FIRTINA VADİSİ -2-

Ne acı değil mi? kendi ellerimizle kolayca bozup sonrada büyük çabalarla kurtarmaya çalışmak.

 

Çat vadisine ulaştıktan sonra yolumuzu sağa çeviriyoruz, Kale Yaylası’na doğru. Yol uzun sohbet bol. Yolda tüm puarlardan su içiyoruz, damağımız çekodim (yabani roka) ile şenleniyor. Bu arada rakım yükseldikçe yollardaki gürültü azalıyor, doğanın stresi bitiyor; dereler daha özgür, ormanlar daha yeşil, gökyüzü daha mavi sanki.

Büyülü manzara eşliğinde baştan çıkarıcı bir yolculuk bu. Yol boyu anılar biriktiriyoruz.

Orman sınırını aşıyoruz yavaşyavaş. Verçenik Vadisi yükseklerine ulaşınca, güneşi ve rüzgârı hissediyorsunuz tüm benliğinizde. Sonunda VerçenikYaylası evleri karşılıyor bizi bütüngüzelliğiyle.

Araçlarımıza uygun bir yer bulup yürüyüş için son hazırlıkları yapıyoruz.Yolun yorgunluğunu atmak için yayla kahvesinde çay keyfi…Çaydan mı, havadan mı, sudan mı,  bilmem sanırım dünyanın en güzel çayını içiyoruz.Bu arada araçlarınızıasla keçilerin geçişyollarına veya geceledikleri yerlere yakınbırakmayınız, keçileraraçların üzerinden geçmeyi seviyorlar, hatta boynuzlarını aracınızın kaportasında kaşıyabilirler.

Yolumuz uzun; yükleri sırt çantalarımıza paylaştırıp (çoğu yükü en gencimiz Ferruh’a yükleyip) yola koyuluyoruz. Mithat her zamanki gibi önden fırlıyor, bir bakıyorsunuz derenin içinden çıkıyor, bir bakıyorsunuz bir kayanın ardından. Neyse biz ona ayak uyduramayız. Dereyi takip edip kampı At Meydanı Gölü’ne kurmak niyetindeyiz.

Ağır adımlarla yürürken yemek görevini üzerine alan Uğur, kamp yemeğini anlatıyorballandıra, ballandıra. Açlıktan sanırım hızlı hızlı yürümeye başlıyoruz. Bir ritim tutturduk, yol boyu Vargit çiçekleri arasında sırtımızdaki yükün ağırlığını unutup şakalaşarak ilerliyoruz. Yürüdükçe doğa bizim bir parçamız oluyor bizde onun parçası.

Buradaki her kaya, her çiçek daima buranın bir parçası olacak, her biri asırlardır burada ve biz onların misafiriyiz. Soldan akan birinci şelaleyi geçiyoruz, amaç ikincisini geçip sağdan kamp kuracağımız göle ulaşmak.

Yolda kısa molalar verip At MeydanıGölü’ne ulaşıyoruz sonunda. Mithat ve Faruk gölün soğuk sularına bırakmışlar bile kendilerini. Bizde yüklerden kurtulup atıyoruz kendimizi soğuk sulara. Uğur ve Tuğfan biz gölde çocukça eğlenirken akşam yemeği hazırlıklarına başlıyorlar.

Soğuk sulardan sonra sıcak bir kahve gibisi yok. Karanlık olmadan çadırları kuruyoruz. Akşam yemeği olarak Uğur’unFettucineAlfredo’su ve İdris’in yabani kekik ve etrafta bulduğu otlardan hazırladığı salata ile karnımızı doyuruyoruz.

Ay ışığının göldeki ve tepelerdeki yansımaları değiştirdiğinde ilahi bir müdahaleye şahit olduğunuzu düşünüyorsunuz.Ben kendi açımdan baktığımda doğanın her zaman harika bir tür terapi olduğunu biliyorum, doğa insanları iyileştirebilir ve eğitebilir. Yarın uzun bir gün olacak.

Gün yorucu geçse de gece olunca derenin sesi ve yıldızlar eşlik ediyor uykumuza...

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.