CUMHURİYET REJİMİNDE DEVLET YÖNETİCİLERİ SARAYDA OTURMAZ

SÖZCÜK ANLAMINDAN DA ANLAŞILIYOR

Cumhuriyet halk yönetimidir... Halk yönetiminde yöneticiler halktan kopuk sırça köşklerde yaşamaz, görev yapmaz. Halkın üstünde, halkın dışında olmaz. Halkın zor ulaşabildiği yerde olmaz. Halk kendi seçtiği yöneticilerine güven duyar onlara çok kolay ulaşmak ister. Yönetici kral değil, hükümdar değildir. Kendinden biridir. Kendimizi en iyi temsil eden biridir yönetici.

Cumhuriyette, dün çoban olan bugün bakan olabilir, yarın başbakan öbür gün cumhurbaşkanı olur. Çoban kulübesinden saraya çıkıp oradan halka bakmaz.  Cumhuriyette her katmandan seçilebilecek kişi devlet yöneticisi olur. En alt birimden kaymakam, vali, bakan, başbakan.  İşte bu nedenle cumhuriyet en erdemli rejimdir. Oysa krallık, hükümdarlık, padişahlıkta yönetici en hafif deyimle sürünün çobanıdır. Halk tebaadır, uyruktur. Cumhuriyette halk asıl, yönetici vekildir. Adı üstünde Milletvekili. Ancak kimi cumhuriyetlerde yönetici kendisini asıl, halkı uyruk gibi tebaa gibi görür. “Onlar anlamaz bilmez, biz bilir biz anlarız” derler.

HALK YÖNETİMİNDE SEÇİLEN YÖNETİCİ NEREDE OTURUR

Nereden yönetir.  Öyle görkemli saraylardan köşklerden devlet yönetilir mi?  Eğer sistemin adı bu ise yönetilmez. Yönetici halkın en güzel görebileceği, halkın en kolay ulaşabileceği yerde olur. Hani bir zamanlar kimi belediye başkanları makam odasının kapısını koparmış kapısız bırakmış makamı ya. İşte verilmek istenen izlenim bu. Bu kaymakam için de olabilir vali için de, bakan başbakan için de olabilir. İşte o zaman HALK YÖNETİMİ, HALK YÖNETİCİSİ olur. Halk yöneticiyi şefkatli bir baba gibi görür, ona güven duyar.

Bu olay salt Cumhuriyette değil İslam ahlakında da böyledir, Türk Töresinde de böyledir. İslam ahlakına bakın;  yüce Peygamberimizin doğduğu ev diye gösterilen ev aslında onun evi değil sembol bir ev, orada yapılmış. Hani görev yaptığı yer o hiç yok. O halk nerde oturursa orda oturur, en kolay ve en iyi devlet nereden yönetilebilirse orada otururdu.  İslam özünden uzaklaştıkça Emevilerde,  Abbasilerde devlet yönetilen konut saray olmuş. Ancak o saraylar bile batıda aynı çağda devletin yönetildiği kral sarayları gibi değil.

Türk töresinde de devlet adamları devleti saraydan yönetmezdi. Türk hakanları OTAĞ denen büyük bir çadırda oturur, oradan yönetirdi. Hatta hanlar, hakanlar oturdukları otağda fazla zenginlik birikmişse bir süre otağı terk eder ve halk otağdan gerekeni alırdı.

Kısacası bizim inancamızda ve milli töremizde yönetici halkın dışında olamazdı. Halkın içindeydi, halkla birlikte yaşardı.

Daha yaklaşalım. Selçuklu ve Anadolu Selçuklu devleti birer Türk devletiydi. Anadolu Selçuklularının  başkenti  KONYA idi  Konya’da  devletin yönetildiği saray nerede? Osmanlı beylikten devlete Bursa’da geçti. Bursa uzun bir süre başkent oldu. Nerede devlet sarayı. Sonra Edirne ve İstanbul. İstanbul’da TOPKAPI SARAYI devlet sarayı. Gezenler görenler bilir,  aynı çağda Avrupa’daki saraylara hiç benzemez. O güçlü o görkemli devlet, İmparatorluk o konaktan yönetildi.  Bakmayın adının SARAY olmasına.

Osmanlı büyüdükçe, geliştikçe, durakladı, geriledi ve yıkıldı. Bu aşamalarda devlet sarayları hep büyüdü görkemli oldu. Dolmabahçe Sarayı, Yıldız Sarayı hatta bölge valiliği sarayı olan Beylerbeyi Sarayına bakın. Hatta bu saraylar hep azınlıklardan çıkan ustalarca yapıldı.

Peki, o kuruluş ve yükseliş devirlerinde görkemli saraylar yapamaz mıydık? Aynı çağda yapılan camilere bakın, kervansaraylara bakın, şifahanelere bakın. Demek ki devlet istese çok görkemli devlet sarayları yaptırılabilirdi. Ancak onların devlet yönetim anlayışı buna uymazdı.

GELDİK 21.YÜZYILA

Artık krallıklar ortadan kalkmış, cumhuriyet yönetimleri epey olgunlaşmış. Gerçekten olgunlaşmış, gelişmiş mi?  Gerçi epey eski bir demokrasi geçmişi olan İngiltere hala kralını saklıyor sarayda. Gerçi o yüz yıllar önceki tanımında değil de adı kral.  Tabii bana göre çok saçma ve anlamsız da onları bilmem. Gerçi bizde de “Altı yüzyıllık devlet yıkılır mı, o gelenek bitirilir mi” diyenler var. Padişahlığı özleyenler var. Ah bir padişah torunu bulsak da padişah yapsak diyenler var.  Onlar kendilerine güvenmiyor, halka inanmıyor. “Halk kendi kendini yönetemez” düşüncesindedirler. Cumhuriyeti tanıyan, cumhuriyete inanan ve seven onun özüne bağlı kalır. Gün gelir ben de bakan başbakan hatta cumhurbaşkanı bile olabilirim inancı ile sisteme sahip çıkar.

Ne kaymakamı, ne valiyi, ne bakan, başbakanı köşke, saraya, villaya uygun bulmaz. Elbette herkes onuruna uygun bir konakta olacak ancak SIRÇA KÖŞKLERDE olmayacak.

Köşkler,  saraylar bir egemenlik bir baskı göstergesidir.  Halk buna bakacak ve korkacak, çekinecek, bağlanacak. Bu mu daha doğru yoksa severek güven duyarak bağlanmak mı daha doğru… Siz değerlendirin.

GÜNÜMÜZDE GÖRÜNTÜ NASIL

Cumhuriyet kurulduğunda ilk iş olarak gösterişli bir saray mı yapıldı. Büyük Atatürk'ün ÇANKAYA KÖŞKÜ adı köşk. Mütevazı bir konak. Birinci Büyük Millet Meclisi binası başka bir amaçla önceden yapılmış bir bina,  ikinci bina da öyle çok gösterişli bir bina değil.  Başbakanlık, bakanlıklar ve son TBMM binası yine çok gösterişli binalar değil. Çünkü adı CUMHURİYET. Bakın Arap Emirlikleri, Arap Krallıkları sözde İslam’dır. Tuvalet klozetleri altın kaplama.  Kralların uçakları altın kaplama. Bu durum ne dine, ne töreye uyar.

Son yıllarda bizde de çok gösterişli yönetici binaları yapılmış, yapılıyor. Hani halk daha iyi hizmet alsın, halk daha iyi yöneticisine ulaşsın diye ise kabul de işin içinde gösteriş ve egemenlik üstünlüğü varsa bu durum cumhuriyetten bizi uzaklaştırır.

TRABZON’DAN KÜÇÜK BİR ÖRNEK

Trabzon Ortahisar’da da cumhuriyetin ilk yıllarında bir vilayet konağı yapıldı.  Devlet daha kolay yönetilsin, halk daha kolay ulaşabilsin diye. Yıllar geçti, bina ihtiyaca cevap veremez oldu, bakımı ihmal edildi. Bu binadan çıkılıp, çağdaş devlet yönetim anlayışına göre tüm kurumların birbirine yakın olabileceği VİLAYET KONAĞI yapıldı. Dikkat edelim VİLAYET SARAYI değil VİLAYET KONAĞI yapıldı. Hatta törenler daha kolay olsun diye alanına bir ATATÜRK ANITI yerleştirildi.

Eski konağı Kültür Bakanlığı aldı, aslına uygun restore etti, kültür sanat amaçlı kullanıma açtı. Ancak bina bu duruma geldikten sonra valilikçe hep Valilik konağı olarak düşünüldü.  Elbette KONAK olarak değil SARAY olarak. Oysa ne valiliğin ne de Kültür Bakanlığının saraya ihtiyacı yok. Tüm yapılar halkındır.

 Trabzon bir Şehzadeler şehriydi. Osmanlı’nın en büyük padişahlarından YAVUZ SULTAN SELİM burada valilik yaptı. Nerede Valilik Sarayı? Kanuni Süleyman, Yavuz’un oğlu olarak burada doğdu;  nerede doğduğu SARAY? Yavuz yaptıramaz mıydı görkemli bir VALİLİK SARAYI?  Hani Amasya’daki, Manisa’daki, Konya’daki VALİLİK SARAYLARI?

Tarihimizi iyi öğrenelim, özellikle kültür tarihimizi, toplumsal tarihimizi iyi öğrenelim. Öyle destanlarla, hamaset öyküleri ile değil. Cumhuriyet köşklerle, saraylarla gelişmez. Halkın daha mutlu olduğu, daha varlıklı olduğu düzenlerle gelişir. Elbette kılık kıyafetimiz düzgün olsun, evimiz konağımız uygun olsun da boş havalardan vazgeçelim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum