Yavuz Kurt-Cuma Yazıları

Yavuz Kurt-Cuma Yazıları

Fücûr: Sorumsuzluk Telkini

Fücûr, Arap dili âlimi Cürcânî’nin tanımıyla: “Nefsin, yüce Allah’ın razı olmadığı işler yapmaya ve ahlâk ilkelerine aykırı davranmaya insanı sevk etmesi.” demektir. Elmalılı Hamdi Yazır ise fücûru: “Haktan saparak hak yolu yarmak ve hak nizamından çıkıp dinin emir ve yasaklarına aykırı davranmaya başlamak.” şeklinde tanımlamıştır. Dinin asıllarına ve ahlaki kurallarına aykırı yaşayan, yüce Allah’ın belirlediği hak yola muhalif tavır benimseyen ve fütursuzca günah işleyen kimseye fâcir denilmiştir.

İnsan, yaratılış bakımından temiz bir tabiata sahiptir. Manevi yönden kirlenmesi, şeytan ve yandaşlarının takip edilerek vesveselerinin benimsenmesiyle meydana gelen arızî bir durumdur. O halde asıl husus, içimizdeki İslam olan takvanın fücûra karşı güçlü ve dirençli kılınmasıyla ilgilidir. Kur’an-ı Kerim, takva gibi fücûrun da fıtrî olduğunu bildirmiş, sorumluluk şuuruyla yaşamaya ya da sorumsuzca davranmaya dair tercih yetkisini insanoğluna bırakmıştır:

“Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona fücûru ve takvayı ilham edene and olsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.” (Şems 91/7-9)

Fücûr, sorumsuz davranışlarla benliğin kirletilmesi, takva ise sorumluluk şuuruyla insan özünün muhafaza edilmesi demektir. İmanlarını takva ile mukavemetli kılanların doğru yoldan şaşmayacağı muhakkak olduğu gibi fücûr bataklığına saplanmış olanların bu oyuktan kurtulmadan doğru yolu bulmaları da mümkün değildir. Bundan dolayı olsa gerek Kur’an, fâcirlerin amellerinin, büyük günahların kayıt altına alındığı yeri ifade eden Siccîn’de olduğunu bildirmiş (Mutaffifîn 83/7), azaplarının ise cehennemin en şiddetli tabakalarından olan Cahîm’de tahakkuk edeceğini haber vermiştir (İnfitâr 82/14).

Fücûr, kibir ve istiğnadan nemalanırken, takva iman ile değerlenir. Tevazuun düşmanı olan kibir, Yaratıcıya karşı büyüklenmeyi emreden, hakikatin kabulünü engelleyen, Allah’a itaatin gereksizliğini ilham eden bir illettir. İstiğna ise Yaratıcıya ihtiyacın olmadığını, insanın kendi kendine yeteceğini, kimsenin desteğine hacet duymadığını fısıldayan bir vesvesedir. Ancak takva, kıymetini imandan alır. Tahrifata uğramamış saf iman, acizliğini peşinen kabullenmiş insan için büyük bir imkân, doğru yolda sabitkadem yol almasını temin eden manevi kuvvettir.

Fücûr, dalaletin hem sebebi hem de sonucudur. Yüce Allah’ın buyruklarına kulak kabartmayan insan, sahte frekanslardan beslenmeye müsait hale gelecektir. Hakikatten beslenmeyen gönül, batıldan istifadeyi asıl zannedecek, kaçınılmaz olarak hak dışı işlere meyledecektir. İşin nihayetinde ise nefsinin vesveseleri hakka meyilli fıtratına galebe çalacak, gönlünü fücûra sevk edecektir.

Fücûr, insanı cehenneme sürüklerken takva, cennete uğurlayan gönül bekçisidir. Fâcir, işlemiş olduğu kusurların tamamını hafife alan cehennem gezginidir. Allah Resûlünün bu konu hakkındaki şu sözü önemlidir:

“Mümin, günahlarını üzerine düşüverecek bir dağ gibi büyük görür. Fâcir ise günahlarını burnu üzerine konan ve kovalayınca kaçacak sinek gibi görür.” (Tirmizî, “Sıfatü’l-kıyâme”, 49)

            Bunun mukabilinde takva, sahibini cennete selametlerken, başta Yaratıcısına sonra da insanlara karşı sorumlu olduğunu, kul olmak için dünyada bulunduğunu, imtihan için yükümlü tutulduğunu insana her dem ihtar eder.

Elhâsıl fücûr, Allah’ın rahmetinden insanı mahrum bırakan, sonunda da cehenneme reva kılan eylemlerin tamamıdır. Anlaşılmaktadır ki, fücûr ile takvanın kavgası ebede dek daim olacaktır. Sorumsuzluk telkini fücûrun sesini kısarak kâle almayanlar, nimetlerle dolu cennette melekler tarafından ziyadesiyle ciddiye alınacaklardır.

Var mısınız fücûrun sesini susturmaya?

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.