Gabar'dan, Ata'nın haritasına bakmak...

Uzun bir dönem oldu. Özrümüz baş döndüren gündem operasyonu.


Dağlıca yıkımından beri, niyetleniyordum bir şeyler yazmaya ama, gündem bombardımanı her defasında yıkıyordu beynimin içindekileri.


 


Yetişemedim. Ha bugün, ha yarın derken, hele bir de konu ağırken, ağırdan öte mevzu memleket mevzusu iken, sormadan da edemiyordum kendi kendime…


“Hava yanlış anlamaya elverişli, insanların burnundan soluduğu bir atmosferde yapar mıyım acaba bir sürç-i lisan “ diye kendi kendimi hesaba da çekerken, önceki akşam, medyaya düşmeden ajans haberlerine düştüğünde gördüğüm, 180 derece karakter özürlü Baykal açıklaması ile sarsıldım.


 


Ve çok şeyi görüp, çok şeyi aşıp, her zamankinden çok daha kuvvetli ve haklı hissederek kendimi,  zamanıdır artık zamanıdır dedim…  


 


                                                               *******


Evet, durum ortada…


Türkiye; kimilerine göre, kurulduğu dönemden çok daha zor bir kuşatma altında. Kimilerine göre ise insanlık tarihindeki en akıl almaz oyun (BOP) un merkezinde, cehennem senaryoları arasında, tarihin en büyük sınavının merkezinde.


 


Peki; doğrumu, abartımı, yoksa hikaye mi ?


Bence çok daha ötesinde.


Niye mi…


 


Çünkü; Dağlıca’dan sonra, 77 kez toplanıp, bu günlerde 78. nin provasını yapan, “öderiz, ödettiririz” tehditleri savurduktan sonra, icazet için soluğu Britanya ve yeni kıtadaki Evangelist kapılarda alan icranın başının, amatör bir senarist tarafından kaleme alınan tiyatrosundan öte, bu memlekette Cumhuriyet tarihinde eşi benzerine pek rastlanmayan, son dönemlerdeki ziyaretler ve diplomasi trafiği bunun göstergesidir.


 


Yeni kıtalı’ dan önce Tahranlı’nın, Mezopotamyalı’dan sonra Jeruselamlı ve Filistinli’nin Ankara’ya peşi sıra, boy gösterisi şeklinde yaptıkları bu ziyaretlerin arkasında BOP veya diğer tabiriyle Big Games denen, cehennem savaşı öncesindeki ataklar ve manevralar yatmaktadır.


 


Çok değil bir yıl, hatta 6 ay öncesine kadar. Yazarak veya konuşarak uyarmaya çalışanları, bazen komploculuk, bazen şizofrenlik ve bazen de ırkçılık ile suçlayan, icra ve yakın çevresinin, karşılaşınca kendilerine söylendiği gibi bulmadıkları bu BOP yani Big Games denen oyun, aslında çoktan girişi yapılmış, hatta gelişmesi bitirilmiş, sonucu bağlanmak üzereyken gün ışığına çıkan bir oyun.


 


Toprağa düşen Mehmet’in kanının gölgesinde, kendini gösteren gün ışığı, gaflet ve dalalet içerisinde bulunanları, beyinlerinde şimşekler çaktırıp uyandırırken, 180 derece karakter özürlülerin sahte ve riyakâr saf tutuşlarını da ortaya çıkardı.


Baykal misali gibi…


 


                                                               *******


Peki, neydi bu safları belirleyip, haritayı yeniden çizen oyun ?


Çok yazıldı, çizildi ama, bir de buradan yazalım, belki atlananları tamamlar, kelimelerin arasını doldururuz.


 


Oyunun adı legal literatürde (BOP) Büyük Ortadoğu Projesi, illegal literatürde ise Big Games, yani büyük oyun.


 


Yahudi, yani diğer tabiriyle dünyanın efendisi olduğunu iddia eden İsrailoğlu buna Arz-ı Mev’ud diyor.


 


Amacı, özgürlük ve demokrasi adı altında, Ortadoğu da bulunan halkları ayağa kaldırıp, sonra savaştırıp, ardından kazananın bölgesinde hakim olduğu bir harita ile kendine göbekten bağlı yeni yeni dominyo devletler yaratıp yeni sınırlar çizmek.


 


Sınırları çizerken de, yüzyılın başında Türk’ün, müslüman Türk’ün, itiraz ederek üzerinde oynama yaptığı, asıl emperyal sınırlara geri dönmek ve Arz-ı Mev’ud ‘un alt yapısını hazırlamak.


 


Bitmedi... Film uzun.


Bu arada, Acem’in nüfus bölgesini kırıp, bölgedeki başka bir güç ile Acemi vuruşturmak ve eksi haneleri göstermeye başlayan ekonomiyi, savaş bölgelerine satılacak silahlar ile nötürlerken, savaş sonrasında kurulacak devletçiklerin elindeki petrol ve enerji rezevlerini de, savaş bitmeden haneye geçirip ekonomiyi pozitif değerlere taşımak.


 


Kısaca, özgürlük ve demokrasi yalanlarıyla, orta vade de ekonomik kazanç, uzun vadede ise sınırı Ağrıdan Jeruselam’a, Kermanşah’tan Şam’a, Büyük İsrail,  yani Arz-Mev’ud.


 


                                                                  ********


Büyük oyunun içerisinde ki Türk’ün konumu ve rolü ise, Acem’e savaş ilan edip projeyi hızlandırmak ve Babil’in kayıp çocuğu Barzani önderliğinde kurulacak Kürt devletine büyük ağabeylik yapmak.



Bir nevi, keriz rolü…


Sorunun yokken Acem’le vuruşmak ve seni sinsice alttan alta vurarak, evinin üçte birini isteyen Babilli’ ye büyük ağabeylik yapmak.


 


İşte projenin tıkandığı nokta da burası.


İran’a vuracaksın diyor, “banane” cevabını alıyor.


Kürt’e ağabeylik yapacaksın diyor, morarıp kalıyor.


Cevabın nereden geldiğini ve senaryonun neden tıkandığını ise bilmiyor.


Aslında biliyor da salağa yatıyor.


 


Buradan da, Pensilvanya ve Houston merkezli çalışmalar ile projeyi hayata geçirmeye çalışan senaryo sahibinin, iyi etüd yapmadığı ve Türkiye denen ülkeyi iyi tanımadığı ortaya çıkıyor.


 


Zira onun kafasında, Türkiye’de kontrol altında tuttuğu iki güç bulunuyor.


Biri icranın içine kadar uzanan Pensilvanya merkezli ılıman İslam gücü, diğeri ise üniformalının içine kadar uzanan Houston merkezli Hazar gücü.


 


Ama, bu güçlerden öte, öyle fazla ortalıkta görünmeyip de, buhran denen felaketlerde kendini gösteren ve proje sahibinin kendinde ve kültüründe olmayan bir güç var ki, onu görmüyor, işte onu göremiyor.


 


Veyahutta görüyor da,  yüreği yetmeyeceğini bildiği için görmek istemiyor.


 


Ve dönüyor dolaşıyor bir şeyi görüyor.


Bu coğrafyada Türk’süz, değil harita çizmek, resim bile çizilemeyeceğini anlıyor.


 


Ve başlıyor yeniden düşünmeye.


Düşünürken bu sefer önüne o çok korktuğu, rüyasında dahi görmek istemediği, gerçek haritanın, birinci kısmının başlangıcı bölümü geliyor.


 


Bakıyor plan tutacak gibi değil, geride adım da atamıyor, yapacağı tek şey kalıyor.


“PKK benimde düşmanımdır” diyerek, kan emici yarasayı alttan alta palazlandırıyor.


 


Taktik gereği bazen geri çekip, Dohuk’ta,  Erbil’de eğitip, silahlıyor.


Bazen de, Gabar’a, Cudi’ye salıp, çıkan sesleri dinliyor.


Sesin merkezi ve gücüne göre, tekrar yeni beklentilere giriyor ama, Türkiye’nin dört bir tarafındaki kalpler artık gerçek harita için çarpıyor.


 


İcra’nın başına getirdiği mürid’ide uyandı, artık oda kafa kaldırıyor.


Efendisinin asırlık planının, çöküş arefesindeki Coni, geri dönüş planları yapıyor.


 


Gizlendiği Coni’nin arkasında, tarih boyu kendisini infaz sandalyelerinden alan Türk’e aşağılık planlar yapan ve kazıdıkça kökü eşkenaz yahudisine uzanan Babilin kayıp çocuğu ve uzantısı ise, camilerin yanına açtığı sinagog ve havralarda, Coni’nin gitmemesi için Hahamlar’ına hatimler indirtiyor.


 


Buna insanlık tarihi, “etme bulma dünyası” diyor…


“Ateşi ben yakmadım, yakan düşünsün” diyen, ve “en iyi savunma ataktır” tan başka bir seçeneği kalmayan Müslüman Türk ise, her gün bir şehidini cennete omuzlarken,  kaderini ve haritasını artık yeniden çiziyor…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.