Cumhurbaşkanı Erdoğan: Aşı milliyetçiliğine fırsat verilmemeli

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Aşı milliyetçiliğine fırsat verilmemeli

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, salgın döneminde yapılan hataların tekrar etmemesi için aşı milliyetçiliğine fırsat verilmemesinin önemli olduğunu vurguladı

"SIKILI YUMRUKLARI GEVŞETECEK DİPLOMASİDİR"

Diplomasinin insanlığın toplu halde yaşamaya başladığı tarihlerden beri var olan, kullanılan, üzerinde kafa yorulan bir alan olduğunu ifade eden Erdoğan, daha yakın bir tarihteki tanımıyla savaş ve barış güçleri arasındaki dengeyi oluşturan diplomasinin, önleyicilik vasfıyla önemini sürekli artırdığını vurguladı.

Erdoğan, iletişim teknolojileri, internet, sosyal medya ve artan küreselleşme ile diplomasinin alanının da genişlediğini belirterek, bugün diplomasi denilince sadece devlet ve hükümet yetkilileri arasında kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerden bahsedilmediğini, bu kavramla aynı zamanda kamu diplomasisinden kültür diplomasisine, turizm diplomasisinden ticaret diplomasine kadar çok geniş bir yelpazede yürütülen çalışmaların da kastedildiğini aktardı.

Politika aktörleri kadar, diplomasinin icra edildiği platformların da değişip çeşitlendiğini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:

"Artık siyasetçiler ve diplomatlarla birlikte sivil toplum kuruluşları, iş dünyası, medya ve üniversiteler arasındaki temaslar da dış politikayı şekillendiriyor. Giderek daha fazla gündeme gelen dijital diplomasi de yine bu dönemin kazanımlarından biridir. Diplomasinin alanının bu kadar genişlemesi, gerilimlerin azaltılmasında insanlığa şüphesiz büyük fırsatlar sunuyor. Sıcak çatışmaların yıllarca devam ettiği günümüzde diplomasi sanatının önümüze açtığı yeni kulvarlara olan ihtiyacımız da artıyor. Dönem sorunların suhuletle çözümünde diplomasinin inceliklerini dışlama değil, daha fazla devreye alma dönemidir. Hep söylediğimiz gibi sıkılı yumruklarla müsafaha olmaz. İşte bu sıkılı yumrukları gevşetecek en etkili yol hala diplomasidir."

"VİZYONER DİPLOMASİ PRATİĞİNİ HAKİM KILMALIYIZ"

"Dünyadaki değişimi doğru okuyan, gelecek nesilleri için çözümler üreten, maziden süzülüp gelen birikimi yeniden yoğurarak istikbale taşıyan, vizyoner bir diplomasi pratiğini hakim kılmamız gerekiyor." diyen Erdoğan, karşı karşıya olunan tehditlerin büyüklüğünün uluslararası planda dayanışmayı ve iş birliğini zaruri kıldığını vurguladı.

Küresel koronavirüs salgınında, bu ihtiyacı herkesin bir kez daha hissettiğini belirten Erdoğan, "Uluslararası toplum elindeki tüm araçlara rağmen salgının yıkıcı etkilerini yönetmede maalesef iyi bir imtihan veremedi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, tarihin en büyük sağlık krizini ancak 100 gün sonra gündemine alabildi." dedi.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Tropik adalardan Sibirya'ya kadar dünyanın en ücra yerlerini dahi etkileyen salgın karşısında iş birliği, yerini korumacı ve rekabetçi politikalara bıraktı. Milyarlarca insanın yükü sadece dayanışmayla hafifleyecekken, Afrikalı kardeşlerimiz, Asyalı, Latin Amerikalı dostlarımız, kaderlerine terk edildi. Salgının dünya ölçeğinde adaletsizlikleri keskinleştirdiğini, zenginle fakir arasındaki uçurumu daha da derinleştirdiğini görüyoruz. Birçok ülkede toplumsal huzursuzlukların nüksetmesi, düzensiz göç yollarının tekrar hareketlenmesi, Akdeniz'de ölümlerin artması bunun en çarpıcı örneklerindendir. Bu süreçte Türkiye olarak 'dost kötü günde çağrılmadan gidendir' inancıyla dünyanın dört bir yanındaki dostlarımızın imdadına koşmaya çalıştık."

"YERLİ AŞIMIZI TÜM İNSANLIKLA PAYLAŞACAĞIZ"

Türkiye'den talepte bulunan 158 ülke ve 12 uluslararası kuruluşa sağlık malzemesi gönderdiklerini hatırlatan Erdoğan, Türkiye'de misafir edilen sığınmacıların Türk vatandaşlarından ayrı tutulmadığını, sağlık hizmetlerine erişimlerinin sağlandığını söyledi.

"Salgın döneminde yapılan hataların tekrar etmemesi için aşı milliyetçiliğine fırsat verilmemesi önemlidir." diyen Erdoğan, aşının şantaj, baskı veya politika dikte aracı olarak kullanılmasının yanlış olduğunu vurguladı.

Erdoğan, yıl sonundan önce bitirmeyi planladıkları yerli aşı çalışmalarını, insan odaklı evrensel bir yaklaşımla yürüttüklerine dikkati çekerek "Kullanıma hazır hale gelince yerli aşımızı inşallah tüm insanlıkla paylaşacağız." dedi.

Mevlana'nın "Her gün bir yerden göçmek ne iyi, her gün bir yere konmak ne güzel. Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş. Dünle beraber gitti cancağızım. Ne kadar söz varsa düne ait şimdi yeni şeyler söylemek lazım." sözlerini paylaşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sadece siyasetçiler, diplomatlar olarak değil akademisyenler, öğrenciler, iş adamları, sivil toplum kuruluşları olarak topyekun yeni şeyler söylememiz gereken bir dönemdeyiz. Eskinin alışkanlıklarıyla, geçmişin dar kalıplarıyla günümüzün sorunlarına çözüm bulamayacağımız açıktır." ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere küresel sistemin üzerine inşa edildiği ana yapıların mevcut halleriyle çözümün değil sorunun bir parçası olduğunu ifade eden Erdoğan, "İki kutuplu dünya tasavvurunun bize dayattığı bu kurumsal yapılarla 21. yüzyıldaki yolculuğumuzu devam ettiremeyiz. Türkiye olarak 'Dünya beşten büyüktür' sancağı altında yürüttüğümüz mücadelenin gayesi eskinin yüklerinden kurtularak yeniyi kucaklamaktır." dedi.

 

Yaklaşık 8 milyar insanın kaderinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyesi 5 ülkenin insafına bırakılamayacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, 190 ülkeye bir süreliğine masada oturma hakkı veren ancak kendi kaderleriyle ilgili söz hakkı tanımayan bir sistemin adalet üretemeyeceğini söyledi. Adaletin bulunmadığı yerde çatışma ve gerilimin eksik olmayacağını aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:

"Yeni dönemde diplomasimizi yoğunlaştırmamız gereken alanların başında Güvenlik Konseyi'nin daha kapsayıcı bir yapıya kavuşturulması geliyor. Statükodan çıkar sağlayanlar elbette kendilerine asimetrik güç veren bu imkanı paylaşmak istemeyeceklerdir. Hatta reform taleplerini dile getiren ülkeleri dışlamaya, susturmaya yönelik gizli-açık baskılar da olur. Türkiye ile ilgili son dönemde sık sık tedavüle konulan eksen tartışmaları, bu hazımsızlığın işaretidir. Bu art niyetli suni, hakikatlerle bağdaşmayan tartışmaların bizim cesaretimizin kırmasına müsaade etmiyoruz. Hem vatandaşlarımızın hem evlatlarımızın hem de tüm insanlığın geleceği adına hakkı ve adaleti savunmaya devam ediyoruz, devam edeceğiz. Bunun uzun, yorucu ve çetin bir süreç olduğunun şüphesiz bilincindeyiz. Sabrın acı, meyvesinin ise tatlı olduğunu gayet iyi biliyoruz. Siz dostlarımızın bu konuda bizimle aynı hissiyatı taşıdığınıza inanıyor, desteğinize güveniyoruz."

PKK, PYD, YPG VE DEAŞ GİBİ TERÖR ÖRGÜTLERİNE KARŞI SAHADA VARLIK GÖSTEREN İLK ÜLKE BİZ OLDUK

Bugünün dünyasında etkin diplomasinin, olaylara geniş açı ile bakmaktan ve sahadaki gelişmeleri yakından takip etmekten geçtiğini anlatan Erdoğan, şunları bildirdi:

"Diplomatik başarı ise gelişmeleri hızlı ve ön alıcı müdahalelerde bulunabildiğiniz takdirde yakalanıyor. Türkiye 252 dış temsilciliği ile dünyanın en geniş 5. diplomatik ağına sahip ülkesi konumundadır. Sadece genişleyen diplomatik ağımızla değil TİKA, AFAD, YTB, Yunus Emre Enstitüsü, Türkiye Maarif Vakfı, Kızılay ve Türk Hava Yolları gibi kurumlarımızla da dünyanın dört bir köşesinde varlık gösteriyoruz. Nitelikli, alanında yetkin diplomatlarımızla ülkemizin çıkarlarını savunurken dünyanın neresinde olursa olsun barışa, istikrara, kalkınmaya ve refaha katkı sağlamak için çaba harcıyoruz. Bu anlayışla attığımız adımların meyvelerini birçok bölgede aldık, alıyoruz. Komşumuz Suriye'de halkın iradesini yansıtacak bir siyasi çözümün bulunması için var gücümüzle çalıştık. Yaklaşık 10 yıldır 4 milyona yakın Suriyeli kardeşimizi ülkemizde misafir ediyoruz. Sınırımızın hemen ötesinde, zor şartlarda hayata tutunmaya çalışan 5 milyonu aşkın mazluma da yardım elini uzatıyoruz. Suriye'de faaliyet gösteren PKK, PYD, YPG ve DEAŞ gibi terör örgütlerine karşı sahada varlık gösteren ilk ülke biz olduk. Suriye'nin yabancı terörist savaşçılar için bir eğitim ve barınma kampına dönüşmesine müsaade etmedik. DEAŞ'ın Suriye'deki varlığına büyük ölçüde son vererek ülkemizde birlikte Avrupa ve dünyanın güvenliğine de katkı sağladık. Şu an itibarıyla DEAŞ'ın 4 bin 500 mensubunu etkisiz hale getirdik."

"ULUSLARARASI TOPLUMDAN BEKLEDİĞİMİZ DESTEĞİ ALAMADIK"

Türkiye'nin bugüne kadar 430 bin Suriyelinin güvenli ve gönüllü şekilde topraklarına dönüşünü temin ettiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İdlib'deki yerlerinden edilmiş kişilere de briket ev inşası gibi projelerimizle destek veriyoruz. Onları çadırlardan kurtarıyoruz, fedakarca ve samimiyetle yürüttüğümüz tüm çalışmalarda karşılaştığımız sıkıntıları, buradaki pek çok dostumuz yakinen biliyor." dedi. Erdoğan, gerek terör örgütleriyle mücadelede gerekse Suriye'yi istikrarlılaştırma çabalarında uluslararası toplumdan bekledikleri desteği alamadıklarını söyledi.

Türkiye'de sivilleri katleden canilerin, siyasi sığınmacı statüsü verilerek yıllarca korunup kollanıp himaye edildiğini dile getiren Erdoğan, "DEAŞ ile mücadele kılıfı altında güney sınırımız boyunca bir terör devleti kurulmaya çalışıldı. PKK'nın her yıl on milyonlarca avro haraç toplamasını engelleyecek birkaç göstermelik operasyon dışında hiçbir kararlı adım ne yazık ki atılmadı. Oysa terörün her türlüsüyle mücadele, dünyaya demokrasi ve hukuk dersi verenler başta olmak üzere herkesin görevidir. Suriye'de barış ve istikrarın sağlanması sadece Türkiye'nin değil hepimizin sorumluluğudur." ifadelerini kullandı.

"YUNANİSTAN'LA YAKALADIĞIMIZ İVMEDEN MEMNUNİYET DUYUYORUZ"

Libya halkının da benzer şekilde yıllar süren acılı bir dönemden geçtiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

"Birleşmiş Milletlerce tanınan meşru Libya hükümeti ile dayanışmamız, ülkede ateşkese, birliğe ve yeni bir başlangıca giden yolu açtı. Libya'da yaraların sarılmasına, yeniden imara, kalkınmaya yönelik desteğin bilhassa bu kritik süreçte artırılması önem arz ediyor. Çözümsüzlüğün yaşattığı sıkıntıları bugün aramızda bulunan Azerbaycan, Gürcistan ve Ukraynalı dostlarımız da tecrübe ettiler, halen de ediyorlar. Bu yükü Kıbrıs meselesi bağlamında biz zaten yıllardır taşıyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Cenevre'de sunduğu egemen eşitliğe dayalı, iki devletli çözüm önerisini destekliyoruz. Akdeniz'in bir barış, refah ve iş birliği alanı olmasını arzu ediyoruz. Tüm paydaşların katılacağı Doğu Akdeniz Konferansı önerimiz halen masadadır. Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının cepheleşme yerine iş birliğine vesile olması bizlerin elindedir. Komşumuz Yunanistan'la son dönemde yakaladığımız ivmeden memnuniyet duyuyoruz. Müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ile de olumlu çerçevesinde iş birliğimizi güçlendirmek istiyoruz."

 

HABERE YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.