FATİH ATATÜRK TRUVA VE AYASOFYA 

fatih.jpgİstanbul Ayasofya'sı camiye çevrildi. Kamuoyunda yapılan eleştirileri okuduk, dinledik. Birçoğunda "yeniden fetih havası", bir çoğunda da "sırası mıydı...müze olarak kalmalıydı..." yönünde eleştiriler vardı.

Ama hepsinden önemlisi ve bence tehlikelisi İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet Han ile Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ü karşı karşıya getirmeye yönelik  ifadelerdeki tutarsızlıklardı.

Vakıflar belli bir amaca hizmet adına kurulan ve o amaç doğrultusunda hizmet veren kurumlardır.

Devlet politikaları ve yasalar ile vakıfların tüzüklerini karıştırmamak gerekir.

Fatih o zamanın şartlarında fethin mührü olarak Ayasofya'yı cami yaptı.

Hükümranlığın gereği olarak ta yapmak zorunda idi.

Nitekim Trabzon'un fethinde de aynı yol izlenmiş ve Yenicuma Camisi kiliseden çevrilip Fatih ilk cuma namazını orda kılmıştır.

İstanbul Ayasofya'sını da bu kategoride görmek gerekir.

Atatürk kurtuluş savaşı  ve cumhuriyetin ilanı sonrasında Ayasofya'yı camii olarak kullanımına müdahale etmemişken 1934’te neden müze statüsüne geçişi için onay vermiştir?

Devletlerin uluslararası ilişkilerinde bazen hoş olmasa da yapmak zorunda olduğu politik manevralar vardır.

Bu konuyu da öyle düşünmek gerekir.

Nitekim merhum Adnan Menderes 10 yıllık iktidarında Ayasofya ile ilgili bir uygulamanın içinde olmamıştır.

Ama ezanla ilgili düzenleme yapmıştır. Bu arada Kore’ye de asker göndermiştir.

Sn Cumhurbaşkanı Erdoğan da geçtiğimiz yıllarda "Sultanahmet doldu da Ayasofya’ya mı sıra geldi" mealinde bir açıklama yaparak camii isteklerine olumsuz bakmıştı.

Ama şimdi Ayasofya camiidir.

Stratejik hamleler devlette her zaman olmuştur. Olacaktır da.

Yunanistan tepki göstermiş.

Bence Yunanistan tepki göstereceğine 20 yılı aşkındır güya restoreye aldıkları Selanik'teki Hamzabey Camii'ni bitirsin. İskeleler çürüdü hâlâ onarım bitmedi.

Bakın Sümela Manastırı'nın o zor doğa koşullarına rağmen restoresi bitirildi. İnsanlığın ortak mirası olarak korunmaya devam ediyor. Üstelik 15 Ağustos’ta yeniden ayin için de izin verildi.

Ayasofya insanlık tarihini takip eden evreler içinde önce pagan tapınağı sonra kilise sonra da cami olarak bir süreç yaşamıştır.

Ancak geçmişle hesaplaşmanın öznesi olmamalı.

Diyanet İşleri Başkanının vakfiyenin vasiyetnamesinde atıfta bulunarak hutbede söylediği sözler ister istemez kamuoyunda Atatürk'e karşı söylenmiş olarak algılandı ve nitekim Diyanet yanlış anlaşıldığını açıklamak zorunda kaldı. Şurası bir gerçek ki Ayasofya bir dünya kültür mirasıdır. Yapı ordadır. Hünkar mahfilinde kesintisiz olarak kılınan namaz ve okunan ezanlar yapının varlığına bir zarar getirmemiştir.

Camiye dönüştürülen Ayasofya'nın içindeki iskeleler restorasyona aittir.Bu demektir ki onarım sürecektir.Dünya kütür mirası olarak Ayasofya korunup kollanacaktır. 

Diyanet İşleri Başkanlığından bundan böyle camilerimizde vakıf tüzüğünde değil ama Fatih'in fermanında yer alan "Ormanlarımdan bir dal kesenin kellesini keserim"  emrini çevre duyarlılığı adına anlatmasını da dileyerek yüzyıllar öncesinden Fatih ile Atatürk'ün birleştiği Truva savaşlarındaki mesajlarını inceleyelim.

Truva Anadolu medeniyetinin kurduğu, deniz ticaret merkezi olarak Çanakkale Tevfikiye Köyünde Ege kıyısında bereketli toprakların üzerinde M.Ö 15.y.y.dan beri varlığını sürdüren bir antik kent.

AKA'lar da karşı kıyıda yerleşik Antik Yunan halkının kurduğu krallık.

Truva bereketli, Ege ile Karadeniz ticaretini elinde tutan kent olarak Anadolu’nun önemli bir merkezi.

Homeros, İLYADA VE ODYSSEİA  destanında Truva savaşlarını anlatır.

Bu anlatımdan yola çıkan maceracı Alman Heinrich Schlieman 1870’li yıllarda kazıya başlar ve Truva hazinelerini bulur.

Truva'da çok emeği geçen ve benim de yakından tanıdığım mesai arkadaşlığı yaptığımız bizim kazı işçilerinin Osman Hoca diye hitap ettiği MANFREND KORFMAN yaptığı kazı çalışmaları sonunda Truva'nın Anadolu’nun yerel kültürünü yansıtan bir kent olduğunu hatta kazılarda bulunan bronz şehir mührünün Anadolu’da konuşulan LUVI dilinde yazıldığını bilim dünyasına mal etmiştir.2003 yılında Türk Vatandaşlığına geçen Tübingen Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr MANFREND Korfman 11 Ağustos 2005 te öldüğünde Çanakkale’den kalabalık bir grup cenaze merasimine katılmak üzere Almanya'ya gitmişti.

Korfman'ın bu tezi bilim dünyasında kabul görmüştür.

Akalar bu Anadolu kentine saldırıp Truva Atı hilesi ile yerle bir edip Anadolu’nun zenginliklerine göz diktiklerinde savunmak üzere Anadolu’nun yerel kuvvetleri birleşip Truva'nın yanında yer almışlardır. Hatta Karadeniz'den de birliklerin Truva’ya gittiklerine dair kaynaklarda söz edilir.

Bu bir Anadolu dayanışmasıydı.

Suyun öte yanındakiler Anadolu’ya göz dikmiştiler.

Anadolu medeniyetinin oluşturduğu Truva savunulmalıydı.

O yüzden de Anadolu birlik olarak bu kenti savunmaya koşmuştu.

İşte bu anlayışın tezahürü olarak Fatih Sultan Mehmet ile Atatürk’ün farklı yüzyıllarda Truva üzerine söylemlerdeki benzerlik tarihimizin iki büyük şahsiyetinin devlet adamlığındaki ferasetini ortaya koyuyor.

İspanyol seyyah Pero Tuder, daha İstanbul fethedilmeden önce 1437'de İstanbul'a  geldiğinde herkesin dilinde, "Türkler gün gelecek Truva'nın intikamını alacaktır" söyleminin olduğunu seyahatnamesinde yazar.

Nitekim Fatih, 1462 de Midilli adasının fethi sırasında Truva'ya geldi ve orada incelemelerde bulundu.

Batı kültürüne hakim, Arapça, Farsça, Lâtince bilen Herodot'u, Yunan filozof ve tarihçilerinin eserlerini,Avrupalı kralların vekaınamelerini bilen Fatih burada 

"Bunların biz Asyalılara karşı defalarca yaptıkları kötü davranışların intikamını aldık" der.

Fatih'in tarihçisi Kritovulos da bu anlamlı sözü tarihe not düşer.

Çok enteresandır Büyük zaferden sonra  Fatih gibi dünya tarihi ve kültürüne hakim Atatürk de İzmir'e doğru ilerlerken benzer cümleler ağzından dökülüyordu:

"Truva'nın intikamını aldık..."

1453 Fatih İstanbul’u fethediyor...

1922 Kurtuluş Savaşı veriliyor. İstanbul düşman işgalinden 6 Ekim 1923'te kurtuluyor.

İlginçtir FATİH de ATATÜRK de TRUVA 'nın intikamından söz ederek Anadolu’nun batıya karşı verdiği mücadelenin önemi vurguluyordu.

Tarih bu iki komutanı hak ettiği yere koymuşken Fatih'in açtığı yeni çağın kapılarını kapatmaya çalışan "müstevlilere" karşı mücadelenin önderi Atatürk'ün verdiği savaş sonunda açılan çağın devamını sağlamasını "devletin devamlılığı" olarak yorumlamak gerekiyor.

Ayrılıklar yarar getirmez.

Bu milletin  bu devletin tüm kahramanları bizimdir...

Başka türlü düşünenler denizin öte yakasından gelip "Truva Atı" ile içimize sokulanların  oyununa gelmiş olurlar...

Fatih İstanbul'u fethederken bir gün gelecek İngilizlerin 4 yılı aşkın bu güzelim kenti işgal edeceklerini hiç aklına getirmiş miydi?

Ya da Osmanlı topraklarında doğup ordusunda komutanlık yapan Mustafa Kemal Atatürk gün gelip de  Çanakkale'de  Trablusgarp'ta Filistin'de  Kurtuluş Savaşında Türk Milletinin Makus  talihini değiştirme adına bağımsızlık savaşı vereceğini bilebilir miydi?

Türk tarihi bir bütündür.

Devlette devamlılık esastır.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar