Turhan Eyüboğlu

Turhan Eyüboğlu

Fotoğrafın Bize Anlattığı Gerçek

Çanakkale Savaşı'nda Mustafa Kemal Atatürk’ü görmezlikten gelmeye çalışanlara bu yazım armağan olsun. Umarım okurlar, vicdanları ve onurları onları rahatsız etmek için harekete geçer!

img_6485.jpg

Bu fotoğrafa baktığınızda ne görüyorsunuz? Durun, ben sizin yerinize gördüğümü anlatayım! Bu fotoğrafa baktığımda bir cenaze töreni görüyorum ve önemli birinin olduğunu düşünüyorum. Önünden geçen tabutta yatanı selamlayan bir askeri görüyorum. Ancak dikkatli baktığımda askerin kıyafetlerinden Türk olmadığını anlıyorum. Ama yüksek rütbeli bir asker olduğunu da düşünüyorum. Şimdi bu selam veren yüksek rütbeli asker diye düşündüğüm adamın size duygu dolu ibretlik hikayesini anlatayım.

Tabutta yatana selam veren yüksek rütbeli asker, Sir William Birdwood’dur. Çanakkale Savaşı'nda Anzak Orduları Başkomutanı... Asker ve donanım açısından daha üstün olmalarına rağmen Atatürk’e üç kere yenilen İngiliz generaldir. Çanakkale Savaşı'nda bacağı da sakatlanır; ama buna rağmen O'nun dehasına ve kişiliğine karşı büyük hayranlık duyar.

Bu hayranlık savaş sonrasında da devam eder. 1935 yılında Mareşal olur son görevi Hindistan Ordusu Başkomutanlığıdır. Atatürk hayranlığı ve sevgisi hala sıcaklığını korumaktadır. Atatürk’ün cenazesine katılabilmek için için talepte bulunur. Talebi kabul edilince İstanbul’a gelir.

Bacağını sürükleye sürükleye tabutunun ardında yürür. Ankara’daki törende artık ayağı şişmiş, ayakta zor durmaktadır. Halkevi binası balkonuna çıkarırlar. Geçici kabrine götürülecek olan Atatürk’ün tabutunun geçişi sırasında kılıcından destek alarak ayağa kalkar ve elindeki asayı kaldırarak Atatürk’ü selamlar. Bu sırada artık duygularını kontrol edemeyerek son yüzyılın yetiştirdiği dehanın arkasından ağlamaktadır.

Tören sonrasında hemen ayrılmaz ve birkaç gün daha kalır Ankara’da. Bir gün etrafında Türk yetkililerin de olduğu bir ortamda cebinden bir kalem ve üzerinde kroki olan bir kağıt çıkararak masaya koyar, şu anıyı anlatmaya başlar:

"Tarih 20 Kasım 1918’de ben ve yanımdakiler Pera Palas Oteli'ne yerleştik. Mustafa Kemal’in de otelde bir dairesi olduğunu biliyordum. Onunla görüşmek için bana verilen refakat subayı Sedat Rıza Bey’den ricada bulundum. Mustafa Kemal 'Buyursunlar!' demiş.  

Artık karşı karşıyaydık. Çok saygılı davranıyordum ve aynı saygıyı ondan görüyordum. Hoşbeşten sonra, iki yıldır kafamı kemiren 'Bizi nasıl yendi?' sorusunun yanıtını almak istiyordum!

'Sayın komutan bizi nasıl yendiniz?'

'Sizin de bizim de tarih dergilerimiz var. Tarih bunu yazacaktır.'

'Rica ediyorum Ekselans, sizin ağzınızdan dinlemek istiyorum. Lütfediniz.' dedim.

Mustafa Kemal, yanındaki Rasim Ferit Bey’den kağıt kalem istedi. O da bir parça kağıt ile altın muhafazalı kurşun kalemini uzattı. Mustafa Kemal bir kroki çizerek, kağıt üzerindeki yerlerini işaretledi.

Bana dönerek 'Şu tarihte karaya çıktınız, filanca saate kadar şurada durdunuz. Biz de şu hattaydık. Her şey sizin lehinizdeydi. Niçin çizgide durdunuz ve niçin ilerlemediniz?'

Birdwood:

'Askerlerimiz çok yorulmuştu.'

Mustafa Kemal, Conkbayırı krokisini göstererek:

'Siz filanca gün şu yöne hareket ettiniz, şu durumu aldınız; niçin ilerlemediniz?'

Birdwood:

'Biz ilerledikçe arkadan su yetişmedi. Askerlerimiz susuz kaldı ve durduk.'

Mustafa Kemal de Türk soyluluk ve erdemini şu esprisiyle dile getirir:

'Görüyorsunuz ya ben bir şey yapmadım! Önce yorgunluk, sonra susuzluk durdurdu ordunuzu.'

Mustafa Kemal’den bir başkası, dünya savaş tarihinde benzerine az rastlanır bu başarısından böbürlenebilirdi. Oysa O bunu yapmadı.

Mustafa Kemal bana:

'Siz mazeret ürettiniz! Biz ise 'Söz konusu vatan ise bizim için gerisi teferruattır!' demek istedi. Bunu dünyada bir eşi olmayan en kibar dille yaptı. Biz ise söz konusu vatan olunca her şeyi teferruat sayacak bir komutanla savaştığımızı bilmiyorduk.

Ayağa kalktım, Mustafa Kemal’i kucakladım:

'Sizin gibi kahraman ve yüksek karakterli bir asker tanımadım.' dedikten sonra krokiyi ve kalemi işaret ederek:

'İzin verir misiniz, alabilir miyim bu kroki ve kalemi? Değerli bir hatıra olarak saklayayım.'

Mustafa Kemal:

'Tabii, buyurun!'

İşte bu kalem ve kağıt o gün benimle konuştuğu, bana krokilerle savaşı anlattığı kağıt ve kalem! Yanına gelirken yanımda getirmek istedim!"

NOT: Ne denir ki... Düşmanlarının bile sevdiği, değerini takdir ettiği, hayranlık duyduğu bir adam... Günahıyla sevabıyla ülkenin kurucusu... Çok daha fazlası olmalı elbet; ama sakat bacağıyla acı çeke çeke onun tabutunun arkasından yürüyen şu adamın gösterdiği saygıyı gösteremeyen ve yetmezmiş gibi bilir bilmez hakkında atıp tutan, hakaretler eden insanlarımız var! Yazık, hem de çok yazık.

Erol Özışık yazısından alıntılar yapılmıştır. Kendisine teşekkür ederim.

Kaynak: 1. Atatürk’ün İstanbul’daki Çalışmaları, (1899 - 16 Mayıs 1919), Sadi Borak

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.