Semi Hamzaçebi

Semi Hamzaçebi

DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ

5 Haziran Dünya Çevre Günü, Birleşmiş Milletler Örgütü’nün 1972’de İsveç’in başkenti Stockholm’de 133 ülkenin katılımıyla düzenlediği zirvede, 5 Haziran’ın “Dünya Çevre Günü” olmasını oybirliğiyle kabul etti. O tarihten bu yana çevre sorunlarına kamuoyunun dikkatini çekmek, halkın katılımını geliştirmek, politik ilgiyi arttırmak ve doğal varlıklarımıza sahip çıkmak amacıyla dünya genelinde çeşitli etkinliklerle çevre sorunları dile getiriliyor.

Küresel iklim değişikliği ve bunun sonuçları toplumları endişelendirmeye devam ediyor. Küresel iklim değişikliğinin ekosistem üzerindeki yıkıcı etkilerini her geçen gün daha fazla hissettiğimiz bu günlerde, ülkemizde de önemli sorunların yaşanacağının belirtilerini görmeye başladık. İklim değişikliği sonucu deniz suların ısınması, çevresel atıklarla kirletilen Marmara Denizi kıyılarıyla Marmara Denizi’ne dökülen dere ve nehir ağızlarında son aylarda görülen ve kıyı alanlarımızı kullanılmaz hale getiren “musilaj (deniz salyası) sorunu” ülkede gündemindeki yerini korumaya devam ediyor. Herhangi bir önlem alınmadığı durumda Marmara Denizi ve çevresindeki ekosistemi, canlı yaşamı, kıyı ve denizel alanlardaki kaynak ve varlıklarımızı tüketecek noktaya doğru hızla sürüklenmesine neden olacaktır.

Yine iklim değişimin 2‘inci önemli etkisi bu yıl ülkemizin farklı bölgelerinde görülen meteorolojik kuraklığın beraberinde tarımsal kuraklığa neden olması sonucunda, tarımsal üretim üzerinde olumsuz etkiler yaratmasının yanı sıra özellikle yeraltı su kaynaklarımız üzerindeki baskıyı da arttırmış görünüyor. Bugün ülkemizde kimi verilere göre 500 bin, kimi verilere göre 1 milyonu aşkın kaçak yeraltı suyu kuyusunun varlığı ve bunun sayısının her gün artması sonucu, Konya gibi kapalı havzalarda son 30-40 yıllık zaman dilimi içerisinde yeraltı suyu seviyesinin 50-60 m düşmesine neden olmuş, yine yeraltı su seviyesinin düşmesine bağlı olarak da yaşam alanlarımızı tehdit eden “obruk” oluşumu ve ovalarda meydana gelen “oturma ve çökme” türü afetlerin yaşanmasına neden olduğu görülmektedir. Önümüzdeki süreçte etkisini daha da artıracak bu olumsuz duruma karşı bugünden önlem alınması gerekmektedir.

Birçok ülkede, bir kez yok edildiğinde bir daha yerine konulması imkânsız jeolojik miras niteliğindeki öğeler korunarak gelecek nesillere aktarılırken, ülkemizde ise son yıllarda  Gümüşhane’deki Dipsiz Göl’ün define arayıcıları tarafından yok edilmesi, Erzurum-Narman’da jeopark niteliğindeki alanda betonarme bina yapılması, Erzurum-Tortum Şelalesi’nde peyzaj düzenlemesi adı altında doğal çevrenin tahrip edilmesi, Mersin Cennet-Cehennem Obruğu içine asansör yapılması, Dünya’nın sayılı jeoparkı olmaya aday Kapadokya’nın, Kapadokya Alan Yönetimi Kanunu ile imara ve talana açılması, Konya-Hadim-Çifteler Yerköprü Şelalesi’nin üzeri ve çevresinde yapılan peyzaj ve çevre düzenlemesiyle bazı tesis inşaatlarıyla tahrip edilmesi,  ülkemizin UNESCO’ya  kayıtlı tek jeoparkı olan Manisa Kula-Salihli Jeoparkı içine HES inşaatının yapılmaya başlanması, Antalya-Kepez’de yer alan Düden Çayı ve Düden Şelale’sinin kirletilerek tüketilmesi, Salda Gölü ve çevresinin millet bahçesi altında imara, talana ve ranta açılması gibi her gün bir başka kentimizdeki jeolojik varlığımız  ve çeşitliliğimiz  kent rantlarına kurban edilmeye devam ediyor.

Sonuç olarak, ekosistemin biri birinden ayrılmaz parçaları olan dağlar, vadiler, göller, nehirler, dereler, kıyı ve deniz alanları gibi jeoçeşitliliğimizi oluşturan jeolojik varlıklarımızla bu alanlar içinde veya üzerinde canlı yaşamının gelişip çeşitlenmesini sağlayan (biyoçeşitlilik) alanlarının insani faaliyetler sonucu kirletilmesi, yanlış madencilik, imar, inşaat vb. faaliyetlerle yok edilmesi, doğal çevremizi ve yaşam alanlarımızı tüketmeye devam ediyor.

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak,  günümüzde bazı bölgelerde ekolojik yıkım boyutuna varan, jeosfer, biyosfer ve atmosfer üzerinde önemli tahribatlara neden olan insani faaliyetlerin kamusal yarar  ve sürdürülebilir ihtiyaçlar çerçevesinde gerekli üretim planlaması  ile çevre politikaları geliştirilmeden bu felaketlerin önüne geçilmesi olanaklı olamayıp, bu konuda başta ülkemiz yöneticileri olmak üzere yerelden merkezi idareye, hatta küresel ölçekte politika ve eylem planlarının acilen hazırlanması ve hayata geçirilmesi gerekmektedir. Aksi durumda yerel, bölgesel veya küresel ölçekte ekolojik yıkımdan kaçınılması mümkün değildir. Odamız kamusal yarar çerçevesinde, yaşam alanlarımız ile biyo ve jeo- çeşitliliğimizin korunması yönündeki çabalarını yaptığı çok sayıdaki toplantı, panel, çalıştay, sempozyum ve yayınladığı raporlarla bu konudaki uyarıcı görevini yerine getirmeye devam edecektir. Güzel günler dileğiyle… (Kaynak: Jeoloji Müh. Odası)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.