Gürsel Özgür

Gürsel Özgür

DUR YOLCU!

Yayılmacı politikayı alışkanlık haline getiren İtilaf Devletleri’nin deniz harekâtı 19 Şubat 1915'te başladı. 19’uncu Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, Eceabat’a ulaştığında Boğaz’da savaş sürüyordu. 13 Mart 1915'e kadar düşman gemileri tabyaları top ateşine tuttu. Ancak, boğazları kolayca geçebileceklerine inanan düşmanın, kararlı ve dirençli bir karşılık bulmaları bu işin o kadar da kolay olmadığını gösteriyordu.
18 Mart 1915 Perşembe günü bu sefer 16 savaş gemilik donanma Çanakkale'yi geçmeye kalkar,  ancak her gemi Nusret mayın gemisinin boğazın Asya tarafına yerleştirdiği deniz mayınları tarafından hasar almıştır. 
Çanakkale Geçilmez sözü sanki kafalarına kazınmış Türk askeri karşısında işgal güçleri 18 Mart 1915 akşamı savaş gücünün üçte birini kaybetmiş ve denizden geçişin mümkün olamayacağı anlaşılmıştı.
Düvel-i Muazzama’yı canı ve kanı pahasına durduran Türk askeri, tarihe ismini şanla yazdıracak ve nice destansı öykülere imza atacaktır. Örneğin, 220 kg’lık top mermisini tek başına sırtlayan Balıkesirli Seyit Onbaşı’nın (Çabuk) vatan sevgisiyle imkânsızı başarmasıdır.  Seyit Onbaşı top mermilerini sırtlayarak vinci bozuk olan top kundağına yerleştirir ve yapılan üçüncü atışla İngiliz zırhlısı batırılır.
Seyit Onbaşı’dan savaşın sonunda mermiyle fotoğraf çektirmesi istenirse de top mermisini kaldıramaz ve ‘’Yine savaş çıksın yine kaldırırım’’ der. 
Deniz zaferi sonrasında uslanmayan işgalciler ile 25 Nisan 1915 sabahı tarihin akışını değiştiren Çanakkale Kara Savaşları başlar. Bu sefer de Arıburnu, Anafartalar, Conkbayırı zaferleri sonrası yenilen düşman kuvvetleri çaresizce defolur ve “Çanakkale Geçilmez'' sloganı tüm dünyaya yayılır.
 Çanakkale Savaşı Türk milletinin Balkan Savaşı mahcubiyeti sonrası orduya ve kendine güvenini arttırırken, komutanlıktan liderliğe doğru bir dönüşüm başlar Mustafa Kemal adına…
Çanakkale Zaferi topyekûn mücadelenin sonucudur. Bursa, Edirne, Kastamonu, Ankara, Kayseri, Konya, İzmir, Balıkesir, Tokat, Trabzon, Bilecik, Bolu, Kütahya, Denizli gibi lise öğrencilerinin pek çoğunun savaşa katıldıkları ve büyük ekseriyetinin geri dönmeyi başaramadıkları kaynaklarda genel bilgi olarak yer almaktadır.
Yoklama kâğıtlarına “Geri Dönemediler” diye yazılan Trabzon Lisesi öğrencileri de 1365 km’lik bir uzaklıktan Çanakkale Savaşı’na tereddüt etmeden katılacak ve lise, üç dönem mezun veremeyecekti. Hayatının baharındaki vatansever genç çocuklar gözlerini kırpmadan merminin üzerine uçarcasına gitmekten korkmamışlardı.
34 yaşındaki genç komutan Mustafa Kemal’in 9 ay 13 gün kaldığı kanlı savaş meydanında 250 bine yakın kaybımız olurken, binlerce askerin yanı sıra yitirdiğimiz Harbiyeli, Mülkiyeli, Tıbbiyeli veya Sultanili (GS Lisesi) Türk ocaklarında yetişmiş aydının eksikliği hep hissedilecektir.
Çanakkale muharebeleri süresince Türk askerinin sergilediği dürüstlük, yardımseverlik, cesaret, saygı, sevgi ve şefkat gibi insani özellikleri düşmanları arasında bile takdir edilmesini sağlamıştır. Yaralı ANZAK (Avustralya ve Yeni Zelanda kolordusu) askerleriyle karşılıklı olarak su alınıp verilmesi, yaraların sarılması gibi davranışlar, savaşanlar arasındaki ahlaki ve insani duyguları anlatması açısından dünyaya örnek olmuştur. İşte bu yardımlaşma görüntülerini yaşayan ve acıyı içselleştiren Mustafa Kemal 1934’te Avustralyalı ve Yeni Zelandalı annelere duygusal bir mektup gönderir:
“Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlâtlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır.”
Şu ulvi ruh haline bakın, düşman askerlerini kendi çocukları gibi sahiplenmek ve o annelerin acılarına ortak olabilmek… Zaten asker olmasına rağmen savaşa karşıydı. Nitekim 1923'te Adana'da, “Zorunlu olmadıkça savaş bir cinayettir,’’ diyecekti.
Tüm olumsuzluklara rağmen tarihi zafere imza atan Türk askerini, Beşinci Ordu Komutanı olarak Çanakkale Harekâtı’nı idare eden Alman Mareşal Liman von Sanders şu duygularla anlatır:
‘’Türkler, dünyanın en kudretli donanma ve ordularını dövmüşlerdir. Çelikten, manevi kudretten, vatan aşkından bir insan yapısı ne demektir? Bu sualin cevabı, işte şu gösterişsiz, mütevekkil (yazgıya boyun eğmiş) ve sessiz Anadolu çocuğunun kendisiydi. Çoğu yarı çıplak, çoğu yarı açtılar. Haftada bir öğün kemikli bir parça et verilebiliyordu. Nebat yağında haşlanmış bir buğday kırığı yiyorlar, sıhhi vasıflardan mahrum su içiyorlar. Taş üzerinde yatıyorlar, güneşe, fırtınalara, soğuğa, yağmura karşı korunmamış siperlerde çamur ve toz içinde günler geçiriyorlar, fakat dünyanın bütün vasıta ve imkânlarına sahip düşmanlarını buldukları zaman aslanlar gibi dövüşüyorlardı. Bu ne gösterişsiz bir yurt sevgisiydi. Ölüme gülerek giden başka bir millet yoktur.’’
Devlet Nişanı, Cumhuriyet Nişanı, Liyakat Nişanı'nda bulunan Atatürk kabartması, 15 Aralık 2013’te yönetmelikte yapılan değişiklikle kaldırılmış ve değişikliğin iptali için Danıştay'a dava açılmıştı. Danıştay nişanlarda Atatürk kabartmasının kullanılmasını öngörmüştü. Ama Atatürk’ü kaldırmaya kararlı olan Cumhurbaşkanlığı karara itiraz edip temyize gitmişti.
2019’da Danıştay 10’uncu Daire’nin kararını yerinde buldu. Şimdi ise yine başa dönüldü. Mahkeme kararıyla madalyalara konulan Atatürk kabartması, yine mahkeme kararıyla kaldırılmış oldu.
Eloğlu Liman von Sanders’ın düşünceleri ve bizim mahkemenin kararı?
Atatürk; milletine adanmışlığı, çağdaşlığı, dürüstlüğü, yeteneği, vatan sevgisini, insani değerleri, sevk ve idare yeteneğini, haksızlığa karşı durmayı temsil ediyor. Danıştay neyi temsil ediyor, hukuku mu, siyaseti mi? Mukayese bile etmem. 
2017’de bir gün Gelibolu Yarımadası’ndaki Kocadere mevkiinden saat: 05.00’te kırık buğday çorbası içtikten sonra 57’nci Alay’ın yürüdüğü yoldan yürüdüm, huşu içinde, gururla, minnetle ve kahraman vatan evlatlarının çoğunun şehit olduklarını düşünerek, Mehmetçiklerden biriymişim hissiyatıyla ve Mustafa Kemal’in ‘’ Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum’’ emrini verdiğini hayal ederek…

‘’Dur Yolcu! Bilmeden gelip bastığın, 
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir. 
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın, 
Bir vatan kalbinin attığı yerdir!’’

Nişanlardan Atatürk kabartmasını kaldırsan ne olur, kaldırmasan ne olur, yüreğin yetiyorsa gönüllerdeki sevgiyi kaldır!
Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.