İsmail Kansız

İsmail Kansız

"Dava"nın Yunusçası Üzerine

Dava
sözcüğünün tek anlamı yok.
Adliye’yle işin varsa "davalık"sın.
Eskilerde yaşamışsan adliye önünde vatandaşa yardımcı olmak maksatlı dilekçe yazıyorsan "dava vekili"sin.
Eğer şikâyetin adliyeye intikal etmişse "davacı", senden şikâyetçilerse "davalı"sın.
Yer davası, kız davası, alacak verecek davası, miras davası vb. işlerle muhatap oluyorsan da sıkıntıdasın.
Ama başka bir eşdeşi, sesdeşi olan "dava" var ki, çok farklı anlam yüklüdür bu sözcük.
Ülkü, mefkure, ideal, amaç, düşünce, sorun gibi Türkçe, Arapça ve batı kökenli birçok karşılığı da vardır "dava"nın.
Davasının peşinde koşanlar, ülkülerinden vazgeçmeyenler, ideal hayat tarzını benimseyenler, bir amaç doğrultusunda koşturanlar, mefkûresini cihan duysun isteyenler hep kendini "dava adamı, insanı " olarak tanımlarlar.
Bu arada yalpalayıp vazgeçenleri de "davasını sattı" diye de suçlarlar.
Peki nedir bu dava?
Davanın peşinde koşanlar nereye koştuklarını bilirler mi?
Yarı yolda ayrışmalar olunca davayı satmış olurlar mı?
Davanın ilkelerini kim belirler?
Dava ulaşılmaz bir "mit" ya da sözün üstüne söz söylenemeyen bir dokunulmazlık bütünü müdür?
Aslında kelime Arapça kökenli.
“İddia” anlamı taşıyor.
Dava arkadaşı, dava adamı hep iddia taşıyan insanlardır.
Diğer anlamını da ele aldığımızda, hukuki bir sonuç almak üzere yürütülen ve konunun bir karara, hükme kavuşturulma halidir.
Partiler de bir düşünce sistematiği üzerine kurulur ve "dava"larının gerçekleşmesi için idealleri peşinde uğraş verirler.
Demokratik ülkelerde bu düşüncelerini, ilkelerini uygulamak için halkın desteğini alırsalar iktidar olurlar.
İşte asıl dava burda başlar.
Her siyasi oluşumun bir davası olduğu gibi, her yurttaşın da kendi dünyası var.
Yönetirken sadece "dava"nın gereklerini yerine getirirken bakmışsın başka bir "dava" ya gönül vermiş insanlar rahatsız olmuşlardır... 
Tam da bu noktada "yönetmekle, idare etmek" arasında çelişki ortaya çıkıyor.
Çıkıyor ama demokrasi devreye girince her fikre saygı ilkesi toplumu "idare etme"de kolaylık sağlıyor.
Temel ilkeler etrafında birleşip herkesin herkese saygı duyup kendi dünyasından bir başka dünyaya müdahale hakkı görmeden yaşamanın ismi hoşgörü olmalı.
Anadolu’nun manevi mimarlarından Yunus Emre'nin anlattığı dilden anlarsak "dava"yı, sevgiyle büyültürüz. 
"Metaı" çok olan bezirgânın alana satmaya çalıştığı "sevi" gönüller yapmaya yeter...
Yunus Emre yılında Yunusça sevgiler çoğalsın.

*

Ben Gelmedim Dava İçin

Benim bunda kararım yok, ben bunda gitmeğe geldim 
Bezirganem metaım çok, alana satmağa geldim

Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için
Dost'un evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim

Dost esrüğü deliliğim, aşıklar bilim neliğim
Denşürüben ikiliğim, birliğe bitmeğe geldim

Ol hocamdır ben kuluyum, Dost bağçesi bülbülüyüm
Ol hocamın bağçesine, şad olup ötmeğe geldim

Bunda biliş olan canlar, anda bilişirlermiş
Bilişüben Hocamla, halim arzetmeğe geldim

Yunus Emre aşık olmuş, Maşuka derdinden ölmüş
Gerçek erin kapısında, canım arz etmeğe geldim

Yunus Emre

*

Siz, siz olun gönüller yapmaya uğraşın.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.