Çok yakınlarından ancak belli sayıda olanlar cenaze namazında bulunabiliyor.

Ölenin de işi zor kalanın da...

Üretim ve ticari hayatta büyük gerilemeler var... Özellikle yeme içme ve turizm sektörü batma noktasında.

2020 bütün felaketleriyle birlikte bitsin diye dua ediyoruz.

Bu arada virüse karşı aşı da bulundu.

Avrupa'da yaşayan iki Türk bilim insanı dünyayı kurtaracak aşıyı insanlığın hizmetine sundu.

Bunca felaketin içinde iki  insanımızın buluşuyla mutlu olduk.

Türkiye'de de aşı çalışmaları devam ediyor. Olumlu gelişmeler var.

Sağlık çalışanlarımızdan çok sayıda kaybımız var.

Canla başla çalışan sağlıkçılar bu savaşta cephenin en önünde.

Buna rağmen yasaklara uymayıp, kuralları yok sayan da var.

Halimiz böyle yıl 2020 Aralığın üçüncü haftası...

Yani bu virüs:

Ne genç

Ne yaşlı

Ne ağa

Ne paşa dinlemiyor.

Bulduğunu perişan ediyor.

Tek korktuğu temizlik,

Maske Mesafe. 

Bana bir şey olmaz diyenler de var ya... Önce onların yakasına yapışıyor.

Umudumuz bu sıkıntıların bir an evvel bitmesi...

Ey, geleceğin okuyucusu kaç yıl sonra bu yazıyı okuduğunu bilmem mümkün değil. Ama size bir tavsiyem olacak.

Bilimden ve üretimden geri kalmayın.

Bakın bu zor günlerde zengin devletler ekonomik krizi hafif hasarlarla atlatıyor.

Üretmeyen artı değer oluşturamayan devletlerin halkı  ise beklediği desteği bulamamakta.

Üretelim. Çalışalım. Bilime değer verelim. Felaketlere karşı hazırlıklı olalım. Ambarımız dolu olsun.Labaratuvarlarda çareler üretilsin.

Mektubum bu kadar...

Behçet Necatigil'in şiirindeki gibiyiz anlayacağınız...

 

Yaşamak azaptır çok zaman,

Dualara açıldı ağız.
Tükendi dizlerde derman,
Akşamı bulamayacağız...


Çok insanımızı kaybettik.

Bu salgın ekonomik anlamda da yordu ülkemizi... Umarım bu satırları yıllar sonra okurken sizler sağlıklı mutlu huzurlu ve geleceğe unutma bakar olursunuz...

 

İLÇE BELEDİYE BAŞKANLARI DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKIYOR MU?

 

Trabzon kültür ve turizm şehridir diyoruz. Bunu sadece Kültür insanları değil, devleti yönetenler de söylüyor.

Peki bu söylemin altında yatan gerçek nedir?

Tabi ki şehrin kadim tarihi ve bu tarihin içinde oluşan kültürel birikim.

Bir şehir düşünün nerdeyse insanlık tarihi ile yaşıt geçmişe sahip.

Kimler gelip kimler geçmedi ki, dini anlamda her inanca ev sahipliği yapmış, kavimlerin uğrak yeri olarak, her milletten iz taşımış bir şehrin  kültürel birikimi de tabi ki zengin olacaktı.

Bu kültürel zenginliği günümüze, bugünü de yarına taşıyacak olan da kültür insanları olacaktır.

Yazarlar, şairler, ressamlar, karikatüristler, ses ve sahne sanatçıları, geleneksel sanat temsilcileri şehre değer katan önemli insanlardır.

Bu anlamda Trabzon şanslıdır.

Sadece merkez anlamında değerlendirmeyin bu şanslı durumu.

Her ilçenin yetiştirdiği değerler toplamı şehrin de kültürel zenginliğini  oluşturmuştur.

İlçe belediyelerimiz başta olmak üzere kaymakamlıklarımızın bu değerlere sahip çıkması adına yapacağı işler vardır.

Bütün ilçelerimizde kültürümüze katkı sunmuş değerli sanatçılarımız var.

Onlar adına, onları yaşatacak anılarını, eserlerini yaşatacak merkezler kurmak zor değil.

Bu konuda Akçaabat Belediyesinin faaliyetleri takdir edilecek seviyede...

Mesela,

Vakfıkebir'de karikatür sanatçısı gazeteci yazar değerli sanatçı büyüğümüz merhum Hikmet AKSOY…

Arsin'de ressam Haydar DURMUŞ…

Of'ta karikatür sanatında  dünyaca tanınmış Ziya RAMOĞLU, grafik sanatçısı geçenlerde kaybettiğimiz Cemal AKYILDIZ,

Maçka'da İsmet Zeki Eyüpoğlu, Erkan Ocaklı, Saffet Genç, Ferhat Özyakupoğlu, Volkan Konak, İlyas Karagöz...

İsimlerini saydığım değerli kültür insanlarımız dışında tabi ki farklı dallarda eserleriyle ilçelerine değer katmış sanatçılarımız da mevcuttur.

Örnek vermek için yazdım. Her ilçemizde çok değerli sanatçılarımız vardır. Bu sanatçıların hepsi kendi ilçesine değer katabilecek düzeydedir.

Her ilçede kurulacak çalışma gruplarıyla bu güzide sanatçılarımız tespit edilebilir.

Eğer ilçeler farkındalık sağlayarak, bilinen tanınan marka olmak istiyorlarsa topraklarından yetişen bu değerlere sahip çıkmaları gerekir.

Çok zor bir iş değil.

Belediyelerin birinci görevi olmalı.

Her ilçemiz kendi değerlerini yansıtacak mekanlar oluşturarak, kültür ve sanat insanlarının eserlerini, ürettiklerini, sanatçı kişiliklerini gelecek kuşaklara taşıyabilir.

Hikmet Aksoy'un çizdiği yüzlerce karikatür ve yazdığı yine binleri aşan yazıları ile bezenmiş bir Kültür Merkezi Vakfıkebir'e yakışmaz mı?

Bunun gibi mesela kendi müze evini yapmış ressam Haydar Durmuş'a ait kültürevi düzenlemesine katkı sunulamaz mı?

Of' Belediyesi uluslararası üne sahip karikatür sanatçısı Ziya Ramoğlu adına eksikleri olmasına rağmen (ressam değil, karikatürist) bir kültür sanat merkezi yapması takdirlik. İşin uzmanları ile mekan daha işlevsel hâline getirilebilir.

Maçka ilçemiz ses sahne ve edebiyat alanında yetiştirdiği sanatçıların tanıtımını  yansıtacak bir mekan oluşturamaz mı?

Özetle her ilçemizden değerli sanatçılarımız yetişmiştir.

Toprak tek başına yurt olmaz.

Kültür yılların birikimi ile toprağı yurt yapan en önemli eserdir.

İşte bu toprakları yurt yapan değerli sanatçılarımızı anmak için bütün ilçe belediye başkanlarımızın bu konuda çaba göstereceğine inanıyorum.

GELECEĞİ GÖREBİLMEK VE KAFKASLAR

Mustafa Kemal Atatürk'ün 1933 yılındaki öngörüsü...

Ve bugün Kafkaslarda Azerbaycan'da yaşananlar...

Liderlik sadece yaşadığı zamanı değil geleceği görebilme yeteneğine sahip olan insanlara mahsus bir özellik.

Atatürk'ün1933 yılında Çankaya'daki bir kabulde Sovyetler Birliği ile ilgili söyledikleri yıllar sonra gerçek oldu.

Ondan öte de Türkiye Cumhuriyeti'nin  bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyeti ile olan ilişkilerde de söylemi doğrultusunda gelişmeler yaşanıyor.

Azerbaycan sokaklarında Türk askerinin geçit törenini izlerken Atatürk'ün öngörüsünün gerçekleşmesine şahit olduk.

Ne diyordu Mustafa Kemal Atatürk: 

"Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat, yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün Rusya’nın elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak..
Dil bir köprüdür.
İnanç bir köprüdür.
Tarih bir köprüdür.
Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz.
Onların bize yaklaşmasını beklememeliyiz, bizim onlara yaklaşmamız gerekliliğidir.
Rusya bir gün dağılacaktır. O zaman Türkiye onlar için örnek bir ülke
olacaktır. 1933/Atatürk..."

***

Gelelim Ermenistan'a… Üç milyon nüfusu 4700 dolar kişi başı yıllık geliri ve % 17’lerdeki işsizlikle dünyanın virüsle uğraştığı bu dönemde kime güvenip de Azerbaycan'a saldırdın?

Cumhurbaşkanımız sn Erdoğan gelin bölgesel işbirliği içinde ticaretimizi geliştirelim diyor. Sen ateşkesi ihlal ediyorsun.

Nüfusun kadar nerdeyse Türkiye’de çalışan vatandaşın var.

Sen Diaspora'nın  her lafına bakma. Fransa'nın da arkandayız deyişine aldanma... Kafkaslarda barış herkesin hayrınadır. Arada ezilmemen için komşularınla iyi geçin. Kimsenin toprağında gözün olmasın.

Kafkaslarda Rusya, Anadolu’da Türkiye varken, Avrupa’daki destekçilerin kendilerini riske etmez.

Diaspora'ya seni destekleyen ülkelere çağrı yapın ekonomik, eğitim, sağlık, tarım vb. alanlarda size yatırım yapıp yoksulluğunuzu azaltın.

Bilmiyorsan öğrendin işte Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu M.Kemal Atatürk,1933'te olayı çözmüş... Hedef de göstermiş.

Senin neyine kavga gürültü.

Uzat elini, bırak kinini, açılsın kapıların...

Bizde bir deyim vardır: "Komşu komşunun külüne muhtaçtır" der.

 

DEĞİNMELER

 

Garibin ayağındaki ayakkabısı su çekiyor, her yağmurda çatısından tek göz odalı evi sular altında kalıyorsa, kimin duasının Allah katında tutacağını hesaplamadan yağmur duasına çıkmamak gerekiyor diyor bir Allah Dostu...

Kimse keyif için nasihat etmez.

Doktorlar dahi bu corona illetinden ölüp giderken sen tavsiyelere uymuyorsan hangi günahı işlediğinin farkında mısın?

Kul hakkı sürüden kınalı koçu çalıp yemekle olmuyor sadece...

Hak edene hakkını veremiyor, çalışanını düşünmüyorsan ve  kalbinde "acaba" diye bir hissiyat duymuyorsan, inan ki hem kul hakkı yiyor hem de haram işliyorsundur.

"Beytülmal"da herkesin hakkı vardır deyip, müsriflik yapan görevli, Allah indinde "af"fın olmayacağını bilsen, bir kuruşun hesabını yaparken bile elin titrerdi...

Bir SMA hastasının tedavisi için 2 milyon euro lazımken ortalama bir futbolcuya verilen milyon euroların ne canlar kurtaracağını bilmek  hiç kimsenin vicdanını sızlatmaz mı?   

Kuraklık var.

Başka ne var...?

HES ler var,

Ağaç kesmeler var

Betonlaşma var,

Plansız yapılaşma var,

Suyun israfı var,

Derelerin kirlenmesi var,

Sulak alanları kurutmak var,

Peki ne yok?

Su  yok haliyle...

Eskiler derdi ki öyle bir zamana geleceğiz ki, baba oğluna, ana kızına, evlat anasına babasına, kadın kocasına, kocası eşine yardımcı olamayacak.

Geldik mi öyle bir zamana?

COVİD-19 hastalarının yanında refakatçi kalmak hizmetinde bulunmak için geceliği 800 TL’den bakıcı borsası oluşmuş.

E işte kimsenin kimseye faydası yok.

Paran varsa bakımın da var...

O zamanlardayız...

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.