Mehmet Nuri Sunguroğlu

Mehmet Nuri Sunguroğlu

Erzurum’a veda ve Kars yollarında

Türkçeyi çeviren: Mehmet Nuri Sunguroğlu
 
    Dört hafta kaldığımız zaman içerisinde misafir olmanın değerini anlayıp tadına doyamadığımız Erzurum'a 7 Ekim tarihinde bir kavas (muhafız) eşliğinde veda ettik. Yolumuz tehlikeliydi, gideceğimiz güzergâhta Kürtlerin yaşadığı bölgeden geçecektik. K-Doğu Anadolu Dağlarının güney sınırına kadar olan mesafesi boyunca Murad Suyu vadisini yukarı doğru takip ederek hedefimizde Kars vardı.

   c08d2663-9df8-4a07-a6ef-98fa07433df2.jpg İngiliz konsolos Brant birkaç yıl önce Murad bölgesinin batı bölümünü ziyaret etmişti. Bu nedenle güzergâhımızı bu güne kadar kimsenin gitmediği, üzerinden yüzeysel de olsa bir şeyler yazmadığı K-Doğu Dağları hakkında daha fazla bilgi edinmek için farklı yerlerden gitmeyi planladık. Ne yazık ki içinde bulunduğumuz mevsim şartları yapacağımız bu seyahati engelleyerek bizim planladığımız genişlikte ve düzende olmasına izin vermedi. Farkında olmadığımız bir anda kendimizi dağların derinliklerinde kış ortamında bulduk ve dışarıya karşı hiç bir koruması olmayan, yoksul ve sefil, gıda maddelerinin yokluğundan mustarip olan bir köyde birkaç ay kalmak zorunda kaldık. Amacımız Bingöl Dağlarına tırmanarak etrafını dolanmaktı ama ne yazık ki bu isteğimizin birçoğu yerine gelmeyecekti.
Erzurum'da ve daha farklı büyük şehirlerde bu gibi seyahatler için posta arabaları var. Ne var ki buna benzer kiralamalarda sadece atları değil, sürücülerini de ayrıca ödemek zorundasınız. Gidilen yolun her saati için neredeyse dört gümüş paraya mal olan bu kiralama şekli, seyahat edenlerin bagajları gibi diğer yüklerini de hesaba katarsak, kervanlarla seyahat edemeyen akademisyenler için Doğuda seyahat etmek pahalı bir durum arz etmektedir.
   Genel olarak tüm yolculuğumuzda en azından 7 ata ihtiyacımız olduğunu düşünürsek, her saat başına ödeyeceğimiz para, diğer masraflar hariç hayli bir rakama ulaşıyor. Bunu bilenlerin verdikleri öğüte uyarak eşyalarımızın birçoğunu Erzurum’da bıraktık. Rus konsolosunun yardımcısı ve tercümanı Garibaldi’nin eşyalarımızı karavanlarla Kars’a gönderme teklifini kabul ettik. Bunu kabul etmekle iyi yaptığımızı düşünüyorum. Bir tarafta yükümüzün hafiflemesi, diğer taraftan eşyalarımıza göz dikecek olan Kürtlerin baskın yaparak bizi soyguna çevirmesini de önlemiş olduk. Bununla da yetinmeyip üzerimizde olan paranın da çoğunu geriye bırakmıştık ve sadece Kars’a gidene kadar yetecek parayı yanımıza almıştık. Her ihtimale karşı başımıza bir durum gelirse en azından Kars’a vardığımızda elimiz boş kalarak ortada kalmazdık.
   Ayrıca sınırları geçmekte sıkıntı yaşamamak için Konsolosluklardan bize verilen güvenilir kişilik belgelerini de ilgili makamlara gönderdik. Yanımızda sadece Türk makamlarından verilen ve tüm resmi dairelerde geçerli olan tavsiye ve emir buyruğu ile yola çıkmıştık.
Öncelikle kaplıcaları kadar ünlü olan Hasan Kaleyi ziyaret etmek istiyorduk. Bu nedenle doğu istikametinde, Tebriz’e giden kervan yolunu takip ederek yolumuza devam ediyorduk.
 
                                         Erzurum sonrası Pasinler
 
   Erzurum'un konum olarak Deveboynu dağlarının güneyinde olduğunu daha önce söylemiştim. Dağın öteki tarafına geçmek için belirli bir yokuşu çıkmak zorundaydık. Erzurum'dan sadece yarım saat uzakta, kolayca parçalanan ve oluşturduğu toz ve göz kamaştırıcı beyaz rengiyle oldukça yorucu olan beyazımsı bir killi-marn zeminden oluşan bir ortam başlıyor.
Trakiti kayaların her tarafı kapladığı alanlarda dahi yeşillik çimenler gözlenirken, burada sadece bir kaç aralıkla zemine uygun bitkilerden başka bir şey görülmüyor ve çıplak, çorak bir alanda gibisiniz. Pekte önemli olmayan ve birçok yerde parçalara bölünmüş bir ırmak Fırat Suyuna kavuşmak için acele eder gibi akışına devam ediyor.
3fac5dd6-169f-4fb2-b4cc-1d1f109f64ba.jpg  Takriben bir saat sonra Deveboynu dağına çıktıktan sonra geniş bir vadide yerleşimi olan Hasan Kale, ya da Pasinler ovası görünüyor. Fırat Suyundan daha fazla Aras Suyuna akış yapan bu su ayırımının olduğu yerde birçok akarların olduğunu görüyoruz. Bu su ayırımı her iki suyun ayırım noktası olsa da, kaynakları değildir ve Deveboynu bu iki suyun asıl kaynağını oluşturmuyor. Daha önce de söylediğim gibi; Fırat Suyu asıl kaynağını Gâvur Dağlarından alırken, Aras Suyunun yoğunluğunu oluşturan kaynaklar Deveboynu dağlarından değil, Bingöl dağlarından oluşmaktadır.
Öte yandan bazılarının yaptığı gibi; Aras Suyunun önemli kolunu oluşturan Kale Suyu kaynağını Deveboynu dağlarının doğusundan alsa da, Aras Suyu diye karıştırmak yanlıştır. Bazıları bunu yapıyor ama yerliler bu hataya düşmemiş.
  Daha sonra burada Deveboynu ile birleşen ve yörede Kireç Dağları olarak bilinen ama aslında Bar dağları olan dağlardan gelen su akımı Kale Suyunun asıl kaynağını oluşturmaktadır. Brant’ın verilerine göre Deveboynu Erzurum’dan takriben 250 m yükseklikte olması gerekmektedir. Bana kalırsa Deveboynu Erzurum'dan en fazla 160 metre kadar yüksektir. Ancak doğuya doğru dik ve derin bir şekilde inişe geçerek Korucuk köyüne ulaştığı nokta da Erzurum'a olan yüksekliğinden iki kat daha (320 m) alçakta olduğu görülmektedir. Yukarıya çıkışı zor olsa da, yine de başkalarının iddia etiği kadar dik olmadığını söyleyebilirim. Bunun da sebebi ise toprağın az, taşların çok oluşu nedeniyle çıkışta yaşanan zorluklardır.
   Kaynağını Palandöken Dağından alan, tamamen kuzeye doğru akan önemsiz bir ırmak Deveboynu'nun eteklerinin sınırlarını oluşturmaktadır ve aynı zamanda Kale Suyunun besleyen kaynak suyudur.
Dağın yukarısından aşağıya bir saatte iniliyor ve ondan sonra bir o kadar daha gidilince Korucuk köyüne ulaşılmakta olup, Erzurum ile Hasan Kale arasındaki yolun da yarısını teşkil eder.
Görünüşe göre Korucuk Köyü geçmişte gördüğüm köylerden daha zengin olduğu kanısındayım ve tüm yöre sakinleri işlerini daha itinalı yaptığı görülmektedir.
Buna rağmen yazlık buğdaylar harmanlanmış ambarlara taşınmış, ancak kışlık buğdaylar hala daha tarlada duruyor ve her defasında rüzgârın etkisiyle sallanan başaklar tanelerini kaybediyor. Kış buğdayının bu kadar bekletilmesinin hasatta kayıp vereceği kesindir. Bu nedenle Brant'ın verdiği rakamlara göre buğdayın 10, arpanın 15 kat verimli olacağından şüpheliyim.
(Sert kışa dayanıklı olan kış buğdayı 60 ila 150 cm boyunda büyür ve Sonbaharda ekilirken, yaz buğdayı İlkbaharda toprağa atılır. Sunguroğlu)
Yolun devamında Kale Suyunu uzaktan takip ederken gittikçe yakınlaşıyorduk ve nihayetinde kıyısına kadar yakın olarak Hasan Kale’ye doğru yolumuza devam ettik.
 
                                                                                                             DEVAM EDECEK


Önceki ve Sonraki Yazılar