04.08.2022, 13:53

En Doğru Hamleyi Yapmak

Temmuz ayı NBA için her zaman kritik aylardan biri olmuştur. Genellikle ayın ilk gününde başlayan serbest oyuncu piyasası dönemi yani “free agency” döneminde bütün takımlar için güç dinamikleri radikal bir şekilde değişebilmektedir. Bu dönemin tam olarak ne olduğunu kısaca açıklamak gerekirse, takımıyla sözleşmesi biten oyuncular serbest oyuncu statüsüne girer ve dolayısıyla kendi geleceklerini belirlerken bir takıma bağlı kalmak zorunda değildirler yani istedikleri herhangi bir takımla görüşüp anlaşma sağlayabilirler. Zaten genellikle Kevin Durant, LeBron James gibi megasatar oyuncuların kariyer geçmişine baktığımız zaman hep serbest oyuncu dönemindeyken takım değiştirdiklerini görürüz. Bu dönem içerisinde takımlar aynı zamanla takas yoluyla da oyuncuları kadrosuna katıp, gönderebilir.

Oyuncular açısından bu durumun free agency’e göre temel farkı ise geleceklerini sadece mensubu oldukları franchise’ın belirleyebiliyor olması yani ironik bir şekilde yeni sezona Los Angeles’taki takımınızda keyifle hazırlanırken kendinizi bir anda Detroit gibi yaşamak istemeyeceğini bir şehre takaslanmış bulabilirsiniz. Bu yaz ki free agency ve takas dönemini değerlendirmek gerekirse, yine her sene olduğu gibi heyecanlı ve zevkli geçtiğini söyleyebiliriz. Kim bilir belki de ben bu yazıyı yazdıktan sonra bile yeni çarpıcı hamleler yapılır. Beklenildiği üzere bu yazın artık dağılmasını beklediğimiz takımı olan Utah Jazz’de Rudy Gobert Minnesota Timberwolves’a takaslandı. Bu takas ilk başlarda artık playoff’ta başarı arayan Timberwolves için büyük bir artı olarak gözükse bile Gobert karşılığında çok fazla gelecek draft hakkı ve bench’lerindeki önemli oyuncuların bir kısmını verdiler. Bu durum elbette Jazz’e gelecek adına avantaj sağlarken Minnesota cephesi açısından da bir o kadar riskli bir durum teşkil etmekte.

Hele ki günümüz NBA’inde artık takımlar olabildiğince kısalmaya ve beş pozisyonu birden switch edebilen oyuncularla kadrosunu şekillendirmeye çalışırken Minnesota’nın bu hamlesi trendin biraz tersine aslında ve bu durumun olumlu sonuçlar doğuracağını pek sanmıyorum. Ayrıca Rudy Gobert’in ne kadar iyi bir savunmacı olursa olsun hücumda pota altında bitirmek dışında takımını büyük hedefe taşıyacak olan başka yeteneklere sahip olmaması Wolves adına biraz endişe verici. Yine de bu sezon son 18 yılda sadece ikinci defa Play-Off’a kalan ve D’Angelo Russel, Anthony Edwards, Karl Anthony Towns gibi bir çekirdeğe sahip olan takımın yıldız bir oyuncuyu kadrosuna katması biraz da gereklilikti. Minnesota açısından bu hamlenin olumlu taraflarına da bakacak olursak, Towns bu playoff’larda her maç gereksiz yere yaptığı absürt faullerle oyun dışı kaldı.

Özellikle de eğer sen bir takımın sembol ismi ve en önemli yıldızıysan en büyük sahnede böyle bir durum asla kabul edilemez. Towns’un bu kadar sık faul problemine girmesinin temel nedeni belki de pota altında rakiplerle fazla mücadele etmesi ve bunun sonucunda hem yorgunluktan hem sinirden normalde yapmayacağı faulleri yapması. Özellikle de hücumda dışarı çıkarak oynayan bir uzun oyuncunun savunmada bu kadar sorumluluk almaya çalışmasını bir nebze olsun minimize etmek için Gobert gibi NBA’de iki defa yılın en iyi savunmacısı seçilmiş bir oyuncuyu takıma katmak önemli bir hamle olabilir. Kısacası, Minnesota’nın bu hamlesi içinde riskleri de barındırmakla birlikte olumlu sonuçlar da verebilir.Önümüzdeki haftaki yazımda ise Utah Jazz’in bir başka süperstarı Donavan Mitchell için planlanan takas yarışından, diğer takımların yaptığı hamlelerden ve bunlardan ne çıkarmamız gerektiği gibi konulardan bahsedeceğim.

Aynı zamanda takımından mutsuz olan ve takasını isteyen oyuncular ve sözleşmesini yenileyen oyunculardan da bahsedeceğim. Yazımı bitirmeden önce bahsetmek istediğim son bir konu daha var; geçtiğimiz günlerde efsanevi basketbol figürü ve ikonu Bill Russell 88 yaşında aramızdan ayrıldı. Celtics efsanesinin baş mimarı olan, 1959- 1967 yılları arasında üst üste kazandığı 8 şampiyonlukla inanılması güç bir rekora imza atan ve oynadığı dönemdeki ilk siyahi yıldız basketbolcu olarak öne çıkan Russell’ın başarıların ve prestiji sadece bununla da bitmiyordu. 1967 sezonunda oyuncu- koç görevine geldiğinde NBA tarihin ilk siyahi koçu olan ve kariyerini 11 şampiyonluk kazanarak tamamlayan ve Yüzüklerin Efendisi lakabına sahip olan Bill Russell hiç şüphesiz tarihin en iyi oyuncularından biri olarak hatırlanacak.

Aynı zamanda 60’lı yıllarda, ABD’de ırkçılık sorununun bu kadar yaygın bir sorun olduğu dönemlerde, siyahilerin sesi olmuş ve topluma öncelik etmiştir. Martin Luther King ile yürüyüşlere katılan, Muhammed Ali ile işbirliği yapan Russell, hem toplumda hem de NBA’de gelecek nesillerdeki siyahilerin önünü açıp onlara rol model oldu yani Bill Russell bir basketbolcudan çok daha fazlasıydı. Rekorları belki de asla kırılamayacak ve hiçbir zaman unutulmayacak, mirası hep yaşatılacak. Tüm okuyucularıma teşekkür ederim, gönderdiğiniz olumlu yöndeki yorumlar beni çok mutlu ediyor ve motivasyon veriyor. Sağlıklı ve mutlu kalın.

Yorumlar (2)
Reis 3 gün önce
Gene harika ve mükemmel bir yazı. Bir solukta okudum. Teşekkürler
feyyaz ataman 3 gün önce
keyifle okudum çok iyi bilgiler