Demirel ve Çiller’e sarılmak!

Demokrat Parti’de ilginç gelişmeler yaşanıyor. Partinin bazı il başkanları ve GİK üyeleri, DYP eski genel başkanı ve başbakanlardan Tansu Çiller’in partinin başına geçmesini, bir kısım eski bakan, milletvekili ise Süleyman Demirel’in siyasete dönmesini istiyor.


Tansu Çiller, ‘Bana ihtiyaç duyulduğunda görevden kaçmam’ demiş.


Süleyman Demirel, ne söyledi bilmiyorum. Muhtemelen, ‘nasihat’ etmiştir.


Türkiye’de sağda, orta sağda, solda bugüne kadar yüzlerce, binlerce siyasetçi yetişti, ANAP’tan, DYP’ye, CHP’ye, MHP’ye kadar değişik partilerde politika yaptı.


Bugün bu isimlerin büyük bir çoğunluğu açıkta, boşlukta, işinde gücünde, emekliliğinde!


Yarıdan fazlası 60 hatta 70 yaş üstünde!


Türkiye’nin gidişatı iyi değil!


Cumhuriyetin altı oyuluyor!


Kimileri, ülkenin yavaş yavaş din devletine doğru yol aldığını söylüyor.


Ülke’nin kaynakları yabancılara satılıyor.


Üretim durmuş. İthalat artmış. Borç tavana vurmuş!


Tüccar, esnaf, köylü, fabrikatör can çekişiyor!


Siyasi gerilim artmış. İnsanların büyük bölümü çaresiz!


Ve daha bir dizi olumsuzluklar.


Bu yazdıklarımıza belki kimileri itiraz edebilir.


Kim ne söylersen söylesin.


Bunlar ülkemizin bugünkü gerçeği!


Bu olumsuzlukların tamamının faturasını elbette bugünkü iktidara çıkarmıyoruz.


Bu faturanın büyük bölümü, bugün ‘gel başımıza geç’ diye kapıları çalınan eski politikacılarındır.


Bu ülkeyi, yıllardır iyi yönetseydiler, ne bugünkü iktidar işbaşına gelirde ne de bu sorunlar yaşanırdı.


O nedenle; Tansu Çiller’e, Süleyman Demirel’e sarılmak belki biraz abartılı olacak ama


‘Yılana sarılmak’ gibi bir şey!


Tansu Çiller ne yapacak?


Yıktığı gümrük duvarını yeniden mi örecek? Ülkeyi istila eden yabancıları mı kovacak?


Süleyman Demirel, törenle açtığı imam hatipleri mi kapatacak? Yıllardır partisinde barındırdığı tarikat ve cemaatçileri mi dışlayacak? Avrupa Birliğine, ABD’ye mi ‘rest’ çekecek!


Çoğu ülkede, büyük krizlerde eski deneyimli devlet adamları kurtarıcı diye göreve getirilir.


Getirildi de.


Türkiye’de de getirilebilir.


Ama, bu isimler Tansu Çiller, Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz olmamalı. Olmaz da!


Çünkü, hepsi bir değil birkaç kez gitti geldi. Ne kendileri değişti, ne de bir şey değiştirebildiler.


O nedenle, bizim görüşümüz o dur ki; Türkiye’nin, ülkeyi bugünlere getirenlere değil, Atatürk’ü rehber, Putin’i örnek alanlara, yenilere, gemileri yakacak olanlara ihtiyacı var?




Burak Yılmaz’ı Trabzon ne yapacak?


 


Trabzonspor, transferde yine İstanbul kulüplerinin dışladığı oyunculara yönelmiş.


Elli kere yazdık çizdik.


‘Trabzonspor, İstanbul kulüplerinin yolcu ettiği oyunculara talip olmamalı’ diye.


İstanbul’un üç kulübünün kadrosunda yer alan oyuncular, iyi olsalar, kulüpleri bırakmaz.


Galatasaray’dan Arda’yı, Fenerbahçe’den Lugano’yu alabiliyor musun?


Alamazsın. Çünkü, vermez. Verirse de dünyanın parasını ister.


Trabzonspor, Manisaspor’un santroforu Burak Yılmaz’a talipmiş!


Burak Yılmaz, ligde 8 gol atmış.


Senin beğenmediğin santroforun 14 gol atmış.


Burak Yılmaz, derman olsa idi Manisa’ya olurdu.


Holoskoların, Selçukların yanında 8 değil 38 gol atardı.


Kadir Özcan, ‘Burak Yılmaz’ı beğeniyorum’ demiş.


Merak ediyorum. Kadir, Burak’ın tipini mi yoksa futbolunu mu beğeniyor?


Burak Yılmaz Manisa’ya nereden gelmiş.


Beşiktaş’tan.


Yeterli ve iyi bir santrofor olsaydı Beşiktaş Burak’ı bırakır mıydı?


Sahada yürüyen Nobre’yi tuttu. Burak’ı bıraktı.


Birileri çıkıp, takas etti diyebilir.


İyi de, Nobre’yi neden takas etmedi de Burak’ı etti.


Burak Yılmaz’ın babası, kaleci antrenörü imiş. Yani teknik adam!


Bu devirde, vasat bir futbolcunun transfer yapabilmesi için futbol camiasında ağabeyleri, amcaları, dayıları olması gerekiyor.


Trabzonspor yönetimi sıradan oyunculara trilyonlar verene kadar, Zenith’den ayrılmak isteyen Fatih Tekke’yi geri alsın.


Buraklarla, Muratlarla Trabzonspor ayağa kalkmaz.


Bizden söylemesi!


 


Türkiye’de benzeri yok!


 


Türk Kızılay’ı Rize’nin Güneysu ilçesi Selamet köyünde, ‘Engelli Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’ kuruyor.


Kızılay Genel Başkanı Tekin Küçükali temel atma töreninde, ‘Türk Kızılay’ı ihtiyaç anında, ıstırap çekenlerin yanındadır. Burada yaptığımız engelli eğitim ve rehabilitasyon merkezi Türkiye’de bir ilk, Avrupa’da ve Ortadoğu’da benzeri yok’ demiş.


Rize’nin Güneysu ilçesi Selamet köyü!


Türkiye’de bunca il, ilçe, köy dururken, neden Güneysu ilçesi Selamet köyü!


Cevabı açık ve net!


Güneysu başbakan Erdoğan’ın ilçesi, Selamet köyü de herhalde köyüdür.


Kızılay Genel Başkanı Tekin Küçükali, işi biliyor.


Kendisini Kızılay Genel Başkanlığına getiren bir başbakan’ın ilçesine, köyüne yatırım yapmayacakta bizim Argalya’ya veya İyidere’ye mi yapacak?


Bu tür yatırımları eleştirmek aslında yanlış!


Ancak; yer, mekan olayı önemli.


Bizim yörede yılın neredeyse üçte ikisi bulutlu ve yağmurlu!


Gerçi, bu tür yerlerde tesis yapılmaz diye bir kural yok.


Yapılmasına yapılır da, bu tür yerlerdeki tesisleri nasıl ayakta tutacaksın.


Doktor gitmez, yardımcı hizmetli naz yapar! Eğitimci tayin ister!


Bu mekanların, merkezlerde veya yaylalarda yapılması daha iyi olmazmı?


Mesela Rize merkezde veya Ayder’de, Kaçkar eteklerinde yapılamaz mıydı?


Neyse, Türkiye’de benzeri olmayan bu güzel yatırımın bölgemize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyoruz.


 


137 kişinin parası buhar olmuş!


 


Trabzon da bir süre önce bir döviz bürosu kepenk indirmişti.


Döviz bürosu patronu ve müdüresi kayıplara karışmıştı.


Önceki gün, döviz bürosuna para veren bir vatandaş ile görüştük.


Son durumu sorduk.


-‘Paralar gitti. Neyi soruyorsun’


‘Kaç kişinin kaç parası gitti?’


-‘Geçenlerde, müdüre hanım Trabzon’a geldi. Bilgisayarındaki isimleri tek tek çıkardı.


137 kişinin alacağı var. Tahminime göre 15 trilyon lira civarında bir para’


‘İsimleri verdi mi?’


-‘Verdi, ama söyleyemem. Her görüşten arkadaş para vermiş. Kimi borç, kimi ödünç, kimi de..’


‘Sizde verdiniz mi?’


-‘Maalesef, hem de kepenk kapatmadan üç- beş gün önce. Mülk satmıştım. Sattığımı nereden öğrendiler, bilmiyorum. 10 günlük para lazım dediler. Vermez olaydım’


‘Döviz bürosunun patronunun Akçaabat Darıca’da oteli var. O otel satıldığında paranızın bir kısmını kurtarırsınız’


-‘Otel’in de bazı sorunları var. Bilmiyorum, zaman ne gösterecek’


‘Patron nerede?’


-‘Trabzon’da olmadığını biliyorum. İstanbul’da mı yurt dışında mı? Nerede olduğundan haberim yok’


‘Döviz bürosuna para kaptıranlar pek seslerini çıkartmıyorlar’


-‘Nasıl çıkartsınlar ki. İşin rezilliği var’


‘Paraları çek karşılığında mı verdiniz? Yoksa güvenerek mi?’


-‘Ne çeki kardeşim. Bilgisayara kayıtlı. Falancı şu kadar, filancı bu kadar verdi, diye. Bazı arkadaşlar belki, çek veya mülk karşılığında vermiş olabilir, bilmiyorum’


Döviz bürosunun patronunu yıllar öncesinden, Kavak meydan’dan tanırım. İyi bir arkadaşımızdı.


Para işi tehlikeli bir iş!


Sıfırdan çok büyük paralar kazanabilirsin. Sonra bir bakarsın ki, tepetakla oldun.


1980 ihtilali sonrasında Türkiye’de bir banker faciası yaşanmıştı.


Vatandaş, elindeki parayı bankerlere yatırıyordu. Faiz yüksek. Bir yılda neredeyse anaparayı kurtarıyorsun!


Parayı toplayan, onu satacak. Eğer satamazsa veya birileri müdahale ederse ayvayı yersin!


Bankerler peş peşe iflas bayrağını çekti.


Çoklarının parası buhar oldu uçtu gitti.


Türkiye’de son yıllarda çeyrek yüzyıl önceki olaylar tekrar ediyor gibi.


Borsa’da bunu net bir şekilde görüyoruz.


Ancak, bugünkü oyuncular yabancılar olduğu için, planlı hareket ediyorlar. Oyunu kurallarına göre oynuyorlar.


Para ile çok para kazanmak gerçekten rizikolu iş!


Arkadaşlara geçmiş olsun diyoruz.


 



 


 


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.