Ey bu şehri yönetenler bu sesi duyun!

   Anadolu Ajansı Samsun eski bölge müdürlerinden, gazeteci-yazar Harun Çelik, aslen Trabzon’un Tonya ilçesindendir, has bir Trabzonspor sevdalısıdır. Trabzonspor’un Trabzon’daki hemen her maçına Samsun’daki arkadaş grubuyla toplanıp otobüsle gelir, aşkıyla hasret giderip tekrar Samsun’a döner. Harun Çelik ve beraberindekiler önceki gün de Trabzon-GS maçı için Trabzon’a geldiler. Maç öncesi ve sonrası yaşadıklarını, serzenişte bulunarak ve yerel basına da çatarak kaleme alan Çelik şöyle dedi:  
‘Samsun’dan büyük bir neşe ile geldik Trabzon’a. Trabzon’a gelmek bizim için Trabzonspor’a gelmek aslında. Olayın duygusal boyutuna hiç girmeden direkt konuya gireyim.
ey-bu-sehri.jpgOraya giremezsin! Buraya giremezsin! Orada duramazsın, şurada duramazsın, burada hiç duramazsın!
Neden mi bahsediyorum, anlatayım? Boşuna nefes tüketeceğimi biliyorum ama olsun belki bir etkili, yetkili, göbekli biri okur!
Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor. Bir otobüs dolusu adam, otobüs dursun da inelim diye bekliyoruz. Ama orada görevli trafik polisi Nuh diyor Peygamber demiyor! Stadın Samsun tarafına bakan, o çamur deryası alana girmeye çalışıyoruz ama müsaade etmiyorlar. Eh vardır bir bildikleri, orada süs diye durmuyorlar ya!
Lakin polislerin ve stat görevlilerinin girişinde beklediği bir yol var ki oooo gelen geçiyor, giden geçiyor. Geçiyor derken, sen ben geçmiyoruz, cebinde özel kartı olanlar, ayrıcalığı olanlar, VIP olanlar, Tip olanlar vızır vızır geçip gidiyorlar. Hiçbir engele takılmadan, ayakları çamura değmeden, başlarına bir damla rahmet yağmadan, tereyağından kıl çeker gibi, hoppp beyler VIP’te.
Biz mi, en son polis “İndir şunları sen git nereye park edersen et” diyerek Samsun istikametini gösterdi. Otobüs bizi bıraktı, biz de arkasından duygulu gözlerle baktık, Allah bilir nereye gidip park edecekti. Maçtan sonra başımıza gelecekleri biliyorduk ki aynen öyle oldu. Şairin ölümü anlattığı bir şiirinde dediği gibi, “Her bir giden memnun ki yerinden, birçok seneler geçti dönen yok seferinden”… Bekle ki otobüs gelsin, ne mümkün bizim otobüs şoförü Yemen’e giden Osmanlı askerleri gibi, gitme gitmişti ama dönecek gibi görünmüyordu. Polisin Samsun istikametini göstererek, git bir yere park et demesini fazla ciddiye almış, Samsun’a mı gitmişti acaba? Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altında bir saatten fazla bekledik. Yağmur da yağmur ama sadece üstümüz başımızdan değil, donumuzdan bile su sızıyordu.’ 
                                                    *******

  ‘Maç izlemeye gitmiştik ama mahşer yerinde diriltilmiş kullar gibi herkes kendini çamur deryasından kurtarma derdine düşmüştü.
Ne bir düzen var. Ne bir sistem var!

Binlerce araç, kimin nereye park ettiği belli değil.
Stadın civarından yüz metre uzaklaştın mı, zifiri karanlık, herkes çamurların içinden suları aşarak bir yerlere ulaşmaya çalışıyor!
Kimin ne yaptığı belli değil. Araçlar değil kaldırımlara, bir tek ağaçların üzerine park edilmemiş durumda diyecektim ki küçük çam ağaçlarını ezip park edenleri de gördüm.
Bir rezillik, bir kepazelik, bir curcu düşman başına!
Stadın etrafı, Moğol istilasına karşı kazılmış derin siperler gibi! Kimi yerlerde ise çamur siperler yükseliyor!
Biz on binlerce kişi bunları yaşarken, kıymetli kodamanlar, siyasiler, bürokratlar, yerel yöneticiler hiçbir engel ile karşılaşmadan, koltukları önceden ısıtılmış araçlarıyla çoktan evlerine gitmişlerdi bile.
Biz mi, bir saattin üzerine, ufukta beliren otobüsümüzü görünce, İstanbul burçlarına Ulubatlı Hasan’ın dikmiş olduğu sancağı gören Osmanlı askerleri gibi, Allah Allah Allah diyerek otobüse hücum ettik. Herkes su içindeydi, ve bulduğumuz yerlere oturduk. Durdukça, soğuk içimize geçti ve üstümüzden başımızdan sular sızmaya başladı. Ama olsun, en azından ayakta dikilmekten ve yağmuru yemekten kurtulmuştuk. Seninle aynı şartları paylaşmayanlar seni anlamazlar.’
                                             *******

‘Halk gibi yaşamayan halkı anlamaz.
Şehrin valisi, belediye başkanı, milletvekilleri, bürokratları ve diğer bilumum sözüm ona VIP abileri, şu yaşadığımız şeyi bir kere yaşasınlar emin olan bir haftaya kalmaz bu sorun çözülür.
Ama adamlar bizimle aynı dünyada yaşamıyor ki! Sonra bana, “Harun hoca yazar adamsın ne işin var senin kale arkalarında!”… İşte benim bu işim var. Benim de donumdan su sızdığı için kıçı kıymetsiz olanların halini anlıyorum ve bu yazıyı yazıyorum.
Tamam kardeşim, stadı yapandan, yaptırandan Allah razı olsun da her maçta çamur deryası içinde yüzmek zorunda mıyız? Bir benzerini Hindistan’da bile görmediğim o trafik keşmekeşi ile boğuşmak zorunda mıyız?
Bu stadı bizim paramızla yaptırmadınız mı? Tamam gene bizim paramız ile gerekenleri yapın da kurtarın bizi bu zulümden.
Kadın kız, çoluk çocuk, yaşlı genç maç sonrası perişan olmaktan iflahımız kesildi!
Bir kere de siz gelin bizim şu yaşadığımızı yaşayın?
Sizin kıçınız kıç da bizim ki mısır tarlası mı?
Siz stattan iki dakikada çıkıp, evinizde sıcak kahvelerinizi içip, hanımlarınızın soyduğu mandalinaları yerken, bizim kıçımızdan su sızıyor. Çamur içinde yüzüyoruz. Boka batmış vaziyette dolanıp duruyoruz.
Moğol ordusu tarafından kuşatılmış bir avuç serdengeçti gibi safları yarıp, stadın etrafından çıkmaya çalışıyoruz.
Ama tabii ki bu yaşadıklarımız hepten boş değil. Bir şeyler de öğrenmiş oluyoruz. Mesela biz, ıslanmış donların Trabzon’dan Samsun’a kadar kuramadığını öğrendik. Bu buluşumuzu da bilim camiasına armağan ettik netekim!’
                                               *******

‘Eyyy bu şehri yönetenler, bu sesi duyun!
Yemin ediyorum Samsun’dan Trabzon’a gelmek bizim için keyif, hiç gözümüzde büyümüyor. Tek korkumuz, stattan nasıl çıkacağımız, otobüsün o keşmekeşten nasıl çıkacağı ve Samsun yoluna nasıl koyulacağımız. Bizi yollar değil, o stadın etrafından çıkarken yaşadıklarımız resmen yaşlandırdı.
Şehrin eli kalem tutanları, sürekli fotoğraf çekilip, sosyal medyada paylaştığınız o büyüklerin kulağına bu isyanımızı da bir kerecik olsun fısıldamayı düşünür müsünüz? Tamam uzun uzun anlatın demiyorum ama en azından milletin donu kurumuyor deyin! Ha unutmadan, ben bu yazıyı yazdım. Burada paylaştım. Trabzon yerel medyasında bunu alıp kullanma cesareti gösterecek bir var mı?
Korkmayın la, altında benim ismim yazıyor, sorumluluk bana ait.
Neyse, bana müsaade.
Daha yeni vardık Samsun’a, donumuz hala ıslak, ben gideyim de şu donumu kurutayım.’

Trabzon Radyosunun 51. kuruluş yılı ve bir anı!

  Trabzon’da 1 Aralık 1968 yılında yayın hayatına başlayan TRT Trabzon Radyosu 51. kuruluş yıldönümünü kutladı. Trabzon TRT’de uzun yıllar görev yapan Nejat Toprak, radyonun kuruluş yıldönümü nedeniyle bir paylaşımda bulundu ve, ‘O günler bugünlere benzemiyormuş’ diyerek, işte o günleri radyonunu ilk yayın şefi İlhan Sancar’ın kaleminden, ‘Ben TRT’deyken’ kitabından şu alıntıyı yaparak anlattı… 
trabzon-trabzon1.jpg‘Kars İl Radyosuna atanmışken, 15 günlük meyil müddetim içinde, ikinci bir emirle, yayın şefi olarak Trabzon’a gönderildim. Şehre ilk adımımı attığımda heyecanım sonsuzdu. O tarihte radyo henüz yayına geçmemişti. Tümü çeşitli radyolardan geçici görevle gelmiş az sayıdaki çalışma arkadaşımda da aynı heyecan görülüyordu.
Şehirdeki ilk gözlemin, halkın radyo personeline gösterdiği yakın ve candan ilgi oldu. Radyo personeline gösterilen ilgi, şimdiki ses sanatçısı ya da film yıldızlarına gösterilen ilgiye benziyordu.
O yıllarda Trabzon’da Kolordu Komutanı olarak bulunan Kenan Evren’in, radyo personeline, askerlerin eğlence günlerinde, özel masa ayırtarak davet edişlerini tatlı bir anı olarak yâd ediyorum.
Halk bizi yolda gördüğünde, “Bunlar TRT’de çalışıyor” diye kendi aralarında fısıldaşıyordu. Bu ilgi eksilmeden yıllarca aynı içtenlikle sürdü. Şehir-Radyo kaynaşması sıcaklığını hiç yitirmedi.’
                                                   ******
  ‘Merkezden Turgut Özakman imzasıyla gelen talimat heyecanımızı bir kat daha artırdı. Trabzon Radyosu’nun yayına başlamasına karar verilmişti. İş ciddiye binince eksiklerimizi daha iyi görmeye başladık. Bu arada görüyorduk ki, yayın çizelgesi yazacak basılı çizelgemiz, resmi yazı yazacak başlıklı kâğıdımız yok… Daktilo makinesi kullanmayı da bu hengâmede öğrendiğimi itiraf etmeliyim.
Şehirde radyonun ihtiyacı için yaptığımız bir alışverişte, satıcı esnafın bizi tanımasıyla, satın aldığımız malzeme için para almayarak, “Bu da, radyoevine bizim hediyemiz olsun, çorbada tuzumuz bulunsun” demesi, bizleri çok duygulandırmıştı…
Yayına geçtiğimiz ilk günün daha ilk saatlerinde radyo telefonu hiç susmamıştı, kimi bilgi almak istiyor, kimisi açılışı kutluyor, kimisi de isteği olan şarkı-türkünün hemen çalınıp çalınamayacağını soruyordu. Telefonlara cevap vermekten çalışamaz duruma gelmiş, ertesi günün yayın bantlarını ve çizelgesini geç saatlerde tamamlayabilmiştik.’
                                                      ******

  ‘Açılışın ilk gününden itibaren, yüzlerce reklam talebiyle de karşılaştık, ancak, elimizde reklam tarifesinin olmadığının farkında bile değildik. Reklam tarifesini teleksle, acele merkezden temin edip, reklam spotu da kabul etmeye başladık.
Bu arada, komşu kasabın Ankara’dan getirdiği, yolunmuş, temizlenmiş tavuk ve hindi satışı için, Trabzonlu bir emlakçının, arsa alıp parsellediği havadar mezar yerlerinin satışı için radyodan reklam yaptırmak istemelerini gülümseyerek hatırlıyorum.

Öyle sanıyorum ki, radyonun açılışıyla birlikte, halkın gösterdiği bu büyük ilgi ve sevginin, bu hizmeti, çok az personelle, ama büyük bir şevkle istekle yürütmemizde, büyük payı olmuştur...’
                                              ********
Sevgili dostumuz Nejat Toprak bu paylaşımı yaptıktan sonra, ‘Trabzon Radyosunda benim de toplam 23 yılım geçti, unutulmaz olaylar, paha biçilmez dostluklar yaşadım, hepsine şükranlarımı sunuyorum. Aramızdan ayrılanlara sonsuz rahmet diliyorum. Hayatta olanlara, sağlıklı-mutlu ömürler, halen görev yapanlara başarılar, kolaylıklar diliyorum’ mesajı verdi
Biz de Trabzon Radyosunun kuruluş yıldönümünü kutluyor, nice güzel yayınlar diliyoruz.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar