Mehmet Nuri Sunguroğlu

Mehmet Nuri Sunguroğlu

Erzurum sonrası Kars yollarında: Köprüköy

ALMAN SEYYAH PROF.DR. KOCH İLE KUZEY DOĞU ANADOLU (1843-44)
 
   Sınırsız pislik içinde olan bu evleri yapanlar sanki kendileri için değil de binlerce haşarı böcekler için yapmışlar. Geniş alanların iç kısımlarında hayvanların çok daha huzur içinde yaşadıkları söylenebilir.

 
                       ****
 
   Ev adını hak etmeyen dolambaç düzenindeki bir mağarada konaklamak zorundaydık ve gözlerimizi kapamadan sabahın olmasını dört gözle bekledik.
Köyde bir kaza olmuştu ve beni çağırdılar.
Attan düşen bir delikanlıyı baygın vaziyette eve taşımışlardı. Kısa zamanda bir hayvan keserek derisini yüzmüş ve hastayı onunla kundak yapar gibi sarmışlardı. Aradan fazla geçmeden hasta öyle bir ter atmaya başladı ki, sanki bedeninden su akıyordu. Bu bilinmeyen tedavi şeklini daha önce de duymuştum, şimdi ise yerinde görmek imkânım oldu ve sonraki sabah delikanlının hiçbir şeyi kalmamıştı, sapasağlam dolaşıyordu.
                       ***
 
  e58d8aa4-5db8-4c1e-98b5-81b0f57f9ebc.jpg Sizlere hayvan gübresi piramitlerinden, yakıt ihtiyacını karşılamak için yapılan tezeklerden söz ettim, sanırım konu hakkında bilgi vermenin zamanıdır.
İnsanlar zorunlu oldukları için ihtiyaçlarını karşılamak nedeniyle bu gibi konulara başvurdukları bilinen bir gerçektir. Önce büyük bir gayretle hayvan gübreleri toplanır ve yerde açılan bir çukura doldurulduktan sonra su ilave edilerek karıştırılır.
Genel olarak Şarkta bu işleri kadınlar ve kızlar yaparlar.
Sonra bu hayvan gübresini 30 cm büyüklüğünde ya dörtgen, ya da yuvarlak olarak pasta şeklinde hazırlayarak güneşe sererler. Eğer evlerden toprak üstünde olanlar varsa, bu tezekleri evlerin duvarlarına yapıştırarak kurumaya bırakırlar. Bazen iki, ya da üç kat üst üste koydukları da olur ve kuruyunca kış boyunca oradan alarak yakıp ısınırlar. Bazı yerlerde bu tezekleri evlerin iç duvarlarına da yapıştırdıklarını gördüm.
Evlerin toprak altında olduğu köylerde insanlar bu tezekleri kare-kule şeklinde dışarıya yığarlar ve burada bir köy olduğunu görmek de kolaylaşmış olur.
 
                     ESKİ BİR KERVANSARAY
 
    Köyün çok yakınında ne zaman yapıldığı bilinmeyen eski bir kervansaray var. Bu kervansaray muhtemelen çok eskilerde köy Ağasının müsaadesiyle Cenevizliler tarafından yapıldığını düşünüyorum. Ne yazık ki Cenevizliler de Şarkın diğer halkları gibi, ama özellikle Ermenilerden farksız olarak kitabe yazacak kadar okur-yazar değillerdi ve dolayısıyla arkada bıraktıkları eserler hakkında bilgi edinebilmemiz imkânsız gibi görünüyor.
Bu kervansaray, kuzeyden güneye doğru, takriben 40 m uzunluğunda ve 20 m genişliğinde yapılmış, kervancıların eşyalarını ve kendilerini olası saldırıya karşı korumak için geceleri kaldıkları konaklama yerleriydi.
 1887ee91-e9f0-4433-b789-921269ee0598.jpg   Kervansarayın yüksekliği yaklaşık 8-10 m civarında ve girince ilk önce bir ön oda var ve yanında muhtemelen muhafızlar için iki oda daha görünüyor. Arkasından üç sıra kemerli koridor ile devam edilince içeriyi dışarıyla bağlamaktalar ve dört sütun üzerinde inşa edilmiş.
Yan duvarlara hayvanları bağlamak için halkalar koymuşlar ve insanların kalması için ise geniş bir odası var.
   Daha iyi anlaşılması için binanın yapısal niteliği hakkında bilgi verecek olursam; duvarların kalınlığı 2 metreden az değil ve ustalığına bakılırsa yerliler tarafından yapıldığını söylemek yanıltıcı olmaz. İspir kalesinin duvarlarını dereden alınan taşlarla düzensiz bir şekilde üst üste yığarak ve içeriğini moloz taşlar ve harç ile doldurmalarına karşı, burada yaptıkları duvarlarda daha düzgün bir işçilik görünüyor.
Kervansarayın inşaatında duvar kaplamasında büyük levhalar yerine 25 cm ebadında kesme küp taşlar kullanılmış. Ne yazık ki bakımsızlık nedeniyle bu küp taşların çoğu yıkılmış ve dolayısıyla duvarın batı tarafı çökük vaziyetteydi. Olası bir tehlikeye karşı binanın tümünün daha güçlü ve dayanıklı olması için hiçbir yere pencere koymamışlar. Bu düşüncenin dışında binanın köşelerine payanda vurarak daha da güçlü olmasını sağlamış oldukları görülüyor.
Köyün yarım saat kadar kuzeyinde kaplıca suları olduğunu söylediler ve görmek için sabahın erken saatlerinde oraya gittik.
 
             ARAS SUYU-KALE SUYU
 
  Su kaynaklarının olduğu yerde bir göle akan suların asetik ekşi bir tadı vardı. Suların çıktığı zemin yumuşak lava atığı, ponza taşları, bazalt benzeri trakiti taşlardan, volkanik katmanlardan oluşuyor.
Birçok kaynakların arasında sadece iki tanesi kayda değer olarak su veriyor ama topraktan çıkan su fazla gitmeden yine toprağa sızarak kayboluyor. Bu iki suyun tadı ise ötekilerden daha az asetik içeriyordu.
Tüm bunlardan daha önemli olan ise Köprüköy’e adını veren ve Aras Suyu ile Kale Suyunun birleştiği yerde yapılmış olan köyün ünlü köprüsü. Bilindiği gibi Kale Suyu batıdan gelmektedir ve Aras’ın gerçek kaynağını oluşturan Aras Suyu ise kuzeyden gelerek burada birleşiyorlar.
Yerliler bu suya Bingöl Dağı Suyu diyorlar ve bu isim yörede akan diğer sular için de geçerli olarak kullanılıyor. Çünkü buradaki tüm akarsuların asıl kaynağı Bingöl Dağlarından oluşmaktadır.
Genel olarak Türkler, Aras Suyu, Ermeniler ise Eraş dedikleri bu Su, Pasinler bölgesinde Pasin Suyu olarak tanımlanmaktadır.
Yeri gelmişken; cennetin dört ırmağından birisi olan Aras Suyu hakkında biraz daha fazla bilgi vermek iyi olacak.
Güneyden Bingöl, kuzeyden Palandöken dağları arasında oluşan hilal şeklindeki yüksek plato, batıya doğru eğilimli semeriyle bu iki dağ silsilesi arasında sınırı belirlemekte ve aynı zamanda sözü edilen dağları da bağlamaktadır.
Kuşkusuz yeraltı depreşişlerinin oluşturduğu ve Neptün karakterli, belki de Deveboynu ile aynı jeolojik yapıyı ihtiva eden bu Semer, bir başka vadiye uzanarak, Tercan vadisiyle Fırat Suyuna kadar uzanmaktadır. Jeolojik yapısında alçı ve kaya tuzlarının olması da yörenin Neptün katmanlı bir doğaya sahip olduğunu ve Semerin arkasındaki eğilimde tuz üretildiğini de söylediler.
Aras Suyunun buradaki kaynak havzası Muş vilayetine aittir; Kürtlerin yaşadığı ve kontrol ettikleri bu yöre Tepelik görünse de, belki de bu nedenle mükemmel otlaklara sahip.
Pasinler'de olduğu gibi önemsiz bir semerin yükselişi buradaki Sancağı da ikiye bölmüş. Bir tarafta Erzurum'a 6 saatlik mesafede olan Tekman, öteki tarafta Şuşar olarak iki yerden idare ediliyorlar. Sadece bir Ayanı olan Tekman Hınıs Müsellimine, Kaymakamlık olan Şuşar ise Muş Vilayetine bağlılar.
Aras Suyu sözü edilen bu Sancaklardan aldığı su ile yoluna devam ederken daha birçok ırmaklarında suyunu aldıktan sonra takriben 6-8 saat sonra ulaştığı mesafede, Birant’a göre -abartılı olsa da- 350-400 m genişliğe ulaşıyormuş. Daha sonra önemsiz bir dağ silsilesi tarafından engellenen Aras Suyu yönünü kuzeye dönüyor ve 8 saatlik daha mesafede Kale Suyu ile birleşerek doğuya doğru yoluna devam etmektedir.
 
                     ÇOBANDEDE KÖPRÜSÜ
 
c4b7b46f-8128-4ad4-8add-edd215f7d785.jpg   Bu kısa ayrılıktan sonra tekrar Köprüköy’e ve Çobandede köprüsüne dönelim.
Rivayetler, efsaneler farklı olsa da, Çobandede Köprüsü, Selçuklular zamanında Hasan Kale’nin 22-25 km doğusunda Aras Nehri üzerinde yapılmış olan tarihî bir köprüdür. Bunu bir kenara alalım ve öykümüze devam edelim.
Efsaneye göre çok eski çağlarda bölgenin Kralı Aras Nehri üzerinde bir köprü yaptırmak ister ve bu işi yapabilecek en yetişkin bir ustayı görevlendirir. Ne var ki bu ustalar köprünün temelini birkaç kere atarlar ama temeli tutturamazlar. Günlerden bir gün yine ustalar temeli tutturmaya çalışırken dağdan aşağı elinde sopasıyla çoban kılıklı bir adam gelir ve ustalara ne yaptıklarını sorar. İçlerinden birisi; "Burada bir köprü yapmak istiyorduk fakat bir türlü temelini atmaya muvaffak olamıyoruz" der. Bunun üzerine çoban, sopası ile yedi yer gösterir ve temeli buralardan faydalanarak atmalarını söylese de, kendilerine çok güvenen ustalar çobanla alay eder, gülerler. Çoban hiç sesini çıkarmaz ve birdenbire ortadan kaybolur ve ustalar buna çok şaşırırlar. Şaşkın ustalar zaman kaybetmeden durumu hemen gidip Krala anlatırlar. Kral uzun düşündükten sonra, çobanın bir Hızır olduğuna kanaat getirir ve ustalara çobanın göstermiş olduğu yerleri kullanarak temel atmalarını söyler. Bunun üzerine ustalar çobanın gösterdiği yedi yerden temel atmaya başlarlar ve bu defa atılan temeller tutar ve köprü inşa edilir. Köprü bittiğinde adını "Çobandede Köprüsü" koyarlar. Halk arasında bu köprünün inşaatında sözü edilen Hızır’ın geceleri çalıştığı ve bir an önce bitmesi için çaba sarf ettiğine inanılır.
Efsane böyle olsa da, Çobandede köprüsü hiçte bu şekilde yapılmadığı ve özellikle anlatıldığı zamanda inşa edilmediği kesindir. Bu köprü büyük bir ihtimalle, ya Araplar, ya da Araplardan önce Ermeniler tarafından yapılmış olmasıdır.
Köprünün batı tarafında iki kitabe var. Bunlardan birisi muhtemelen yakın tarihte Türkler tarafından yazılmış. İkincisi ise tahrip edildiği için okunacak durumda değil. Hatta arkadaşım, dilbilimci Dr. Rosen dahi bu yazının kimlere ait olabileceğini tespit edemedi.
7 kemer üzerinde inşa edilen köprünün uzunluğu 217 m olup, genişliği ise 8,7 m olarak iletişime açılmış. Görünüşte sanki basit yapılmış olsa da, yıllara dayanıklı olması köprünün güçlü olduğunun kanıtıdır. Köprübaşları sivri kubbeli altıgen evler gibi yapılmış olup köprünün güney tarafından, üçüncü ayağında penceresi olan bir odası var. Görünüşe göre bu oda muhtemelen köprünün bekçisi için yapılmıştır. Köprünün üzerinde geçen yol her iki tarafından 90 cm yüksek duvarlarla desteklenmiş. Köprünün inşaatında kullanılan taşlar trakiti olup, beyaz, gri ve tuğla-kırmızısı renklerden seçilerek göze hoş gelen bir sanat eseri gibi görünmektedir. Farklı yerlerde taşların üzerlerinde, mutlaka ki bir şeyler ifade eden bazı işaretler görülmektedir.
   Köprüye kadar ayrı-ayrı akan nehirler, onlar için ayrılmış olan üçer kemerden geçtikten sonra birleşmektedirler. Susuz kalmış olan yedinci kemer ne yazık ki kısmen yıkılmış vaziyettedir ve zaruri olarak kullanılabilmesi için ahşap kalaslarla iletişim sağlanmaktadır. Kuru zemim üzerinde kalan yedinci kemer, sanki nehrin utanarak buraya uğramadığını işaret eder gibi bir tuhaf his uyanıdırıyor insanın içinde. Buradan yola çıkarak düşünürsek, şimdiki hükumetin ne kadar aciz bir durumda olduğunu görebilmek mümkündür.
Hasankale’den 3-3½ saat kadar geniş olan vadi, köprüden sonra genişleyerek 4-5 saatlik bir mesafeyi oluşturmaktadır.
 
                                                                   -DEVAM EDECEK-
 
                ***
 
Resim kaynak: Alpaslan Ceylan
Avnik yazıtı: Urartu’ca Erzurum, Güzelhisar, Köprüköy
Yazı Sistemi: Çivi Yazısı
Kültür: Urartu
Tarihlendirme: MÖ 8.yy
Sergilendiği yer: Erzurum Arkeoloji Müzesi
Sarduri II dönemine ait olan Erzurum Güzelhisar Köyü’nde bulunan Avnik Yazıtında şu ifadeler yer almaktadır:
.., yaşam(?)(ının önemin)den dolayı(?) (onu) oradan uzaklaştırdı(?). Argišti oğlu Sarduri, güçlü kral ve Tuspa Şehri’nin kahramanıdır.
Yazıt çok tahrip edildiğinden dolayı, sefer yazıtı mı yoksa yapım kitabesi mi olduğu anlaşılmamaktadır.
Erzurum ve Çevresindeki Urartu Yazıtlarının Tarihi Açıdan Değerlendirilmesi


Önceki ve Sonraki Yazılar