DİLENCİ

Sen ve görevlerin var.
Depremle gelen haberler kalbimi üşüttü, canımı yaktı.
Yanlış ve doğru arasında ki tüm sınırlar zorlandı.

 Öyle ki, Kızılay depremden hemen sonra, halktan 10TL yardım istedi. 
Aklımda deli sorular.
Allah Allah ne oluyoruz? Hangi iklimdesin? Hangi ruh halindesin? 
İçimde azap misali beni yakıp kavuran bir ateş var.
Bu yanlışlar onarılabilir mi? 
Göçük altında ki insanların hayatta kalma mücadelesine karşılık “dilediğiniz kadar gönderin, gün dayanışma günü” sözleri  arasında ki  farkı anlayana insan diyoruz. Anlayamayana da seyirci diyoruz.  
Kızılay’ın bu  isteği bana Orhan Gencebay’ın Dilenci şarkısının sözlerini hatırlattı.
“Ağlamak çok zor
Ağlamamak çok zor
Ağlayamamak çok zor
Her gün seni kaderimden dileniyorum.”

Kızılay keşke ne para pul isteyip, ne de acımanı beklemeseydik.
Maalesef yine sınıfta kaldın. 
Neden mi?
Toplumu dilenci, devleti sadaka veren gibi gösterdin. Gerçi devletin vergilerle yaptırdığı  köprülerden para alması ne kadar dramsa.  Yine deprem için vatandaştan  toplanan milyar dolarlar karşısında, Kızılay’ın para istemesi de bir o kadar acıdır.
Kendi paranla yol yap, ama kullanmak için para öde sözünde ki abes misali, yine ödenen deprem vergisine karşılık Kızılay’ın istediği para da abes ve ayıptır. Hatta utançtır.
Yine anlatılmazın anlatılmazlığı ile karşı karşıyayız.
Hep yola çıkarken bize sadece tek yön bileti aldıranlar, yola çıktıklarımızın ne kadar yanlış adres olduğunu sorgulatıp duruyor, başımıza gelen tüm bu afetlerde.
Oysa vatandaş sıradan bir insanı anlatmaz. Etkisiz ve sokakta ki canlı değildir vatandaş.
İhmal edilmesi gereken ise hiç değildir.
Vatandaş hakları olan, özgürlükleri olan, güçlü olandır.
Vatandaş vergisini veren ve maaşları da ödeyendir.
Yani esas güç vatandaştır.

İnsanların evi yıkılmış, yakınları ölmüş. Enkazın altında kalmış ve canları yok olmuş.
Başımıza gelen her felaket bize “güven” denilen inanç ve itimadı sorgulatır durur.
Bir şehir sallandı, herkes birbirine sarıldı ama Kızılay para istedi.
Depremden çıkan sonuç şuydu. Kimi  espri yaptı, kimi yaptığı yardımın reklam ve şovunu yaptı, kimi siyaset yaptı. Kimi de seviyesizliğini yine konuşturdu. Ve dedi ki “ Maazallah bizde zinayı livatayı yasallaştırarak, Allah’ın helal kıldığı yaşta evliliği tecavüz sayarak, mutlu yuvaları bozarak gayretullaha dokunmayalım. Az kaldı”. 
Hayatın şah damarına kondurduğu yaşam, böyle kendini bilmezler tarafından hafife alınınca, konu adeta dört nala yalnızlaşıyor.
Bilançomuz içler acısı.
Yine zarardayız. 
Yine kaybettik.
Yine durum kötü.

Önümüzü daha iyi görmek şöyle dursun daha da karanlıklara gömüldük.  Nasıl gömülmeyelim ki bir tarafta Kızılay, diğer tarafta kendi fetvasını veren kendini bilmezler ve tabii bir sürü şovmen.
Bu bir insanlık dramıdır.
Artık ağlamalarımız bile ölçülü, çünkü daha çok ağlayacak gibiyiz.
Altınbaş apartmanının bize verdiği ders.
“Depreme bilimsel ve akılcı bir bilinçle hazırlıklı olmalıyız.”
Her yer deprem. Birçok kurum deprem.

 Geçmiş olsun Türkiye’m. ALLAH tekrarından korusun.

 


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.