DÜNYA ve OLİMPİYAT ŞAMPİYONU İLE SİGARA KAVGASI...!

DÜNYA ve OLİMPİYAT ŞAMPİYONU İLE SİGARA KAVGASI...!

Yavuz YURDAKADİM

   1984 Los Angles Olimpiyatları'na, başta Sovyetler Birliği ve yanında Bulgaristan katılmama kararı aldılar boykot etmişlerdi...  
Bu boykot da Naim Süleymanoğlu için baskı demekti, bir zulüm demekti...  
Zaten Naim Süleymanoğlu, dönemin Bulgaristan Devlet Başkanı Todor Jivkov'un, Türk kökenlilere yaptığı asimilasyon politikasından oldukça rahatsızdı.  

Kaçacaktı...     Ama nasıl? 
İşte bu olaylar olurken kendisini uzaktan takip eden birileri vardı... 
O birileri (isimsiz kahramanlar) dünde vardı, bugünde var yarında hep olacaklar.. 
 Süleymanoğlu, ülkesindeki Türk soydaşlarımıza yapılan bu baskılardan kurtulmak için, 1986 senesinde, katıldığı Avustralya Melbourne'de düzenlenen Dünya Halter Şampiyonası'nda bir anda ortadan kayboldu.  
Bu kaybolma hikayesinin gizli kalmış ve halen açıklanmamış bir çok yönü vardır... 
Ancak şu kadarını bilin yeter... 

DÜNYA ŞOKTA... 

turgut-ozal-in-turkiye-ye-getirdigi-cep-herkulu-10255102_2864_amp.jpgNaim'in ortadan kaybolmasının ardından başta Sovyetler Birliği spor kafilesi (KGB ajanları dahil) Bulgaristan devleti spor kafilesi ve gizli ajanları bir anda neye uğradıklarını şaşırdılar... Dünya spor otoriterlerinin gözlerinin üzerinde olduğu bir şampiyonun ortadan kaybolması dünya gündemine bomba gibi düşmüştü.  Naim'in iltica operasyonu da sadece bunlardan biriydi...  
KOCA YÜREKLİ UFAKCIK ADAM... 
Uçağın merdivenlerinden inen Naim yere ayak basar basmaz yere eğildi ve tam üç kere toprağı öptü... Biz (gazeteciler) birbirimizi eziyorduk o sahneyi ölümsüzleştirmek için... 
O sahne zulümden kurtuluşun hikayesi idi... 
ÖZAL'LARIN MANEVİ EVLADI... 

  Zaman içerisinde rahmetli tonton Başbakan Turgut Özal olmak üzere devletin üst makamları tarafından kabul edildi. Naim, devletin kollarındaki sıcaklığı damarlarında hissediyordu... Başbakan Turgut Özal kendisini bir baba, Semra Özal ise bir anne şevkati ile sarmalamıştı.Artık; Naim Süleymanoğlu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin milli sporcusu idi... 
BOLU ALADAĞ'DA KAMP... 

Naim Süleymanoğlu; Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü'ne ait olan milli takımların kampında özel olarak kamp yapmaya başlamıştı..Cep herkülüne devlet her türlü imkanı sunmuş özel ahçılar ve antrönerler kontrolünde antremanlara başlamıştı... Tercüman Gazetesi foto muhabiri olarak kendisini 7/24 takip ediyordum..Günlük Bolu'ya gidip geliyor ve antremanlarını izliyordum...  
EN TEPEDEKİ MÜDÜRÜMÜZ ATİLLA GÖKÇE... Yine o günlerden birinde gazetede masamda otururken telefon çaldı..Sekreter telefonu bağlarken ''Yavuz, Atilla abi seni arıyor telefona bakar mısın'' diyerek seslendi..Kendi kendime Atilla abi (Gökçe) beni niye arıyor ki acaba diyerek telefonu açtım.Hattın öbür ucundaki Tercüman Gazetesi'nin Spor Müdürü Atilla Gökçe vardı...  Yani gazetenin spor servisinin en tepesindeki kişi... 

Ankara spor servisi müdürümüz ve spor camiasının duayenlerinden TRT spor servisinin kurucusu Arman Talay varken koskoca spor yazarı ve gazetenin spor müdürü Atilla Gökçe beni arıyordu... 
''Bunda bir iş vardı ya haydi hayırlısı'' dedim içimden ... 
O telefon konuşması hala kulaklarımda... 
Atilla abi bana ''oğlum Naim'in yanına gittiğinde bana onun sigara içerken bir kare fotoğrafını çekiyorsun ve gönderiyorsun tamam mı... Sana bir maaş ikramiye göndereceğim. Tamam mı'' dedi.. 
Bende hiç bir şey diyemedim ve ''tamam abi'' demekle yetinmiştim... 

ARMAN TALAY'ın BÜYÜKLÜĞÜ... 

s-c4ec214c87a89df84ee173d43d3087411feebb0c.jpgTelefon konuşması bitti bir anda Arman abiyle göz göze geldik.Bana eliyle işaret etti ''gel buraya'' dercesine.Yanına gittim... İşaret etti otur diye... 
''Ne dedi Atilla abin'' dedi... 

Bende konuşmamızı anlattım..''Naim'in sigara içerken bir kare fotoğrafını istiyor, bir maaş ikramiye verecek'' dedim... 

Gözlerime baktı ve ''ne yapacaksın çekecek misin?'' diye sordu... 

 

''Atilla abi istiyor çekeceğim'' dedim... 
Gözlerini gözlerime dikti ve bana ''çektin diyelim. Naim Seul'da kaldıramadı ve bu fotoğraf senin imzanla kullanıldı.. Ne olacak biliyor musun? Sen vatan haini olacaksın.. Millet demeyecek mi madem biliyordunuz Naim'in sigara kullandığını neden daha önceden haber vermediniz.''  ''Haydi kaldırdı rekor kırdı altın madalya aldı... Yine kullanacaklar sigaraya rağmen rekor kırdı diye.Sen yine vatan hainliğiyle suçlanacaksın... Hayır çekmeyeceksin...'' diyerek bana hayatım boyunca unutamayacağım bir ders vermişti rahmetli Arman abi... 
YOL BİR TÜRLÜ BİTMİYORDU... 
Ne yapacağımı şaşırmıştım... Bindik araba düştük Bolu'nun yoluna..O yol uzadıkça uzadı... Her kilometresi, her saniyesi sanki bir yıl gibi geliyordu bana..Gittiğimizde vakit öğleye yaklaşıyordu... Naim gece kalkmış antreman yapmış yatmış ve yeni uyanmıştı... 
(Gece ikide kalkar, salonun ışıklarını yaktırır ve sessizliğin ortasında tek başına saatlerce antreman yapardı) 
SİGARA KAVGASI... 

Tesisin önünde bir masada oturmuş kahvaltı yapıyordu Cep herkülü Naim Süleymanoğlu... Gittim yanına oturdum..O bir yandan kahvaltı yapıyor bir yandan da sohbet ediyorduk...  

Yemeğini yedi elini cebine attı sigara paketini ve çakmağı çıkardı içinden bir tane aldı tam yakacakken ''Naim şu sigarayı içmesen olmuyor mu? Bak ağır bir antrenman yapıyorsun, önümüzde yarışmalar var içme şunu... ''dedim... 

 Bu arada fotoğraf makinam elimde her an deklanşöre basıp çekmem sadece bir saniye... 
''Ben hem içerim hem rekor kırarım bana karışmayın'' dedi... 
''Naim... Güzel kardeşim bak seni ne kadar çok sevdiğimizi biliyorsun. Sigaralı fotoğrafını istiyorlar bugün ben çekmezsem yarın bir başkası gelir çeker bari bizim yanımızda içmesen'' dedim...  
Vay demez olaydım... 
Hiddetle ayağa bir kalktı, o küçücük adam gitti yerine koca bir arslan geldi sanırsınız... 
''çekemezsin, çekte göreyim seni, sen ne karışıyorsun benim sigarama '' dedi ve üzerime yürüdü... 
İki adım geriye çekildim, aklıma bin bir türlü şey geliyor...  

Vursan vurulmaz...  
5b0be9a5ae298b43d3267d70.jpgKaldırıp makinayı çeksem kesin kavga edeceğiz... 
Arman abinin söyledikleri, Atilla abinin konuştukları tek tek film karesi gibi gözlerimin önünden geçiyor... 
Bir ara koruması polis arkadaşla göz göze geldik...  
Polis arkadaşla daha öncesinden tanışıklığımız var...  
Bana bir taraftan sakin ol der gibi gözüyle işaret ederken diğer taraftan   
''tamam Naim çekmeyecek Yavuz abi..  
Bu kadar sinirlenme sadece seni uyardı, dikkatli ol diye''
aramıza girdi... Karşımdaki Naim Süleymanoğlu...  Dünya şampiyonu, olimpiyat şampiyonu..  Başbakanımız manevi evladı..  
Ülkemizin, milletimizin gözünün içine baktığı adam... 
Milyonları televizyon başında ağlatan bir şampiyon...  
Milyarlarca müslümanın ezilmişliğinin ayağa kalkışının ete kemiğe bürünmüş hali... 
Esenboğa Havalimanında yeri öperken gözyaşları içinde fotoğrafını çektiğim adam... 
Sustum... 

  O, hem sigarasını içti hem kendi kendine söylendi daha sonra kalktı antreman salonuna doğru gitti... Arkasından bende girdim salona... Soyundu antreman yapacağı ağırlıkların başına geçti ama çaktırmadan uzaktan birbirimizi göz ucuyla takip ediyoruz... Halter barının bir tarafına 50 kğ olacak şekilde ağırlıkları taktı, diğer tarafa da aynı ağırlığı taktı... Kendi kendime ''ne yapıyor lan bu manyak'' dedim..  ''Yirmi kilogram barın ağırlığı ile beraber 120 kiloyla ısınmaya başlıyor bu delirdi herhalde'' diye kendi kendime hem düşünüyor hem de kendisini sakatlayacak diye hayıflanıyorum... 

İçim gidiyor ama elden hiç bir şey gelmiyor...O ise hiç oralı bile değil...  

Geldi... Sanki ufak bir çocuk gibi oyuncakları ile oynarcasına hareket ediyordu... 

 

O meşhur üfleme hareketini yaptıktan sonra tam iki kez kaldırdı halteri... 

 

Bana doğru ''çeksene fotoğrafımı baksana bu bile rekor'' diyerek seslendi... 

İÇİNDE KİN YOKTU... 

s-a04e221deba13ea5efe96088ec673c45279452a7.jpgYanına gittim ''oğlum sen manyaksın, ne diyeyim sana.  
Tamam Naim bundan sonra sana hiç laf yok''
dedim... 
Gülüştük... 
İşte benimle Naim Süleymanoğlu'nın arasındaki bu sigara kavgası böyle başladı ve böyle bitti... 
Çok seviyordum bu küçük dev adamı... 
O bir kahramandı... 
Onu Türkiye'ye kaçış macerasında kendisine yol arkadaşlığı yapan isimsiz kahramanların gurur duyduğu adamdı...  
Seulde kendi ağırlığının üç katını kaldırarak kendisine ait olan rekorları peş peşe kırdı... 

Bulgar mezaliminin kendisinde yarattı o hırsla dünyanın gözünün önünde halterle oyuncak gibi oynadı..Dünyadaki bütün müslümanlar, Türkiye'deki milyonlarca insan televizyonları başında gözyaşları içinde havalara zıplıyordu... 

 Bayrağımızdaki hilal ve ay İstiklal Marşının ''Korkma...'' diye başlayan nidalarının arasındaki o ses   

  Seul'deki olimpiyat salonun duvarlarından çıldırmışcasına fırlamış ve Amerika'dan, Asya'dan, Avrupa'dan, Afrika'dan yedi düvelin var olduğu her yerden haykırıyordu... 

YÜREĞİMDEKİ BENİ AĞLATAN SIR... 

s-020.jpgGözyaşları içinde izledim televizyondan o anları... 

İşte o zaman içimden kendi kendime  

''Naim ben senin sigara içtiğinden değil yakalandığın ince hastalığından'' korktum yiğidim dedim... 

O bilmiyordu yakalandığı hastalıktan benim haberimin olduğunu.. 
Seul'e gitmeden önce haberim olmuştu hastalığından...  

Herkesten sır gibi saklanıyordu bu hastalığı... 
Gizli Sarılık hastalığına yakalanmıştı Naim... 
Konuyu rahmetli Tonton Başbakan Özal'a anlattılar...  
Koskoca Türkiye'de Naim'in yakalandığı bu hastalığı bilenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu... 
İran'dan bir doktor getirdiler...  

11_b-001.jpgKendisine ilaçlar hazırlandı.. İtina ile bakımları yapıldı.. Bir korku, bir endişe vardı kalplerde... 
Bu konuyu bilenlere tek moral veren hep rahmetli Özal olmuştu.. 

Hasta gitmişti Seul'e Naim...  

Biz korkuyorduk ama o inançlı idi....  
Kimselere bahsetmedim. Bahsedemedim...  

Ne Arman Talay abime, ne Atilla Gökçe müdürüme.. 
Evde eşime bile söyleyemedim.. Oda çok seviyordu Naim'i.. 

Söylesem üzülecekti, ağlayacaktı biliyorum... 

Naim; sanki kendi çocuğumuz gibiydi hanemizde... 

 

Bütün Türkiye kendi evinin ehlalinden biri gibi görüyordu Naim'i.. 

Öğrenseydi millet Naim'in hasta olduğunu sokaklara dökülecekti... 

 

Duysaydı başka gazeteci arkadaş, hemen yaparlardı bu haberi... 

 

O sır kalacaktı bizim aramızda...  

Çünkü Naim'in rakipleri vardı karşısında... 

Çünkü Türkiye'nin itibarı söz konusu idi... 

Çünkü Naim bir zülmün haykıran sesiydi... 

Naim Türkiye'ye iltica etmeden önce yakalanmıştı bu hastalığa... 

Yeterli beslenememişti Naim Bulgaristan'da...  

Yeterli gıda alamamıştı Cep Herkülü... 

 

Bu sırrı bilen bir kaç kişi kaldık şimdi dünyada... 

İlk defa burada kaleme aldım... 

Sonra mı... Sonrasını biliyorsunuz... 

Sadece Seul'de koparma ve silkmede 6 dünya, 9 olimpiyat rekoru kırmıştı.  

Tam 342.5 kilo kaldırarak altın madalya aldı... 
Dünyanın en tepesine defalarca dikti Ay Yıldızlı Bayrağımızı... 

Mekanın Cennet olsun Naim...  

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.