DÜNÜ KENDİNCE BELİRSİZ GÖSTERME

      Çoklarının bilmediği ya da yeterince bilmediği yıllar, dönemler birilerinin at koşturduğu cirit alanlarına dönüştü son zamanlarda. Tarihe, yaşanmışlığa tanıklık etmek her zaman olası değil. Yaşarken kaçırdıklarımızın yanında bir de kolay unutan bir toplum olduğumuz dikkate alınırsa belleklere saldırı iyiden iyiye artmaya başladı. Başta siyaset olmak üzere birçok alanda getirisi yüksek, yaygın bir alan. Kimi tanıklıkları çok yönlü ve iyi çözümlemek artık zorunlu oldu. Yoksa “yarım yamalak bilgi”, “yaşanmışlık”, “tanıklık” iddialarıyla karşımıza, toplumun karşısına çıkan çok oluyor, olacak da. Zaman zaman sınırları zorlayan tutum ve söylemleriyle, yüzsüzlük ve ikiyüzlülükte çekilmez oldular artık!

       Yaşanmış, sınanmış olgu ve olaylar, farklı çevre, farklı koşul, farklı durum ve olanaklar içerisinde iyice ölçülüp biçilmeli,  değerlendirme ve çözümlemeler daha nesnel ve bilimsel ölçekte yapılmalı, daha sarsıcı biçimde topluma sunulmalı. Yeterince deneyim ve tarih dersi alamayan kişi ve toplumlar sarsılmakla kalmaz, giderek yok oluşa sürüklenirler diye toplumbilimciler boşuna söylememişler. Birçok yazılı yapıt –makaleler, öyküler, romanlar, bilimsel inceleme ve araştırmalar, anılar- , birçok atasözü ve özlü söz buna örnektir. Büyük siyasi kırılma ve ayrışmalara yol açan, toplumsal sarsıntılara yol açan olaylar ve dönemler aslında yeterince tartışılıp, irdelenip anlaşılmıştır –anlamak isteyenlere- diye düşünüyorum. Ancak bunlar üzerinde “patinaj” yapıp yeni gibi görünen yorumlarla karşımıza çıkan, çıkmaya çalışan kesim ve çevrelerin “siyasi ikbal” önceliklerini “çok bilmişlik” tavırlarını doğru bulmadığımı vurgulamalıyım. Tarihin bu gibi sayfalarına sık sık göndermede bulunarak “ego tatmini” yapanları da yadırgadığımı belirtmeliyim. Bunların öznel bir kaygısı, bir “siyasi rant” ya da “nemalanma” hesabı olabilir mi acaba?

      Çokbilmiş tavırları, “ben demiştim”, ” ben gördüm”, “ben yaşadım” tutumları, yukarıdan bakan, küçümseyen, hor gören, dahası aşağılayan bıyık altı gülümseyişleri ağa babalarına, şeyhlerine, ya da bir yerlere iletinin yanında büyük bir ahlaksızlık değil mi? 

      Yetmezmişçesine sosyal akışı, sosyal devinimi, kişilerin tutum, tavır ve söylemlerine bağlamak “at gözlüğü” takmaktan öteye bir değişikliğe yol açmaz,  hoşgörüyle de açıklanamaz. Bu, bakış açısını daraltarak, istenilene bakmak, istenileni görmek sığlığına bizi götürür, gerçeklerden uzaklaştırır. Ufkumuzun varsıllaşması bir yana giderek körelmesine yol açmaz mı? Geri kalmış çevre ve toplumların, diğer etkenler bir yana,  en büyük olumsuzluğu bu değil mi? Üzerinde durulması gereken öncelikli bir durum olduğunu düşünüyorum. Bizim toplumumuzu eğitim-kültür ve öğrenim boyutuyla fazlasıyla ilgilendiren bir öncelik. Birey olabilmenin, yurttaş olabilmenin, toplumsal ödev ve sorumlulukların ne olduğunu kavramanın, buna uygun davranış ve eylem üretip, takınmanın düzlemi bu olmalı bana göre. Bundan uzak ya da yoksun kalmak bizi karanlığa, dehlizlere, çıkmazlara sürüklüyor diye düşünüyorum.

          Birilerinin ağzına gözüne bakıp, söyleyip-yapacaklarına bel bağlamak yetişkin olanı, insan olanı da incitmez mi? İncinmek bir yana sorgulamadan benimsemek, olağanüstü, mükemmel saymak, “tapınası” görmek, kişiyi, giderek daha da tehlikeli olarak  “kulluk”a, “müridlik”e götürmez mi?

       ……

      Girişte belirtildiği gibi her şeye tanık olmak, her şeyi bilmek, aynı anda kavramak olanaksız. Kimimizin yaşı elvermez, kimilerinin ömrü yetmez. Algılayıp içselleştirme kişiden kişiye farklılık gösterebilir.  Yanlış anlama, eksik anlama ya da hiç anlayamama da sıklıkla görülen bir eksikliğimizdir. Sonuçta “mükemmel” değiliz, kabul etmesi birilerine zor gelse de. “Ancak kulaktan” dolma bilgilerle, taşıma suyla değirmen döndürmeye çalışmakla, sadece atın fotoğrafını görüp en iyi binici olduğunu iddiaya kalkıp ısrarcı olmakla, tarihi ve yakın geçmişi bulandırarak, kirleterek, çarpıtarak, tersyüz ederek saldırmak, eleştirmekten öteye hakaret edip yok saymak “demokrasi”, “özgürlük” gerekçesine sığınılabilecek bir tutum olamaz!  Yetkinliğin ölçütünü siz mi belirleyeceksiniz?  Bu yüreğimize-beynimize, kimliğimize, yetişkinliğimiz hakarettir! Bilime hakarettir! Kabul edilemez! Etmiyorum da!

                                                                                                -Yarınlar güzel olacak-

        

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.