FİLİSTİN SORUNU VE DOĞRU TUTUM

  Son yıllarda birçok ülkenin karşılıklı çıkara, işbirliğine dayanmayan çok yönlü ve karmaşık ilişkileri yaygınlaşmıştır. Bu durum kimi dostlarda kafa karışıklığına ve önyargılara yol açmış gibi görünüyor. Üçüncü çevrelerin de etkileme ve kışkırtmasıyla çıkar birliği unutulmuş, barış zedelenmiş, savaş yakına gelmiştir. Yeni sömürgecilik çağında farklıgörünüm, farklı yöntem ve uzaktan kumandayla etkileme ağı gelişen “malum çevreler” kimi dostların bilincini etkilemede, onları yanılgılara sürüklemektedirler.

     Yaklaşık yetmiş yıldır süregelen Filistin Sorunu yine İsrail’in saldırısıyla gündemin ilk sıralarında yer aldı. Yapılan değerlendirmeler “yanlı”  “yansız” yaklaşımlar basında geniş yer buldu. Akademik yaklaşımların dışındaki öngörüsüzlük ve eksik tanıyla konuya bakanlar özellikle sosyal basında daha çok ilgi gördü sanki. Kimileri salt Yahudi düşmanlığıyla sahneye çıktılar, kimileri Arap düşmanlığıyla durumu dengelemeye çalıştı. Bu dinsel ve etnik yaklaşım sorunun temel kaynağını gölgeliyor, asıl düşman unutturularak bölge ülkeleri yanlış tanıyla “çözüm” üretmeye çalışıyor. Bu durum, halkları sorunu çözmekten öteye itiyor, yeni kırgınlık ve giderek düşman görme anlayışına sürüklüyor. Yeni saflaşma pek gerçekçi olmayan biçimde oluşuyor, sorunlar çözülemiyor ancak öteleniyor. Örneğin şu an bir ateşkes yürürlükte. Bununla yetinme “kan-ölüm dursun yeterki” duygu ve düşüncesiyle sorunun kökeninden uzaklaşılıyor.

İçimizdeki İrlandalılar diyebileceğimiz kesim yine kolaycılığa kaçmakta. Arap-Filistin düşmanlığıyla politika güdenler ABD’nin dümenine hizmet ettiklerinin ayırımına bir türlü varamıyorlar. Aynı biçimde Siyonizm tehlikesiyle Yahudi düşmanlığını bir tutanlar da bilerek ya da bilmeyerek aynı amaca hizmet etmekteler.

     Bilindiği gibi yapay olarak oluşturulan İsrail sınırlarını genişletmek amacıyla başta ABD olmak üzere desteklenip kışkırtılmakta… Bu asıl ABD’nin bölgede tekrar üstünlük sağlama amacından başka bir şey değildir. Sınırımızın hemen ötesinde oluşturmaya çalıştığı ikinci İsrail çabası (Kürdistan) pek başarılı olamayınca şimdilik Güneye öncelik vermeyi uygun görmüştür. Uzun erimde bu koridordan –ülkemizi de kapsar- vazgeçmediği ayrıca unutulmamalı.

     Ülkemizin bağımsızlığı ve geleceği için de büyük önem taşıyan İsrail piyonunun hareketleri ve densizliği doğru anlaşılmalı. ABD’nin konumu ve adımları vazgeçemeyeceği emelleri için bu piyonu ve başta Suriye ve Irak’taki daha “cılız” görünen, ama gelecek için daha tehlikeli piyonlarını da dikkate almayan bir çözüm iradesi başarıya ulaşamaz. Çünkü Ortadoğu ve Batı Asya dünyanın merkezi olmayı sürdürüyor. –Ülkemiz içindeki piyonlar başka bir yazının konusu-

     Ülkemizi yönetenler bu çelişkili gibi görünen çetrefilli durumda doğru bir politika ile bütünüyle Ortadoğu halkları, Kuzey Afrika ülkeleri ve Asya’daki komşularla dostluğu, dayanışmayı ön plana çıkarmalıdır. Sorunun temel kaynağını doğru görerek buna uygun bileşenlere el uzatmalıdır. Her şeyi ben ya da biz biliriz tutumundan biran önce vazgeçmek artık zorunludur. Yılların deneyim ve birikimine sahip akademik çevrelerin ve farklı bulunan siyasi yaklaşımların, partilerin, kitle örgütlerinin, dernek ve sendikaların çözüm önerilerine artık değer ve önem verilmelidir.

      Düşmanın gücü ve büyüklüğü dikkate alınmalı, buna uygun bileşenleri bir araya getirmek artık zorunludur! Bu öncü görev ülkemizin bağımsızlığı, bütünlüğü, geleceği için de ertelenemez bir görevdir.

 - Yarınlar güzel olacak-

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.