DEPREMLER

Hemen her depremde olduğu gibi İzmir depreminden sonra da televizyonlarda yer bilimcileri izliyorsunuz...

Anlatılanlardan bir şeyler öğrenmeye çalışıyorsunuz...

Bilim insanları, aslında akademik alanda yaptıkları (yapmaları gereken) ve yalnızca bu işlerde ileri düzeyde uğraşanların anlayabileceği tartışmaları, halkın önünde yapıyorlar...

Dolayısıyla da hiçbir şey anlamıyorsunuz...

Zararı yok!

Ben de Jeoloji ((jeofizik) mühendisi olmama rağmen pek çoğunu anlamıyorum...

Her şeyden önce şurası bilinmelidir ki, tüm bilim dallarında bilinmeyenler bilinenlerden kat be kat fazladır…

Bilim adamlarının aydınlatamadığı alanlar, insanlara geniş bir istismar ve polemik alanı sunuyor…

Hele bir de ahlak yoksunu zır cahillerimiz var ki;depremleri içkiye, zinaya, namaza bağlıyorlar…

Meşrebine göre, salla sallayabildiğin kadar!

Nobel ödüllü Arap fizik bilgini Muhammed Abdüsselam,

“Günümüzde bazı insan topluluklarının  yağmur duasına çıktıklarını görüyoruz… Ancak bu insanlar güneşin batıdan doğması için dua etmeye tereddüt ederler…Bu durum astronomi biliminin  meteorolojiden daha ileride olmasının sonucudur…”

Depremler de öyle...

Daha açıklanmayı bekleyen bir yığın soru var!

Kesin olarak ispat edilmemekle birlikte depremler, " LevhaTektoniği" adı verilen bir kuramla açıklanmaya çalışılmaktadır...

Bu kurama göre kıtalar (levhalar), tıpkı su üzerinde yüzen cisimler gibi "manto" dediğimiz ve yaklaşık 30-40 km derinliğindeki yer katmanının üzerinde sürekli hareket halindedir...

Mantonun içinde yüksek sıcaklık ve basınç altında erimiş halde bulunan demir, magnezyum, nikel gibi elementlerden oluşan eriyiğe “magma” denir…

Magma, üstten yer kabuğunun, alttan da çekirdeğin sıkıştırmasıyla bulduğu çatlaklardan yeryüzüne çıkmaya çalışır. Volkanlardan püsküren lavlar tam da budur…

Kıtaların bu şekilde hareketleri jeodezik olarak ispatlanmış olmasına karşın, hareketi oluşturan enerjinin kaynağı hala daha bilim insanlarınca tartışma konusudur...

Depremlerin oluş zamanı, büyüklüğü belki de bu enerjinin kaynağının açıklanmasıyla bilinir hale gelebilecektir…  

Yine sözünü ettiğimiz kurama göre kıtaları(levha) hareket ettiren mekanizma, "okyanus ortası sırt" denilen ve magmanın kıtasal kabuğa göre daha ince olduğu okyanusal kabuğu eriterek yüzeye çıkmasından kaynaklanır. Çıkan malzeme kıtalara çarpar ve iteler,  bazen de kıtaların altına dalar…

Bu hareket 4.5 milyardır sürüyor, dünya var oldukça da sürmeye devam edecek…

Dünya üzerinde gördüğünüz her şey bu hareketliliğin sonucudur…

Dağlar, yaylalar, bitkiler, madenler, insanlar canlı ve cansız tüm alem…

Depremlerin çok büyük bölümünün Pasifik kıyılarında oluşu, Pasifik ortasındaki " okyanusal sırt"ın marifetidir..

Japon adaları gibi tüm ada yayları...

Hatta sıradağlar bile

Magmanın okyanus ortalarından yüzeye çıkışından kaynaklanır...

Şimdi Ülkemize, yani Anadolu levhasına dönebiliriz...

Jeodezi mühendisleri Anadolu'nun yılda 2.5 cm batıya doğru diagonal bir hareketle kaydığını tespit etmişlerdir...

Bu kayışın müsebbibi kesin olarak bilinmektedir: Arabistan levhası...

(Yani Avrupalılar bizi Maastrich kriterlerini öne sürüp aralarına almıyor ama;jeoloji kriterleri enindesonunda bizi Avrupa’ya sokacak…)

Arabistan levhası bizi batıya doğru iterken, mengeneyle yavaş yavaş sıkıştırılan bir masa düşününüz...

Masa nerelerden çatlayacak ve kırılacaktır?

Tabii ki en zayıf noktalarından...

Peki, Anadolu'daki zayıf noktalar nereler?

İşte zurnanın zırt dediği yer!

Zayıf noktalarımız "fay" hatlarımızdır...

En aktifi ve en bilinenleri, Kuzey Anadolu, Doğu Anadolu, Batı Anadolu ve Marmara fay hatlarıdır…

Yani geriye pek bir şey kalmamış gibi...

Anadolu'nun tümü diyebiliriz...

Kesin olarak söylemek mümkün değil ama, Marmara ve Ege yani Batı Anadolu fay hatları diğerlerine göre biraz daha "uysal" gibi...

Ukalalığa kaçmadan siz okuyucularıma özet bilgiler sunmaktı niyetim...

Bu şekilde konuşulanları daha iyi yorumlarsınız diye düşündüm...

Depremlerin, ne bulutların aldığı şekillerle, ne dolunayın rengiyle, ne de havaların ısınmasıyla ilgisi vardır…

Tıpkı zinayla, içkiyle, namazla olmadığı gibi…

 

“Gavur İzmir”

İzmirliler yardımlaşmanın, dayanışmanın, paylaşmanın kısacası insanlığın en güzel örneklerini verdiler...

Oteller kapılarını depremzedelere açtı…

Yazlıklar depremzedelere tahsis edildi

Lokantalar depremzedelere parasız çorba dağıttı

İzmir halkı yardım ekiplerine tencerelerle yemek taşıdı…

Kan isteyen hastaneler izdihamı görünce, “yeter artık gelmeyin” anonsu yapmak zorunda kaldılar…

Hepsinden önemlisi,

Yardımlar çalınıp, yağmalanmadı İzmir'de

Hiçbir esnaf fırsatçılık yapıp halkı kazıklamadı…

Kiralar da fırlamadı birden bire...

"Gavur İzmir" bu olsa gerek...

 

 

Burhan Kuzu…

Anayasa profesörü…

Üniversitelerin üniversite olduğu dönemde, bir türlü profesör olamamıştı…

O bunu kendi yetersizliğine değil de, 28 Şubatçılara yordu…

Kitaplar yazdı, konferanslar verdi…

AKP’den milletvekili olunca; yazdıklarını, söylediklerini unuttu…

2010 Referandumuyla yargı Fetö’ye teslim edilirken, operasyonun teorisyeni oydu…

AKP’ye hizmetleri bununla bitmedi;

Türkiye Cumhuriyetinin demokrasi liginde küme düşmesi ile sonuçlanan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçişin de mimarı oydu…

Hizmetlerinin karşılığı olarak, meclis başkanlığı bekledi birilerinden…

Bakanlığa da razıydı aslında…

Ama olmadı…

İkbalini İranlı uyuşturucu baronu Zindaşti’ye arka çıkmakta aradı…

O da olmadı..

Zindaşti onun sayesinde paçayı kurtardı da,

O kurtaramadı…

Ölmeseydi büyük ihtimalle ağır cezada yargılanacaktı…

Ölenin arkasından konuşulmaz…

Allah taksiratını affetsin…

Orhan Veli’nin dediği gibi:

Yazık oldu Süleyman Efendi’ye…

 

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum