“Fanta içtim, tansiyonum düştü!”

Olay, 15-20 yıl önce Trabzon Ortahisar merkezde bir avukatlık ofisinde olur.

Ünlü avukat Trabzon’da siyaset ve spor camiasında da sevilen biridir.

Avukatın ofisine toplumun farklı kesimlerinden sohbet için insanlar gelir…

Cami imamları, müezzinler de namaz vakti aralarında ofise uğrarlar. 

Avukatımızın eli açıktır. Gelene gidene meşrubat ikram eder. Kendisi de ara sıra rahatlamak için viski yudumlar.

Bir gün, Trabzon’un merkez camilerinde görevli bir hoca efendi ofise gelir.

Hoşbeşten sonra avukat abimiz, hocaya, ‘ne içersiniz, kola mı fanta mı’ diye sorar…

Hoca, ‘fanta olsun’ der.

Avukat abimiz, yanında çalışan genç avukatı yanına çağırır, kulağına, ‘Oğlum, fantasını viskili yap’ der.

Bugünün ünlü, o günün genç avukatı, yan odada, bardağın yarısına fanta üzerine de viskiyi ekler ve hocaya getirir.

Hocamız bir yudumda, bardağı dikler ve ‘Ohh, ne güzeldi oğlum bir bardak daha’ der… Genç avukat bir bardak daha getirir… Hoca onu da soluksuz dikler. Bir süre sonra bir bardak daha…

Hoca, ‘Namaz vakti geldi, ben gideyim’ der ve ofisten ayrılır.

Uzunsokak’ta görevli olduğu camiye doğru yürürken, bir arkadaşına rastlar.

Arkadaşı, hocanın yürürken yalpalamasından şüphelenir ve ‘nasılsın’ diye sorar…

Hoca; ‘… İki- üç bardak fanta içtim. Herhalde tansiyonum, düştü’ der ve yola koyulur…

Sümela Manastırının yağmalanması!

Dün bu köşede Sümela Manastırı’ndan tarihi eserlerin nasıl ve kimler tarafından alıkonulduğunu, harap edildiğini ve çalındığını kısaca belirtmiştik. Ancak, 1958-60 yılları arasında Sümela’yı mesken tutanları yazmayı unuttuk. Sağ olsun, bir ağabeyimiz aradı ve hatırlattı.

Ayasofya Müzesinin restorasyonu için Edingburg Üniversitesinden iki uzman gelmişti. Uzmanlardan birinin adı David Talbot Rice, diğeri ise David Winfield’di.

Bu Davidler, bir yandan Ayasofya’yı restore ederken diğer yandan Trabzon’daki tarihi kilise ve manastırlarda da incelemelerde bulunuyorlardı. Ve bu Davidlerden biri 10-15 gün Manastır’da kalırdı. Orada yerdi içerdi ve içkiyi fazla kaçırdığında da sızar kalırdı. Ayılmak için ertesi günde midesini bastırması için yağlı ekmek yerdi. Bu Davidlerden birinin Manastır’dan çok sayıda eser çaldığı söylenmişti. Hatta Davidlerden biri Trabzon Ortahisar Merkezde Nemlioğlu Konağı’ndan yürüttüğü tarihi eserlerle yurt dışına çıkarken Gümrükte yakalanmıştı. Sümela hakkında yeterli bilgi sahibi olmamalarına rağmen açıklama yapanlara bu kısa notu iletelim, dedik…

Muhtar Çay ve Göktaş!

AKP eski milletvekili Kemalettin Göktaş’ın kardeşi Sultan Göktaş, Refah ve Saadet Partisi Trabzon teşkilatlarının önde gelen isimlerinden biri idi. Göktaş, AKP’nin ilk yıllarında etkindi. Trabzon’dan Ankara’ya gitti. Ancak bir ayağı Trabzon’da idi. Emekli oldu ve köyünde muhtar seçildi. Sultan Göktaş, dün Kuzey Ekspres’i ziyaret etti. 

Sultan Göktaş, bir yandan köyüne hizmet etmek için muhtarlık yaparken diğer yandan da, çay işine girdi. Göktaş’ın çayının adı ‘muhtar çay’. Of’ta özel sektöre ait bir fabrikadan aldığı kaliteli kuru çayı ‘muhtar çay’ adıyla paketleyip pazarlayan Göktaş, ‘Çay işi, içtiğimiz çay gibi değil’ dedi. 

Sultan kardeşimize bol kazançlar diliyoruz.

 

***

Milliyetçilik ve muhafazakarlık üzerine bir akıl yürütme!

Ülkemizdeki işyeri tabelalarının yaklaşık %80-90 ı yabancı kökenli, ağırlıklı olarak İngilizce sözcüklerdir. Son yıllarda bir de Arapça eklendi.

Millet olmanın en önemli vasıflarından başta geleni, dilin gücü ve dil birliğidir.

Bu durumda, şimdiye kadar Ülkeyi idare edenlerin milliyetçilik ve muhafazakarlık söylemleri temelden yoksundur ve boş laftır.

Ülkemizin görünümü bir dominyon veya müstemlekeyi çağrıştırmaktadır.

Bir yurttaş ve bir eğitimci olarak sormak hakkımdır:

Dilini muhafaza edemeyen ve yabancı dillerin istilasından koruyamayan bir ulus, daha neyini muhafaza edebilir ki?

Bu Türk Dil Kurumu ne iş yapar bilen var mı?

Gitsinler, İtalya’da, Fransa’da şehirlerde yürüsün ve görsünler; muhafazakarlık, milliyetçilik, kendine güven, ulusal dile saygı nasıl oluyormuş. 

(Ahmet Karagüzel) 

 

***

 

‘AKP ve CHP ideolojik kozmopolitizm üzerinden birbirini suçluyorlar. İdeolojik kozmopolitizm kötüdür tespitini yapmıyorlar ama ilkesiz bir mugalata var ortada. Çünkü ikisinin de siyasal bagajında ve bilinçaltında kozmopolitizm var o yüzden CHP Atatürk ile AKP misal Sebilürreşad çizgisi Türkiye İslamcılığı ile buluşamıyor. En iyisi şalgam, hiç boş ideolojik derdi yok.’

(Prof. Dr. Kemal Üçüncü)

 

***

 

Seyisten profesöre ders

 

Profesör, konferans vermek üzere salona girmiş. Salon, ön sırada oturan bir seyis dışında bomboşmuş. Konuşup konuşmama konusunda tereddüde düşen profesör seyise sormuş: 

- Buradaki tek kişi sensin. Bu durumda, acaba konferans vermekten vaz mı geçmeliyim?

- Hocam ben basit bir insanım; bu konulardan anlamam. Fakat ahıra gelseydim ve bütün atların kaçıp bir tanesinin kaldığını görseydim, yine de onu beslerdim. 

Bu görüşe hak veren profesör konferansa başlamış. İki saatin üzerinde konuşmuş durmuş. Sözlerini tamamladıktan sonra, tek dinleyicisine sormuş: 

- Nasıl buldun? 

- Hocam, size daha önce basit bir adam olduğumu ve bu konulardan pek anlamadığımı söylemiştim. Gene de, eğer ahıra gelip biri dışında tüm atların kaçtığını görseydim, onu beslerdim, ama elimdeki bütün yemi ona verip hayvanı çatlatmazdım. 

(Yaşar Bıyıklı)

Önceki ve Sonraki Yazılar