Rasim Efendioğlu

Rasim Efendioğlu

DEMOKRASİYİ ÖĞRENEMEDİK, TANIYAMADIK, YAŞAYAMIYORUZ

DEMOKRASİ EN SON, EN İYİ YÖNETİM BİÇİMİ ANCAK…

Halkın kendi kendini yönetimi, ne kral, ne padişah, ne diktatör… Halkın seçtikleri ile halkın yönetimi. İnsanlık çok aradı. En idealini bulmak istedi. Kişilerin, sınıfların egemenliğinden kurtulmak istedi. Çok kan akıtıldı, çok can verildi ve artık halk egemen oldu. İnsan en mükemmel yaratık. En onura layık yaratık. Onu diğer canlılardan üstün kılan aklı. Bu üstün güç kullanılınca dağlara bile takla attırabilir. Ancak bu gücü kullanması önemli. Kafasında bir top et. Buna işlenmiş bir güç. Büyük bir güç. Bunu kullanabilirse çok büyük bir güç ortaya çıkar. Kullanamazsa dolap beygiri olur, söz meclisten dışarı ava çıkarılır, papağan olur... Yani insan olmaktan çıkar. Sadece iki bacak üstünde yürümek, gözü kulağı olmak, insan gibi sesler çıkarmak insan olmak için yetmez. İnsanlık tarihine bakalım milyarlarca, trilyonlarca insan geldi bu cihana hep toprak oldu yok oldu bir liste çıkmaz adı kalanlardan. İşte gerçek insan olmak bu.

İnsana en yakışan yönetim biçimi demokrasi. Kimi demokrasiyi bir araç olarak görür, kimi baş üstünde taşınacak yücelmek için bir değer görür ve insan insan olma onuruna kavuşur. Ya da yazar adının başına, meclisine birçok kurumuna da ne olduğunu bilmez.

SEÇMEK VE SEÇİLMEK YETMEZ

Seçim varsa demokrasi var zannedilir. Oysa kimi kez diktatörler de seçim yapar, hem de çok yüksek oranda oy alır da halkın yönetimde hiç söz hakkı olmaz. Hatta bu sözde seçim yapılan ülkelerin adının başında CUMHURİYET vardır. Ancak halk kimi ne için seçtiğini bilmez. Ülke gerçekten Cumhuriyetle mi yönetildiğini bilmez. Demek ki seçim demokrasi getirmez. Siz seçimin önüne yüksek barajlar kor, demokratik olmayan parti yasaları seçim yasaları korsanız halk gelir o pusulaya bir damga basar, zarfa koyar sandığa atar bir de gülümser dalga geçercesine. “İşte attık sandığa ne olacak” dercesine.

Seçim demokrasinin bir aracıdır. Aracı tanımaz ne için kullanılacağını, nasıl kullanılacağını bilmezseniz ne işe yarar. Milyarlar harcanır boşuna. Sadece kaybedilen kağıda yazık. Seçimin diğer giderlerine yazık, Eski tas eski hamam olacaksa boşuna emek boşuna zahmet niye.

TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ

Mutlakıyetten meşrutiyete geçtik… Birincisi, ikincisi oldu, partiler kuruldu, seçimler yapıldı. Padişah izin verdiği sürece yürürlükte kaldı izin bitince kaldırıldı. Halk biliyor muydu nedir “Hürriyet” nedir “Meşrutiyet”. Sokaklarda halk, mitingiler, yürüyüşler... Hep bir ağızdan “YAŞASIN HÜRRİYET” nedir hürriyet. Meşrutiyet, seçim, meclis nedir, ne verecek? Yaşam nasıl değişecek? Bilen var mı? Başta padişah. Egemenlik paylaşılmış meclisle. Halkın haberi var mı? İstanbul’da, İzmir’de bir kaç büyük şehirde bir kitle duymuş da köylerde beldelerde haber ancak bir yıl sonra ulaşır kulaktan kulağa, yalan yanlışla. Gazete, kitap girince yaşama haber biraz daha hızla ulaştı vatana. Ne oldu hiç… Sonra “Savaş var, sıkıntı var, şimdi demokrasi zamanı değil” dendi ve girdik büyük savaşa.

Ülke bölündü parçalandı. Yine bir meclis vardı. Biraz daha duyarlı insanlar çıktı ülkenin durumunu gördü halkı uyarmak, uyandırmak istedi. Demokrasinin bir güneşi doğdu. Olağanüstü bir olay olarak. Bu ülkeyi halkın istenci, iradesi ancak kurtarır dedi ve uzattı kollarını Anadolu’ya, Anadolu halkına, Türk halkına. Belki tam bir seçim olmadı ancak halkın egemenliği yansıyordu yönetime. KUVAYİ MİLLİYEYİ AMİL VE MİLLİ İRADEYİ HAKİM KILMAK ESASTIR ilkesi egemen oldu. Bugünkü Türkçe ile “Milletin gücü ile milletin istenci egemen olacak” dendi. O güç günlerde halkın her kesiminden, temsilcilerden oluşan bir meclis toplandı. İşte gerçek cumhuriyet bu, gerçek demokrasi bu. Yok o baraj yok bu seçim yasası yok. Halkın temsilcileri toplandı ve büyük mucize bir kurtuluş savaşı verildi. Başta bu sistemi çok iyi bilen ve yaşamak yaşatmak isteyen olağanüstü bir insan tam adı ile Gazi Mustafa Kemal. Haklı olarak adını da koydu Türkiye Cumhuriyeti. Seçmekte, seçilmekte hata da olsa amaç belli. Kurucu diyor ki “Cumhuriyet bir erdem rejimidir” işte esas giz burada. Yoksa siz istediğinizce tam seçim yapın yasalar koyun, en parlak kişilerden aday gösterin işe yaramaz. Yoksa sizde ERDEM=FAZİLET o adlar o görkemli saraylar işe yaramaz.

Savaş bitti yüce meclis CUMHURİYET dedi ve uygar bir dünyanın kurumları ile yeni devlet oluştu. Halk cehaletten kurtarılacak, açlıktan kurtarılacak, herkesin aşı işi olacak dağlar, taşlar, ovalar değer kazanacak… İşte bu demokrasi.

100. YILA GİRİYORUZ HALA…

Geçen günlerde açıklandı dünyanın en mutlu ülkeleri. Finlandiya en baştaymış. 80 küsürüncü sıraya düştük. Ayıp değil mi. Dünyanın en elverişli ülkesinde en uygun topraklarında sekseninci sırada. Efendim buna kırklı yıllar sebep olmuş. Kör olmayan, sağır olmayan okusun dinlesin o yıllarda yapılanları ve 70 yılda olanları. 21. yüzyıla giriyoruz; hala yollarla, tünellerle övünüyor, o yollardan yürütecek bir araba yapamadık, ufuklarda bir uçak uçuramadık. Bir yiğit aradık araba yapacak, uçak yapacak hala bekliyoruz.

Evet, hala demokrasiyi öğrenemedik ve yaşayamıyoruz. Demokratik bir seçim yasası bile yapamıyoruz. En baştan parmak sallıyor yumruk gösteriyoruz ve egemenliği böyle kurmaya çalışıyoruz. “Ah bir padişahımız sağ olsa ya da bir padişah gelse başımıza geçse” diyenler var. Bu durumda nasıl gelecek DEMOKRASİ. Adına bile dayanamadığımız oluyor. Ağlayarak okuduğumuz İstiklal Marşımızın şimdilik bestesine takıldık. Biraz sonra güftesi de beğenilmeyecek. İstiklal Marşının güftesi elbette çok güzel bestesi de yüreklerimize işlemiş. Onun biçimi değil bizi etkileyen manevi varlığıdır bizi etkileyen. O bayrak o marş bir partinin bir siyasal görüşün değil. Öyle aklına esen değişir, karşı çıkar, kaldırır. Olmaz.

DEMOKRATİK ÜLKELER VE BİZ

Doğuyu bir kenara bırakın. Batıya bir bakın. Orada da partiler var. Orada da seçimler var. Parmak sallayan, yumruk sıkan var mı? Liberallerin programı belli, sosyal demokratların belli. Seçmen ona göre seçer seçilir. Öyle futbol kulübü gibi partiler tutulmaz. Partiler bir seçenek sunar halka. Halkı birleştirmek daha iyiye daha güzele varmaktır amaç. Halkı bölmek parçalamak değildir amaç. Bakın Almanya’da büyük koalisyon kurulmuş. İstikrar için ne barajlar yükseltilmiş ne partiler kapatılmış. İzleyin meclislerini. İsviçre Meclisi gündeminde hiçbir sorun olmadığı için oturumu kapatmıştı.

Bizde ne oluyor? Şimdi baştaki soruma siz yanıt bulun. Tanıdık mı demokrasiyi, bildik mi demokrasiyi ve yaşayabiliyor muyuz demokrasiyi. Sık sık seçim yapar, anayasa değiştiririz ancak gerçek demokrasiyi bir türlü yaşayamayız. Ey ahali siz rejiminize sahip çıkar tanır ve kurallarına göre kurar yaşarsanız mutlu olur, çocuklarınıza da daha güzel bir ülke bırakırsınız. Dokundurmayın ortak değerlerimize bayrağımıza, marşımıza ve tüm değerlerimize. Dileriz en kısa zamanda dünyaya örnek bir ülke oluruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.