EVRİM

  Hafta sonu herkesin kâbusu haline gelen  “KORONA” yüzünden evdeydik. Tedbir için kalabalık ortamlardan uzak evde film izledik.
Ailecek bir türlü  izleyemediğimiz “EVRİM”  filmine takıldık.
O malum film, dizi ve belgesel kanalı iyi ki var. İzleyemediklerimizi sayesinde izliyoruz.
 Evrim bir bilim adamı olan Will’in yapay zeka projesini geliştirmesi ve bir takım eylemci grupların tepkisini çekmesiyle, cinayete kurban gitmesi ve sonrasında ki  ilginç olayları anlatıyor.  Kendisi gibi bilim insanı olan eşi Evelyn,  Will’ın gelişmiş beynini bir bilgisayara bağlar ve olaylar gelişir.
Fantastik ve Bilim-Kurgu karışımı bu filmi beğendim mi diye sorarsanız. Eh derim.  Bana filmi, oyuncuların ünlü olması ve tabii Johnny Depp  izletti. Saçma-sapandı aslında.
  Nerden çıktı bu “Evrim” filmi ya da bize ne izlediğiniz filmden diye düşünebilirsiniz. 
 İnsanlık zekasına egemen olan “sanal biçimlendirme gücü” üzerine müthiş bir film aslında. Bugün evlere kapatılan bizlere yazılan senaryolar misali.
Sylvia Brown “Günlerin Sonu “kitabında “2020’de akciğerlere ve bronşlara saldıran ve tüm bilinen tedavilere direnen ciddi bir zatürre türevi bir hastalık dünyaya yayılacak diyor”
 Bugünleri işaret eden bu  cümleler için, seneler önce yazılan bu kitabı biraz düşünmeliyiz bence.
“Evrim” filmi ve “Günlerin Sonu” kitabı birleşince ortaya her şeyi 10 yıl 20 yıl öncesinden senaryolaştırıp dünyaya izlettiren ABD ve türevi ülkeleri geliyor. Önce yazıp sonra gerçekleşmesini sağlayan Batı, bize başka nasıl senaryolar yazıyor acaba?
Teknoloji ilerledikçe ölüm daha da çok yaklaşıyor adeta.  Konu mühim!
 Sürekli yapılan hatalar, bize her gün korku yaratır oluyor. 
Sürekli kehanetler okuyor ve izliyoruz. Biz bir dönem manikür yaptırmaktan korkar olmuştuk hatırlar mısınız? 
Dünyaya AIDS diye bir hastalık yayılmıştı. Kan ve cinsel ilişkiyle yayılan bu hastalık bugün dünyaya yayılan hastalıkların yanında adeta bir nezle kadar basit kalıyor.
Korku bir düşman, korku bir virüs, korku bir ölüm…
Ölmeden bize cehennemi yaratanlar, her şeyi kötüleştiriyor.
Korunamıyoruz.
Aklıma şimdi de Uzay Yolu dizisi geldi. Kaptan Kirk, MR Spock, Doktor McCoy… Atılgan ve ekibinin korkusuzca hiç kimsenin gitmediği yerlere gitmesini ve kötülerle savaşını anlatırdı Uzay Yolu.
Değişik insanların bir arada olduğu ATILGAN Gemisinde, kulakları uzun, renkleri farklı, konuşmaları ilginç karakterler, o zaman bize çok ilginç gelirdi. Oysa bugün Taksim, Beyoğlu’nda atacağınız bir tur o kadar farklı milletleri görmemizi sağlıyor ki, kendi ırkımızı orada göremez oluyoruz adeta. Sanki Atılganla ayrı bir medeniyete gitmiş gibi hissediyorum kendim.
Ama iyi mi kötü mü kimdirler bilmiyorum?
O yüzden korkuyoruz her şeyden? Bugünlerde ise Korona’dan? Kimin kim olduğunu bilmediğimiz için. Kendi insanım bile eve gelince kolonya ile dezenfektan arasına sıkıştırıp uzaktan merhaba diyoruz. Dünya acımasız değil, insanlık ölmüş.
İnsan anlayamadığı şeyden korkarmış.
Bir şeyler değişiyor, dönüşüyor, birleşiyor ya da yok ediyor.
Şimdinin penceresi pis ve puslu.
Fütürist Ufuk Tarhan diyor ki “bugün kim güçlüyse, gücünün kaynağı fütürist yaklaşımdır. Geleceği planlayıp senaryolarla kurgulayanlar, bunu yapmayanları yönetiyor.” Sizce  iyi bir şey mi diyor?
Geleceğe yapabildiğimiz ve yaratabildiğimiz bir şey olarak bakmak.  Geleceğin tasarımcısı olmak. Kötü cümleler yazmak istemiyorum. Çünkü hep bilimi onaylayan olmuşumdur. Akıl ve bilimin kaynaşması doğruları getirir. Bu fütürizm sanki  “olumlu gelecek tasarım”ından çok benden olmayanları” olumsuz etkileyecek tasarım” projesi gibi. Tüm bu yaşanılanlara bakınca…
“Evrim” filmi, “Günlerin Sonu” kitabı, belirsiz bir gelecekte dünyanın sular altında kaldığını anlatan bir gelecekten bahseden ve robotların olduğu bir dünyayı anlatan YAPAY ZEKA,  ya da Mars’ta tek başına hayatta kalma mücadelesi veren ve aslında her şeyin su, patates ve kendi ektiğin bitkilerde hayat bulduğunu anlatan MARS’LI… Ve daha nice Fütürist film . Hep güvensizliğe dayalı bir gelecekten bahsetmez mi? Bu fütürizm bence Türklerin aleyhine olacak bir öngörüdür. 
Gelecek hakkında senaryolar yazanlar maalesef Türkleri bu senaryoda hep dışlayan ve zor duruma sokan oluyor.
Batı, bizlerin hayatına istediği gibi girip çıkıyor. Hiç müsaade istemeden. Canı neyle uğraşmak istiyorsa onunla uğraşıyor. 
Gelecek bizim derken, bizleri hiçe sayarak benim diyor. İzliyoruz ve görüyoruz.
Bugünler önemli, bugünlere dünden daha çok önem vermek gerekir. Anlamak lazım.  Yola düşen taşları artık toplamak gerek. Düşüp hep bir yerimiz incitiyor ya da canımızdan oluyoruz.
Fütursuzca hayatımızı etkileyenlere inat, biz kendi geleceğimizle kendimiz meşgul olmalıyız. Dersimizi iyi çalışarak. 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.