CORONAVİRÜS GÜNLERİNDE DÜZ KOŞULAR

  Şu anda Trabzon'da Trabzonspor'un süperligteki şampiyonluk yarışındaki güçlü pozisyonu Galatasaray lehine sabote etmek için eski teknik direktörlerden, hakem emeklilerinden, spor yazarlarından, spor bürokratlarından, menacer artıklarından, eski kaşar futbolculardan ve de aktif siyasî gruplardan oluşan bir klik pür dikkat bekliyor. Hatta içlerinde Galatasaray teknik direktörü aleyhinde yazı yazan bir yazarı telefonla arayıp aba altından sopa gösterecek kadar gözü kararmış olanlar bile var. İşin daha da garibi bu tayfanın Fenerbahçe ve Beşiktaş adına çalışan iki farklı versiyonu da mevcut.  

  Trabzonspor'un sahada ve spor bürokrasisinde ele geçirdiği üstünlük tıpkı tarihte Bizans'ın Komnenoslara yaptığı gibi içerideki yerli piyonlarla sabote edilecek gibi görünüyor. Trabzonspor süperligte liderlik koltuğunda ya, şampiyonluğun en güçlü adayı ya, sahada atanı ve tutanı en güçlü takım ya, UEFA'nın mali kriterlerine harfiyen uyuyor ya, hah işte İstanbul yerel medyası nasıl ederiz de Trabzonspor'un bu gücünü sabote ederiz, diye aylardan beri çırpınıp duruyor. Bir ara kaleci Uğurcan Çakır'ı Liverpool'un menajerlerinin her maçta takip ettiğini, hatta transferinin hemen hemen kesin olduğunu ve hatta Uğurcan'ın giyeceği eldivenin Liverpool'daki liman işçilerinin kullandığı iş eldivenleri modellerinin en gelişmiş olduğunu, onun için Uğurcan'ın kendisini kırmızı şeytanlarla çok daha yakın hissedebileceğini bile yazıp durdular. (Abartıyorum, onların böye bir hayal gücü yok!) Yetmedi tabi bütün bu palavralar, o transfer salatalarından sonra şimdi de Uğurcan'ı Portekiz'in Sporting Lizbon takımının kalesine yerleştirdiler. Önceki asparagas haberlerin bir alıcısı olmadığını anladıkları için şimdi daha inandırıcı yalanlar yazmaya devam ediyorlar. Diyorum ya, bu tayfaların sahada oynanan futbolla bir ilgileri yok; bu futbolu 80 milyonluk bir ülkede neden hep yabancılar oynuyor diye bir dertleri yok. Onların tek derdi futbol üzerinden dönen akıl almaz cukkalar. Onun için de siyaseti, spor bürokrasisini, hakemleri, medyayı bu kirli işe alet etmek için çırpınıp duruyorlar. Dedik ya Trabzonspor'un bu yıl atanı da tutanı da orta sahada ikili mücadelede yerde yatanı da iyi bu yıl, o sebepten dolayı ligde de lider. Asla Atletico Madrid kalecisi Jan Oblak'ın doksan dakikalık futbolu doçent düşüncesiyle okuyama becerisi olmayan kalecisi Uğurcan Çakır Trabzonspor'un ''iyi tutanı''ymış. Ona yağan transfer yağmurunun bir diğeri de Norveçli futbolcusu Aleksandr Sörloth'a yağıyormuş. Bugün Sabah'ın haberine göre Chelsea ve Real Madrid Aleksandr Sörloth'un peşindeymiş. İki gün önce spor yazdığım Kuzey Ekspres yazdı, İtalyan devi Milan AC de Aleksandr Sörloth'u kadrosuna dahil etmek için ayaklanmış. Crstal Palace'tan akşam pazarına kiralanan Sörloth Trabzonspor'a geldikten sonra değere bindi. Bir ara İstanbul yerel basını başkan Ahmet Ağaoğlu'nu Trabzonspor'un Norveçli futbolcunun bonservisini alıp almayacağı konusunda sıkıştırdı. Menajerler, İstanbul yerel basının acul muhabirleri leş kargası gibi Aleksandr Sörloth'a üşüşmüşler. İstanbul yerel medyasına göre her gün yeni bir kulüp Trabzonspor'un kapısını çalıyor. İşleri güçleri, hile, desise, insanların kafasında istifhamlar oluşturarak enerjilerini tüketmek. Böylece Trabzonspor'un enerjisini boşa harcamış olmak ve oradan şampiyonluk yarışı için küçük da olsa bir avantaj sağlamak. İşin garip tarafı Trabzon yerel medyası da saf bulunup bu oyuna dâhil oluyor. Eskilerin lafıdır, bir güzeli kırk kişi ister ama sadece bir kişi alır. Aleksandr Sörloth'un Trabzonspor'la iki yıllık sözleşmesi var. Coronavirüs nedeniyle liglere ara verilmiş durumda.  

  FIFA, UEFA ve ülke federasyonları liglerin bu haliyle tescili, ligler başlarsa bile seyircisiz oynanması konusunda farklı görüşlerde. Yani ortada liglerin geleceği ile ilgili ciddi bir belirsizlik var. Türkiye'de Süperligde oynanan futbolun teknik, taktik ve felsefi açıdan yazılabilecek ciltlerce konu var. Ama İstanbul yerel basını ve onlarla aşık atan Trabzon yerel basının derdi Aleksandr Sörloth'un Avrupa liglerindeki büyük bir takıma transferi, numarası. Eh, çap bu olunca Süperligin neden Afrikalı göçmenlerin oyun bahçesine dönüştüğünü, neden yetenekli Türk gençlerini üst seviyede bu oyuna dahil edemediğimizi de anlamış oluyoruz. Meğer meşhur İtalyan yazar Umberto Eco ölmemiş, cahil İstanbul yerel spor basınının hayalinde hâlâ yaşıyor. İşte bu çapta insanların Beyoğlu muhallebisi glikozuyla çalışan akılları bu ülkede olup biten her haltı anlamaya yetiyor! İddiaları bu!  

Adına İstanbul dedikleri şehrin sadece bir semtinin bir günde konuştuğu yalanı bütün dünya bir yılda konuşamıyor! Yani belki İstanbul denilen şehir ortadan kaldırılsa yeryüzü ıssız kalır ama kesinlikle Türkiye, entrikanın başkentinin yokluğundan hiçbir şey kaybetmez!

 

Önceki ve Sonraki Yazılar