29.06.2022, 09:32

Duygu ve Düşüncede/Davranışta Uyum

“Kendinle barışık olmak” sık kullandığımız bir söz öbeği. Yazarken kaleminle, konuşurken dilinle/sözünle… Aslında “duygu ve düşüncelerinle barışık olmak” daha doğru gibi geliyor bana. Yalnızlığımızda taşıdığımız, bulunduğumuz/bulunacağımız kalabalıkta, toplulukta söylemek için can attığımız birçok duygu ve düşünce… Öte yandan zorluk ve sıkıntı yaratacak koşullarda dillendirmekten sakındığımız… Aslında bizim olan ama çekince koyduklarımız…

Duygularımızın, düşüncelerimizin büyük bir bölümünü, siyasal kaygılardan, önermelerden, savlardan, etik/kültürel değerlendirmelerden ve örgütlenmelerden bağımsız, “ideolojilerin dışında” söylemek, paylaşmak olası değil mi? Örneğin “sevgi” yi dillendiren biçeminizi –üslubunuzu- , vücut dilinizi, dahası özgün yaratıcılığınızı kime-neye göre ve niçin biçimleme/belirleme kaygısı taşıyasınız ki? Duygu enginliğinizin yüceliğini yansıtmakta, dillendirmekte ya da göstermekte neden sizden daha önce birileri –eş-dost, konu-komşu, çevre vb.- belirleyici olsun ki?

Yaşamın bütünlüğü içerisinde “ama”, “fakat”, “lakin”, “şimdi sırası değil”, “yeri mi yani!” gibi çekincelerle özdenetim -otokontrol – e düşüldüğü durumlar yaygınlaştı. Yine bulunduğumuz ortamın sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik, siyasal yapısı/önyargıları, genel anlamda sansür ve yanı başında duran bezdiri –mobbing- bir başka çile. Burada salt siyasal “doğru” ve “yanlış”ları savunmak ya da eleştirmek katılığından, kayıtsız kalıp “ketum” davranmak, sessizliğe bürünmek tavrından söz etmiyorum. Ancak bunun da çok yaygın bir “oportünist” tutum olduğu sırası gelmişken vurgulamalıdır diye düşünüyorum. Tutulan mikrofonun/kameranın kitlesi, bulunulan ortamın siyasal görünümü, sosyal psikoloji, “güç” dağılımı vb. etkenler, özgün düşüncelerin, duyguların, ideolojilerin köşelerini aşındırıp yıpratmaz mı? Daha ortada görünme, “yansız”, “özgün” ve “bağımsız” “takılma” durumu, genelde “muhalif” olma, sorumluluk almama rahatlığı bir kolaycılık mı? Yoksa kaçışın ta kendisi mi acaba? Daha ılımlı söylemle biraz da yaşama ilişkin genel ilkelerimizin, “özgür” doğamızın, örgütsel ve siyasal yapılardaki disipline-iç hiyerarşiye sığmayışından kaynaklı bir çelişki denilebilir mi? Daha da “hafifletici” bir gerekçe bulamıyorum!

Sadece siyasal yapı, dernekler, değişik örgütlenmelerle sınırlı olmayan, bütünüyle sosyal yaşamı biçimleyen bir sığlık. Bir yapaylık, samimiyetsizlik. İkiyüzlülüğe varan bir hadsizlik… İyilik timsali görünüm, gülücük dağıtan duygudan yoksun vitrinler ve mankenler… Sevgiyi, saygıyı, aşkı, bütünüyle güzel değerleri sömüren ve gittikçe çoğalan bir çürüme, bir yozluk; “insan”a ihanete varan. Bütün bunlar insan yapısını biçimleyen arka plandaki ideolojinin dışa vurumu, davranışa dönüşmesi olabilir mi?

Bu savın anti tezi de aslında bir yaşamsal tavır/tutum, bir ideoloji bana göre. Korunması, geliştirilip yaşatılması gereken… Çok da insancıl/insansı bir duygu ve düşünce yumağı… Ulusal ve evrenselin bütünlediği insan ve tüm canlıları, doğayı kapsayan bir yaklaşım; ütopya olsa da has bahçenin,“cennet”in ta kendisi.

Geçmişte, özellikle feodal çevrelerde “gelenek”, “görenek”, “saygı” diye “sevgi”yi bütünüyle yaşayamayıp “ayıp”, “günah” gibi çekinceleri öne çıkaran anlayış izlerini “çağdaş” biçimde koruyor, sürdürüyor. Toplumsal bozulmanın vardığı boyut özgün beyinleri ve yürekleri acıtmaktan öteye yakmakta, eritmekte artık. Kahredici örnekler çoğaldıkça ütopyalar daralmakta. Giderek sadece ayaklarının ucunu görebilen, kafası düşük, ufku dar, uzağı göremeyen, “bireyler”, tepenin öte yakasından habersiz yığınlar ve bunlara öncülük ettiğini sanan “kurtuluş reçetecileri”.

Söz ve eylemiyle, davranışıyla uyumlu olmanın, bunu kalemine de yansıtmanın gerekli olduğu çoklarının kabul ettiği bir ilkedir. Söylemde benimsenen bu ilke uygulamada kolay sürdürülemez oldu. Yaşamın çok yönlü etkileri, kimi koşullar, “atmosfer” ve “iklim” değişiklikleri, öncelikleri, amaçları ve birçok ilkeyi de zedelese de sorun başka bir yerde galiba.

Evrile evrile dönüşen, ilkeleri unutan, duygu ve düşünce değişimi yaşadığını, değişime ayak uydurduğunu kendine gerekçe yapanlar, beynini kiraya vermeyeceğini ısrarla söyleyip, “yağdanlığın”, “kalemşörlüğün”, “yardakçılığın” zirvelerinde dolaşıp duygu ve düşünce özgünlüğünden biraz da özgürlüğünden söz edenler sözüm size! Ya kaleminizle barışık olun ya da duygu ve düşüncelerinizle. Çekilin, duygu ve düşünceleriyle, davranış ve eylemleriyle, sözleri ve yazdıklarıyla uyumlu, güzellikler peşinde koşanların önünden! Çekilin yüce insanlık ülküsünün önünden! Çekilin orta yerden!

-Yarınlar güzel olacak-

Yorumlar (2)
Günay Asım Yolsal 1 ay önce
Bu çürümüşlükte tahlil yapmakta zor,düşünce üretmek te.
Bu verili durumun değişmesi kolay olmayacak.
Günay Asım Yolsal 1 ay önce
Bu çürümüşlükte tahlil yapmakta zor,düşünce üretmek te.
Bu verili durumun değişmesi kolay olmayacak.